<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267</id><updated>2012-01-25T11:54:15.350+01:00</updated><category term='Genç yetenekler'/><category term='Cezayir'/><category term='Premier League'/><category term='UEFA Avrupa Ligi'/><category term='Geriye sayım'/><category term='Afrika Kupası 2010'/><category term='Portekiz'/><category term='Dinamo Kiev'/><category term='Ligue 1'/><category term='Bosna-Hersek'/><category term='Fransa'/><category term='2010 Dünya Kupası'/><category term='Erik Edman'/><category term='Ajax'/><category term='Şike'/><category term='Rafael Benitez'/><category term='Fas'/><category term='La Liga'/><category term='Trabzonspor'/><category term='Euro 88'/><category term='Hikmet Karaman'/><category term='Ukrayna'/><category term='Wigan'/><category term='Liverpool'/><category term='Yunanistan'/><category term='Formalar'/><category term='Beşiktaş'/><category term='Tottenham'/><category term='Bursaspor'/><category term='Spor Toto Süper Lig'/><category term='Gareth Bale'/><category term='Gullit'/><category term='Galatasaray'/><category term='Şampiyonlar Ligi'/><category term='Rubin Kazan'/><category term='şiddet'/><category term='Ibrahimovic'/><category term='Türkiye'/><category term='Fenerbahçe'/><category term='İrlanda'/><category term='Formula 1'/><category term='Beko Basketbol Ligi'/><category term='Euro 2012'/><category term='Bundesliga'/><category term='İbrahim Üzülmez'/><category term='Sinema'/><category term='Transfer'/><category term='Eto&apos;o'/><category term='Euro 2012 elemeleri'/><category term='Turkcell Süper Lig'/><category term='A Milli Takım'/><category term='twitter'/><category term='Inter'/><category term='Rusya'/><category term='Hollanda'/><category term='Serie A'/><category term='Eredivisie'/><category term='Darius Vassell'/><category term='Mısır'/><category term='2000&apos;ler'/><category term='spor medyası'/><category term='Slovenya'/><category term='Barcelona'/><category term='Ankaragücü'/><category term='Basketbol'/><title type='text'>Futbol üzerinden hayat üzerine tefekkür</title><subtitle type='html'>Şezlongumu Kuzey Denizi kıyısına taşıdım. Artık buradan ahkam keseceğim.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>170</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-259048798717840118</id><published>2012-01-25T11:54:00.000+01:00</published><updated>2012-01-25T11:54:15.360+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şike'/><title type='text'>26 Ocak 2012- Türk Futbolu için "milat" veya "mevt" vakti</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-L7ocBcnQ-7M/Tx9M4FQEXDI/AAAAAAAAAYE/izY0yH0F5d4/s1600/TFF.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-L7ocBcnQ-7M/Tx9M4FQEXDI/AAAAAAAAAYE/izY0yH0F5d4/s1600/TFF.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendimi bildim bileli bu oyunu seviyorum ve bu oyunu sevenlerin kahir çoğunluğu gibi bir takımı aşkla destekliyorum. Ancak, kazanmanın her şey olmadığını, kaybetme ihtimali olmadığında, saygı duyabileceğin rakiplerin olmadığında bu oyunun anlamsızlaşacağını bilerek; adil ve güzel bir mücadeleye tanıklık etmek için seviyorum bu oyunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta kendi yolumu çizerken aklımda kalan cümlelerden en anlamlılarından birinde Camus'nun dediği gibi &amp;nbsp;"Ahlaka dair öğrenilebilecek ne varsa" içinde barındıran bir oyun olduğunu öğrendikçe her geçen gün daha da çok sevdim. Bu söz esasında "ahlaksızlıkların" &amp;nbsp;futbolun ayrılmaz bir parçasını oluşturduğunu ifşa etse de pisliklere gözümü kapayarak; "eskiden her şey güzeldi" güzeldi deyip bugüne burun kıvrıldığında veya "amatör ruh"a övgüyle "endüstriyel futbol" eleştirildiğinde dahi umursamadan, iflah olmaz bir iyimserlikle sevdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yüzden sıklıkla ortaya atılsa da şike iddialarına inanma eğiliminde olmadım hiçbir zaman. Biraz safça gelecek ama "ben&amp;nbsp;dışarıdan&amp;nbsp;bu kadar seviyorsam, bu işte ekmeğini yiyen bir adam bu oyuna nasıl ihanet eder diye düşündüm".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk futbolunda 3 Temmuz 2011 gününden bu yana yaşanan sürece de böyle bakabilirdim aslında. Keşke ilk günden beri bu iddialara inanmıyorum diyebilseydim ama şike iddialarının odağındaki ismin Aziz Yıldırım'ın "kazanmak için her türlü manipülasyona başvurabilecek biri olduğunu" daha önce defalarca ortaya koyduğunu düşününce gönül rahatlığıyla "şike yoktur" diyemedim. Ama yine de bir pislik varsa, vakit geçmeden bunun ortaya çıkacağını, futbol kamuoyunu ikna edecek net kanıtlar ortaya konacağını ve çürümüş elmaların öncelikle kendi camiaları tarafından ayıklanacağını düşündüm. Bu yüzden doğru olan, bir yargıya varmadan önce&amp;nbsp;hukukun temel ilkelerinden biri olan "masumiyet karinesi"ne uygun olarak&amp;nbsp;iddiaların kanıtlanmasını beklemekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak 3 Temmuz'dan itibaren yaşananlar olayı bambaşka boyutlara taşıdı. Süreç o kadar kötü biçimde yönetildi ki, Türk futbolunun üzerinde dolaşan kara bulutlar giderek kasvetli ve umutsuzluğun hüküm sürdüğü bir iklime taşıdı bizi. Sorumsuzca yapılan açıklamalar, sonsuz biat kültürü ile fırsatçılık sarkacında ilkesiz tutumlar, TFF yönetiminin basiretsizliği ve tutarsızlığı, maddi çıkarlar sözkonusu olduğunda ilke tanımazlıklarını ortaya koyan kulüpler, gerçeklerin ortaya çıkması için araştırma yapma misyonunu bir kenara bırakıp her iki yönde kışkırtıcılık yapan. Sanki herkes, "halkı futboldan soğutmak için" organize olmuş bir grubun üyesi gibi hareket ediyordu. Kimin neyi temsil ettiğini anlamak mümkün değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Futbol Federasyonu, bugüne kadar konuyla ilgili "hiçbir karar almama" kararının ardından, günü kurtardığı yanılsaması yaratacak ancak Türk futbolunun sonu anlamına gelecek bir gündemle, 26 Ocak 2012 günü toplanacak. Basına yansıyan haberlerden anladığım, &amp;nbsp;yasada ve ceza yönergelerinde yer alan hükümlerin bir defalığına mahsus uygulanmamasına karar verilecek. Bu tabuta son çivinin çakılması demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Tabuta çakılan çiviler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar birkaç tweet dışında bu konuda hiç yazmadım. Ama 26 Ocak'tan önce bazı düşüncelerimi kayda geçirmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- En başından itibaren devam etmekte olan dava ile TFF'nin ceza süreci birbirinden ayrılmalıydı. TFF, Etik Kurulu'nun raporuna göre ilgililerin savunmasını almalı ve ceza gerektiren bir durum varsa derhal uygulamalıydı. Zira TFF, sadece futbol sahasına ilişkin olaylar hakkında yetkili, oysa sanıklar "organize suç" başta olmak üzere birçok farklı suçtan yargılanıyorlar ve davanın ne kadar süreceği belli değil. Hüküm kesinleşse dahi temyiz aşaması var. X takımı mahkeme kararının ardından düşürdünüz ve ligi başlattınız diyelim Yargıtay kararı bozarsa ne olacak, ligler oynanırken o takımı geri mi alacaksınız? Bir örnek vermek gerekirse, Hagi 2001 yılında G.Birliği maçında hakem Erol Ersoy'a hakaret edip, üzerine yürüdüğü ve tükürdüğü için 5 maç ceza almıştı. &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/02/02/10_yil_onceki_hakarete_faiziyle_40_bin_lira_ceza"&gt;Erol Ersoy'un açtığı hakaret davası ise ancak geçtiğimiz yıl sonuçlandı.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TFF'nin imza attığı ikinci yanlış ise Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesi oldu. Bu konuda TFF, ikircikli bir tutum izledi ve topu UEFA'nın üzerine atmaya çalıştı. Halbuki UEFA, tabir caizse TFF'den Fenerbahçe'ye "kefil olmasını" istemişti. Ortaya garip bir durum çıktı, Fenerbahçe'ye "UEFA'nın şerrinden korkularak" zımnen bir ceza verilmiş oldu ancak TFF kendi ligi için buna cesaret edemedi. Fenerbahçe'nin suçlu olduğuna dair yeterli kanıt yoksa, UEFA nezdinde arkasında durması; yeterli kanıt varsa da kendi liginde de yaptırım uygulaması gerekirdi. Ancak alınan karar Türkiye Ligi'nin değerini düşürmek ve &amp;nbsp;Avrupa futbol kamuoyundaki kuşkuları arttırmaktan başka bir işe yaramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu ilkesiz tutumda bütün kulüpler de TFF ile birlikte ortak sorumluluk altına girdiler. Binlerce abonenin Digiturk üyeliğini iptal etmesi üzerine yayıncı kuruluştan gelecek para musluğunun kesileceğini anlayınca paniğe kapılıp, "önce 2011-12 sezonu başladığı gibi bitecek, sezon içinde düşme olmayacak"" kararını aldırdılar. Bu karar da ayrı bir garabet yarattı. Şöyle ki, Fenerbahçe'nin 2010-11 sezonunda şike yaptığı kanıtlanırsa, 2011-12 sezonunun sonunda düşme cezası alacak. Fenerbahçe, bu sezon aslanlar gibi mücadele etti ve hak ederek şampiyon oldu diyelim. &amp;nbsp;Bu durumda ertesi sezon bir önceki yılın günahını çekecekler. Adaleti geciktirmek kimseyi tatmin etmeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede alınan bir diğer skandal karar da play-off kararı oldu. Hiçbir fizibilitesi yapılmadan, maç takvimini gereksiz yere sıkıştırmak ve 10 takımı 5 ay boyunca pasif durumda tutmak pahasına, sadece olur ya "Fenerbahçe veya Beşiktaş puan silinme cezası alırsa yarıştan kopmasınlar" mantığıyla hazırlanmış bir uygulama normal sezonu anlamsızlaştırdı. Zaten günlerde konuşulan ""puan düşme cezaları play-off'tan önce uygulanacak" hükmü de bu uygulamanın ardındaki amacı açıkça göz önüne serdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8vgaG5Z6P2M/Tx9jva3ZlYI/AAAAAAAAAYM/lts9I9ZKPw4/s1600/nihat-ozdemir-1234555.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-8vgaG5Z6P2M/Tx9jva3ZlYI/AAAAAAAAAYM/lts9I9ZKPw4/s1600/nihat-ozdemir-1234555.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada tüm kulüplerin sorumluluğu var ama süreç boyunca "mazlum" rolünü oynayan Fenerbahçe'nin ilkeli bir duruş sergilemekte gecikmesini de es geçmemek lazım. "Biz şike yapmadık, alnımız açık" tavrını ilk günden itibaren net biçimde ortaya koymak yerine, Aziz Yıldırım tutukluyken en yetkili şahıs olan Nihat Özdemir tarafından yapılan&lt;a href="http://www.fanatik.com.tr/Herkes-dekoder-alsin_3_Detail_34_237618.htm"&gt; "Taraftarlarımız dekoder alsınlar"&lt;/a&gt; (Şampiyonlar Ligi'nden men edildikten 2 hafta kadar sonra) şeklindeki açıklamaya ne demeli? Yine aynı şahıs, &lt;a href="http://www.sporx.com/futbol/superlig/fenerbahce/58-madde-degismezse-turk-sporu-batarSXHBQ260993SXQ"&gt;"58. madde değişmeli, yoksa Türk futbolu batar" &lt;/a&gt;(meali: Fenerbahçe'nin olmadığı ligin yayın değeri düşer, siz de para kaybedersiniz) diyerek aba altından sopa gösterip, Aziz Yıldırım'dan tam aksi yönde bir ayar gelince çark etmedi mi? Şimdi bugün gelen, "yarım puan bile silerseniz ligden çekiliriz" açıklamalarının samimiyetine nasıl güvenilebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak lig bir şekilde ilerliyorken, "Şike Davası"nın duruşmasının yapılacağı 14 Şubat tarihinin hemen öncesinde, TFF'nin gündemi net olarak belli olmayan Genel Kurul'u 26 Ocak tarihinde toplayacağı açıklandı. Tabii Mehmet Ali Aydınlar ve TFF yönetiminin süreç boyunca herhangi bir konuda karar alma basiretini göstermemesine alışık olduğumuzdan, bu 26 Ocak'ın "karar alma" aşamasında topu Genel Kurul'a atmak isteğinden kaynaklandığı anlaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hesabın doğru yapıldığı &lt;a href="http://www.ntvspor.net/haber/futbol/56959/akincioglu-kume-dusme-soz-konusu-degil"&gt;TFF ile Kulüpler Birliği ile geçen hafta yapılan toplantı&lt;/a&gt; sonunda anlaşıldı. Buna göre, TFF, küme düşmenin uygulanmaması, şikeye karıştığı tespit edilen kulüplerin minimum 12 puan silme cezası alması ve UEFA müsabakalarından men edilmesi öngörülüyor (anladığım kadarıyla Fenerbahçe suçlu bulunursa bu sezon ŞL'den men edilmiş olduğu için 2012-13 sezonunda Avrupa Kupları'nda oynayabileceği düşünülüyor). Böylece güzide kulüplerimiz para kaybetmeyecek çünkü şike yaptığı anlaşılsa da tüm kulüpler hiçbir şey olmamış gibi ligde oynamaya, taraftar da izlemeye devam edecek. Hukuksuzluk, futbolsevmez bir delege güruhunun ellerini indirip kaldırmasıyla vücut bulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar ortadayken bir de UEFA'nın TFF'nin kararına yeşil ışık yaktığı iddia ediliyor ya, en çok buna gülüyorum. Bu kadar kişinin okuduğunu anlamıyor olmasına ihtimal vermediğimden, bunun da maksatlı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Yoksa buradan da anlaşılabileceği gibi UEFA özetle, &lt;a href="http://www.uefa.com/uefa/aboutuefa/news/newsid=1739226.html"&gt;"Tüm sorumluluk TFF'dedir. Ancak şike konusu Avrupa düzeyindeki müsabakalara doğrudan etki ederse UEFA müdahale eder"&lt;/a&gt; diyor.&amp;nbsp;Hatırlayalım sezon başında, Başkan Aydınlar, "ligler öngörüldüğü biçimde oynanacak, ceza gerektiren bir durum varsa sezon sonunda cezalar verilecek" açıklamasını yaptıktan 2 hafta sonra Fenerbahçe apar topar Şampiyonlar Ligi'nden men edildi.&amp;nbsp;Bir takımı şike yaptığı ispatlansa dahi kendi liginde oynatacaksın, ama UEFA vizesi vermediğin için UEFA da sana bir şey demeyecek. Bu tek kelimeyle "absürd" bir düşünce, unutmayalım Türkiye, UEFA'nın bir üyesi olarak bazı kurallara tabi ve bunda da "şikeye sıfır tolerans" başta geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son&amp;nbsp;olarak bir ara ortaya atılan ama çok şükür taraftar bulmayan iki hususta da düşüncelerimi söyleyeyim. "Yöneticiler ceza alsın ama kulüplere dokunulmasın" düşüncesi eşyanın tabiatına aykırı. Bürokraside de, özel sektörde de hayatın her alanında, idareci, kendisine&amp;nbsp;bağlı&amp;nbsp;bir grup adına yetki kullanan kişidir. Dolayısıyla, yönetici şike girişimini kendi adına değil kulüp adına yaptığından "bağımsız bir sorumluluk" sözkonusu olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi de şike ve teşvik primi suçlarının fiil ve teşebbüs olarak ikiye ayrılması. Bu konuda da söylenecek çok söz var ancak bu önerinin ne kadar anlamsız olduğunu &lt;a href="http://www.fanatik.com.tr/Futbol-Zaten-sike-sahada-yapilmaz-ki_6_YazarDetay_248738_47.htm"&gt;Mehmet Demirkol &lt;/a&gt;yazısında çok güzel biçimde belirtmişti. Altına imzamı atacağımı belirtmekle yetineyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bitirirken&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir şey olurken, "Türk futbolu için bir milat" kalıbını kullanmayı çok severiz. Ben de başlıkta milat ya da mevt derken buna atıfta bulunmak istedim. Çünkü 26 Ocak'ta anlaşılan Türk futbolunun yeniden doğuşu ile&amp;nbsp;ölümü&amp;nbsp;arasında bir oylama cereyan edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef bizim sevgilimiz Türk futbolu yeterince kirlendi. Kendi kendini temizlemesine izin verin.&amp;nbsp;Oyun devam ederken kuralları değiştirmeyin. Bırakın suçlananlar kendilerini savunsun. Kamu vicdanında aklansınlar ya da suçlu iseler cezalarını çeksinler. Küme düşmek camiaları küçültmez. Ülke futbolunu da öldürmez. Juventus örneğini hatırlayın. Daha çok para kazanmak uğruna bu oyunu sevenlere ihanet etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blogun 30-40 civarında okuyucusu var ve muhtemelen hiçbir delegeye ulaşamayacağım. Olsun, bulutlara yazmış olayım. Yeter ki, bugün doğan çocukların da ilerde aşkla bağlanabilecekleri takımlarının maçlarına aynı hevesle babalarının elinden tutup gidebilsinler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-259048798717840118?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/259048798717840118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2012/01/26-ocak-2012-turk-futbolu-icin-milat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/259048798717840118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/259048798717840118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2012/01/26-ocak-2012-turk-futbolu-icin-milat.html' title='26 Ocak 2012- Türk Futbolu için &quot;milat&quot; veya &quot;mevt&quot; vakti'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-L7ocBcnQ-7M/Tx9M4FQEXDI/AAAAAAAAAYE/izY0yH0F5d4/s72-c/TFF.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-7122635315529883883</id><published>2012-01-03T23:39:00.001+01:00</published><updated>2012-01-03T23:44:03.193+01:00</updated><title type='text'>Yeni Yıl</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fkJLxjgt8yk/TwN8qO0IcLI/AAAAAAAAAXw/WJzs-6CppiE/s1600/P1010770.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/-fkJLxjgt8yk/TwN8qO0IcLI/AAAAAAAAAXw/WJzs-6CppiE/s320/P1010770.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir çoğunluğumuz takvimdeki değişikliklere haddinden fazla önem atfediyoruz belki. Ben de istisna değilim elbette. Bir yıl bitip yenisi başlarken en büyük hazırlığımız yeni kararlar almak oluyor. Birçoğunu uygulayamadığımız bu kararlar, eğer hayal kurarken haddinden fazla iyimser veya hedef koyarken haddinden fazla iddialı olmuşşak, hayalkırıklıklarına veya sırtlarda ağır yüklere dönüşebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni yıl kararlarının bir çoğu hayatı düzene koymaya dair. Yakın çevrem için konuşursam, hepimiz şartlarını oluşturmakta çok az payımızın olabildiği bir düzene ait olmak durumundayız zaten. Ama bu bile kesmiyor, kendi hayatımızın iplerini elimize almak istiyoruz. Zaman bize yetmiyormuş gibi zamanı daha iyi kullanmaya karar veriyoruz. Hayatın kısa olduğunu bildiğimizden bir saniyeyi dahi boşa harcamak istemiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnı aç olan biri süpermarkete girdiğinde, reyonlardaki her şeyi canı çeker ve arabaya doldurur da eve geldiğinde aldıkları anlamsız ve gereksiz görünür ya, yeni yıla bu iştahla giriyoruz işte. Sonra zaman her seferindeki gibi galip geliyor, düzen bize ağırlığını hissettiriyor, bezginlik ve esasında hiçbir şeyin değişmediği hissi hakim oluyor ve biz yine yaşayıp gidiyoruz günlük hır gür içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yılbaşında evim başka bir şehirdeydi, şimdi başka bir şehirde, sonunda döneceğim ev başka bir şehirde ve nihayetinde esas memleketim diyebildiğim "arkamdan gelen" şehir ise bunların üçünden de farklı bir yer. Ama buna alıştım, şikayetçi değilim. Sevdiklerinden uzak olmak zor olsa da değişimden, yenilikten korkmadım hiç. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yılbaşında ne karar aldığımı hatırlamıyorum. Bundan hiçbir kararımı uygulayamadığım sonucunu çıkarmak da mümkün elbette. Bu sebeple, 2012 için de aldığım somut bir kararım yok. Sadece rahat ve kaygısız olabileceğim anların giderek azalmakta olduğunu fark ediyorum. 2012 içinde "30" yaşımı dolduracak olmam da böyle düşünmemi sağlıyor olabilir ama bu yıl çok rahat olmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedense blog yazılarına bu kadar uzun ara verdikten, hatta 2011 yılında neredeyse hiç dokunmadıktan sonra böyle kişisel bir yazıyla başlamak istedim. Fark ettim ki ne zaman aklıma bloga uzun süredir bir şey yazmadığımı düşünsem, kendi kendime sudan bahaneler uyduruyorum. Halbuki kimsenin umurunda değil benim yazdıklarım. Geriye dönüp baktığımda, kendi izlerime bakmak için zamanda bıraktığım kırıntılar buraya yazılan sözcükler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem bu yıl rahat olmak istiyorum dedim, daha çok iz bırakmalıyım kendim için.&amp;nbsp;Bu yüzden kimseye naz yapmaya gerek yok, başlıyorum işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=5416298910718736267&amp;amp;postID=7122635315529883883"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a class="addthis_button_myspace" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=5416298910718736267&amp;amp;postID=7122635315529883883"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a class="addthis_button_google" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=5416298910718736267&amp;amp;postID=7122635315529883883"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a class="addthis_button_twitter" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=5416298910718736267&amp;amp;postID=7122635315529883883"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-7122635315529883883?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/7122635315529883883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2012/01/yeni-yl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7122635315529883883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7122635315529883883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2012/01/yeni-yl.html' title='Yeni Yıl'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-fkJLxjgt8yk/TwN8qO0IcLI/AAAAAAAAAXw/WJzs-6CppiE/s72-c/P1010770.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2150236494051366763</id><published>2011-05-27T17:21:00.001+02:00</published><updated>2011-05-27T17:22:16.315+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Dibe vurulan bir dönemin ardından, taze bir başlangıç</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-o99oZtdXpzs/Td_AuR2vEsI/AAAAAAAAAWc/TCzEJk7xHjQ/s1600/%25C3%25BCnal+aysal.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="121" src="http://2.bp.blogspot.com/-o99oZtdXpzs/Td_AuR2vEsI/AAAAAAAAAWc/TCzEJk7xHjQ/s320/%25C3%25BCnal+aysal.jpg" t8="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;2010-2011 sezonu tüm Galatasaraylılar için unutulmak istenen bir sezon olarak “hatırlanacak”. Hatırlanacak, çünkü unutulmaması lazım. Çünkü Galatasaraylılar olarak her hafta bir öncekinden daha fazla kızdığımız, hayal kırıklığına uğradığımız, utandığımız bir dönem yaşadık. Daha kötüsü olamaz dediğimiz her seferinde, daha kötüsü başımıza geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunların miladının 2008 sezonunda kazanılan şampiyonluk olduğunu “Hayalden Uyanış” yazımda uzun uzun anlatmıştım. Daha sonra Galatasaray’la ilgili tek bir yazı yazmışım, 15 Kasım’da Manisa maçından sonra. “Çöküş” başlığını koyduğumda herhalde ben de artık dibe vurduğumuzu ve daha kötü olamayacağını düşünecek kadar naifmişim. Aradan geçen 6 ayın her günü beni daha çok yanıltmakla geçti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsettiğim Manisa maçından sonra 9 G, 3B, 10 M almış, tek umut sayılan kupada gruptan çıkar çıkmaz elenmiş, ligin ilk 5 sırasındaki takımlardan puan alamamış (Fenerbahçe deplasmanındaki 0-0 daha önceki haftalardaydı), ligi tarihinde ilk kez eksi averajla bitirmiş, tarihinin mağlubiyet rekorunu kırmış v.s. birçok istatistik verip somut bir tablo ortaya koymak mümkün. Ama bence rakamların ifade ettiğinin ötesinde bir yıkım sözkonusu. Tüm camiaya hakim olan bir yılgınlık ve umutsuzlukla anılacak yaşanan günler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün sportif başarısızlıklara rağmen, yine de Türk Telekom Arena’nın açılışı yeni bir hava estirebilir, unuttuğumuz hevesleri hatırlatabilirdi. Bilakis, keşke açılmasaydı dedirtecek bir felakete sahne oldu 15 Ocak akşamı. O gün ve sonrasında yaşananlarla Galatasaraylılık onurunun ayaklar altına alındığına tanıklık ettik, utandık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuyla ilgili bir şeyler yazmayı defalarca denedim, öfkeme hâkim olamamaktan korktum, erteledim. Erteledikçe öfkem soğumaktan ziyade arttı. Zaten gerekli duruşu sergileyemeyen&amp;nbsp;yönetim de bu vebalin altında ezildi. Maalesef, “bari giderken olumlu bir izlenim bıraksınlar” yönündeki beklentiler de boşa çıktı. Olaylı mali kongre, mahkemeler, seçim süreci ve yeni yönetim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi taze bir başlangıç fırsatı var Galatasaray’ın önünde. Ünal Aysal, gönlümüzdeki, hayalimizdeki başkan değil belki. Yönetiminde de benimsemeyeceğimiz, burun kıvıracağımız insanlar olabilir. Fakat şu bir gerçek ki Genel Kurul’un büyük bir teveccühüne mazhar olmuş, çok az adaya nasip olacak (totaliter başkanlar hariç) bir oy oranıyla seçilmiş bir yönetim kurulu var Galatasaray’ın başında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi adıma Ünal Aysal’ın arkaik para babası başkan tiplemesiyle Aziz Yıldırım gibi tek adam tipi arasında bir yerde kendini konumlandıracağından endişem vardı. İlk günlerinin beni haksız çıkarmasından çok memnunum. Profesyonellik ve kurumsallaşma vurgusu yapması, bir yandan başarı sözü vermekten çekinmezken bir yandan konuşmadan önce düşünen bir plan adamı izlenimi vermesi en önemlisi taraflı tarafsız herkesin sevgisini olmasa da takdirini toplayacak bir Galatasaray beyefendisi izlenimi vermesi yeterince umut vaat ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok zor görünse de basketbol takımının mükemmel geçirdiği sezonu şampiyonlukla taçlandırması, yeniden ayağa kalkmanın alameti olarak tüm camiaya aradığı morali kazandıracak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin gözüyse elbette futbolda. Futbol takımının yaz dönemini nasıl geçireceği, yeni sezona nasıl gireceğinin de cevabı olacak. Fatih Terim seçimini çok isabetli buluyorum; düşüncelerimi etraflıca ayrı bir yazıda açıklayacağım. Sessiz ve profesyonelce bitirilen Selçuk İnan ve Elmander transferleri de yönetimin hanesine başarı olarak yazılacak. Tüm camianın beklentisi, Başkan’ın da telaffuz etmekten çekinmediği “başarı” kelimesi de futbol takımının silkinip ayağa kalkması yönünde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son tahlilde bir Galatasaraylı olarak futbolda başarıyı elbette istiyorum. Fakat bunun ötesinde, öncelikle herkesin Galatasaray’a gıpta ettiği günleri geri getirmelerini, Galatasaraylı olmanın saygınlığını yeniden kazandırmalarını bekliyorum. Umudum var.&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2150236494051366763?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2150236494051366763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2011/05/dibe-vurulan-bir-donemin-ardndan-taze.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2150236494051366763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2150236494051366763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2011/05/dibe-vurulan-bir-donemin-ardndan-taze.html' title='Dibe vurulan bir dönemin ardından, taze bir başlangıç'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-o99oZtdXpzs/Td_AuR2vEsI/AAAAAAAAAWc/TCzEJk7xHjQ/s72-c/%25C3%25BCnal+aysal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-3416222432206990352</id><published>2011-03-30T19:39:00.000+02:00</published><updated>2011-03-30T19:39:14.724+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Euro 2012 elemeleri'/><title type='text'>Türkiye-Avusturya: 2-0 - Oyunbozan takımdan oyun kuran takıma</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-fzzxxFQf-Ks/TZKJi50m1KI/AAAAAAAAAWY/NEID7IC9_PE/s1600/t%25C3%25BCrkiye-avusturya+02-arda+gol.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" r6="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-fzzxxFQf-Ks/TZKJi50m1KI/AAAAAAAAAWY/NEID7IC9_PE/s320/t%25C3%25BCrkiye-avusturya+02-arda+gol.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Euro 2012 elemelerinde kuralar ilk çekildiğinde rahatlıkla yanına 3 puan yazabileceğiniz, ama Azerbaycan'a yenilen bir takım olarak tereddüt içinde çıkmak durumunda kalınan kritik Avusturya maçı kayıpsız atlatıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süredir özlediğimiz yeni yüzler, kazanma arzusu ve hırs (Volkan'ın penaltıyı kurtardıktan sonra abartılı biçimde gösterdiği üzere), kim ne derse desin Türk futbolunun tek gerçek "starı" Arda'nın sahalara dönüşü ve şık golü, milli takımı kendi insanına antipatik gösteren hakeme itiraz, gereksiz sinir vs. gibi görüntülerin sergilenmemesi gibi birçok olumlu noktanın yanı sıra zayıf bir rakibe karşı yeterli sayıda pozisyon üretilememesi, düşük tempoda fazla sayıda yan pas yapan bir oyun anlayışı, sol bekte Hakan Balta'nın düşük formuna rağmen hala birinci alternatif olması (gerçi bu maçta iyi oynadı), herkesin üzerinde konsensüs sağlayacağı etkili bir santrforumuz olmaması gibi olumsuz hususları birleştirince kamuoyunda oluşan genel kanı "kazanmak güzel ama oyun tatmin etmedi, Belçika önünde işimiz zor" şeklinde özetlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda saydığım olumsuz hususlar içinde belki de en dikkat çekici olanı, milli takımın tempoyu yeterince yükseltememesi ve baskı kuramamasıydı. Bunda yağmurun sahayı ağırlaştırması ve maçı kazanmak zorunda olma psikolojisinin getirdiği temkinlilik hali de etkiliydi ama esas sebep Hiddink'in idealindeki oyun anlayışının henüz emekleme sürecinde olmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son saptamayı biraz açmak gerekirse, Hiddink ilk geldiğinde onun bir "formasyon/diziliş" hocası olmadığını, ziyadesiyle pragmatist bir anlayışla kendi idealindekini yerleştirmeye çalışmak yerine, mevcut malzemeden en iyi verimi almaya öncelik verdiğini söylemiştik. Bu bağlamda, bence Hollandalı hoca eleme grubunu biraz hafife aldı ve temelini Euro 2008'de muazzam başarı gösteren oyuncuların oluşturduğu ekibin Almanya'nın ardından hiçbir sorun yaşamadan rahatlıkla ikinci olabileceğine inandı. Kaybedilen Almanya ve Azerbaycan maçından sonraki tavrı da bunu doğrular nitelikteydi. Zira, Azerbaycan maçında tabiri caizse Hiddink damdan düştü ve kendine geldi. 2014 için öngördüğü yumuşak geçişi hızlandırma kararını aldı. Türkiye'de daha çok maç izlemeye ve özellikle Avrupa'daki Türk asıllı oyuncularla daha yakından ilgilenmeye başladı, riske girip kendi takımını oluşturma stratejisiyle Aurelio, Tuncay, Halil gibi oyuncularla yollarını tamamen ayırdı. Kısacası bir Azerbaycan'dan sonra dönemine girildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni oyun anlayışı, 4-2-3-1 dizilişinde, top rakipteyken tüm takımın topun arkasına geçtiği ve orta sahanın beşlendiği, hücumda ise orta sahada hareketli üçgenler oluşturup bol pas yaparak, kanat oyuncularının yaratıcılıklarından yararlanarak pozisyon bulmak. Hiddink özelinde bakarsak Euro 2008'in Rusya'sının bir başka modeli. Hatırlarsanız o takım yarı finale şansla veya Euro 2004'teki Yunanistan gibi "kilit" futboluyla değil, Hollanda gibi bir takımı ezici bir oyunla yenerek erişmişti. Bu anlayışta olmazsa olmaz bazı unsurlar var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1) Orta saha oyuncularının teknik kapasitelerinin yüksek olması,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuk İnan, Nuri Şahin ve önlerinde oynayan Mehmet Ekici çok yüksek teknik kapasiteye sahip oyuncular. Şöyle düşünelim, duran topları Mehmet ekici kullandı dünkü maçta. Fakat Selçuk Süper lig'de, Nuri de Bundesliga'da kendi takımlarının duran toplarını çok etkili kullanıyorlar. Yalnız bu nokta bile kalitenin yükseldiğini kanıtlıyor. Bu üçlü birlikte oynamaya alıştıkça pas trafiğini daha "ezbere" yapmaya başladıkça daha etkili olacaklarına şüphe yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2) Sağ ve sol beklerin hücuma katkısı,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda Avrupa'nın en ayrıcalıklı takımlarından biriyiz. Dün de Gökhan Gönül maç içinde çok fazla bindirme yapmasa dahi, bir pozisyonla farkını gösterdi. Milli takımın alternatifsiz birkaç isminden biri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şeyi sol kanat için söyleyemiyoruz ne yazık ki. Bu sezon Galatasaraylıların saçını başını yolduran Hakan Balta'yla bu oyun anlayışını sürdürmek olanaksız. İsmail bu konuda Hiddink'in güvendiği bir isimdi ancak hala eksiklerini tamamlama konusunda bir adım atamadı. Aslında benim kafamda bu pozisyon için uzun zamandır Caner Erkin ismi var ama o da bu sezonki performansıyla resmen dibe vurdu. Yine yukarıda bahsettiğimiz model takıma atıfta bulunalım ve "Zhirkov'umuzu arıyoruz" diye bitirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3)Atak yönünü değiştirerek rakip savunmayı zorlayacak diyagonal paslar,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu daha çok oyunun içinde gerçekleşen ve rakibi tabir caizse açık düşürmek için kullanılacak bir silah. Dün bunu özellikle Selçuk ve Arda birçok kere denedi. En belirgin olanında Selçuk sağda kaçan Mehmet Ekici'yi mükemmel gördü ve onun ortasında Burak'ın kafa vuruşuyla net bir pozisyon yakalamış olduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4) Kolay adam eksilten bir hücum oyuncusu,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu maddeye sığdırılamayacak kadar çok söz var onun için söylenebilecek. Ama milli takımı farklılaştırdığı, o olmadığında hücum gücümüzün yarısından fazlasını kaybettiğimiz, topu eveleyip geveleyen ve pozisyona giremeyen bir takıma dönüştüğümüz aşikâr. Arda Turan'dan bahsediyorum. Maalesef bu sistemde alternatifi yok ve bizim kurtulamadığımız linç kültürünün kurbanı etmeye devam ediyoruz onu. Umarım en başta kendi kıymetinin farkına varırı, sonrasında biz de ona hak ettiği değeri vermeye başlarız. Hiddink de açıklamalarında başrolde ona yer veriyor. Model takımımızda Euro 2008'de mükemmel oynayan, yorumcu Rıdvan Dilmen'e “Kaka'dan iyi” dedirten Arshavin'i hatırlayalım. Arda'nın zihni yapısı dışında bir eksiği olduğunu düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5) Sürekli hareket halinde olan, orta sahayla pas alışverişi yapabilecek, dikine kaleye gidebilecek bir forvet&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zurnanın zırt dediği yer burası. Hakan Şükür'ün varlığı Türk futbolu için bulunmaz bir şanstı. Şimdi literatüre "Hakan Şükür tipi çağdaş forvet" tanımını sokmuş bir nesil olarak her forvette onu arıyoruz. Gol atsın, pres yapsın, kafa vursun, top indirsin, duvar olsun verkaç yapsın, yorulmasın... Hakan Şükür bunların hepsini yapıyordu ama artık elimizde ondan olmadığına göre bu sisteme en iyi uyacak adamı bulmalıyız. Ayrıca, çağdaş forvetin tanımının da değiştiğini, hem kuvvetli, hem süratli hem de dripling becerisi yüksek santrforların (Drogba) ön planda olduğu bir dönemdeyiz. Semih bu kriterlerin ancak birkaçına uyuyor. Geniş alanda tek forvet olarak başarılı olur mu şüpheli. Burak da gayretli, kuvvetli ancak pas alışverişinde sıkıntı var. Bu durumda sistem için en ideal aday güneş gibi parlayan Cenk Tosun. Oynadıkça olgunlaşacak ve Hiddink'in ideal 11'indeki yerini alacak. Bu arada, her şeye rağmen Mevlüt Erdinç'in de iyi bir alternatif olarak denenebileceği kanısındayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu maddelere yenileri eklenebilir elbette. Hiddink'in maçtan sonraki "Hala öğrenme sürecindeyiz. İlk yarım saati beğendim" şeklindeki açıklamalarında "Arda çok özel bir oyuncu" ifadesi (4. madde) ve Cenk Tosun'un nasıl işler yapacağını merak ettiğini belirtmesi (5. madde) bu konuda yeterli ipucunu veriyor. Açıklamaların satır aralarında en dikkat çeken ise "Daha kontrollü olmalıyız" şeklindeki cümle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan hareketle artık milli takımın nasıl bir yolda ilerleyeceğini anlamak mümkün. Bugünü bir emekleme olarak kabul edersek, takım üç ay sonraki Belçika maçında yürüyecek, olası bir ikincilik ve play-off aşamasında ise koşacak duruma gelmek zorunda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk futbolunda temel bir ayrım noktasına geliyoruz. Milli takımın yeni yeni başarıya ulaşmaya başladığı 1990'ların ikinci yarısından itibaren, potansiyeli fark edip daha iyisini yapabileceğimize inandığımızdan, "ne eksik?" sorusuna verilen klişe cevapların başında "bizim bir ekolümüz yok" ifadesi geliyordu. Buna kafa oyran yorumculardan benim hatırladığım Mehmet Demirkol, son derece haklı sebeplerle bizim ekolümüzü "oynatmamaya dayalı kaos futbolu" olarak tanımlamıştı. Bu tanım çoğunluk tarafından benimsendi. Euro 2008'den sonra Uğur meleke'nin sık sık atıfta bulunduğu gibi "otobüse binmeden maçı kaybetmiş sayılmayan" "comeback kings" karakteri buna eklendi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen ligimizde de kaos futbolu oynanıyor. Ligi hafife alarak buraya gelen ünlü teknik direktörlerin ve futbolcuların sertlikten yakınmalarının temel sebebi bu. Bursaspor geçen yıl temelde bu oyunla şampiyon oldu. Ancak sıkıntı bu yılki Avrupa kupalarında Türk takımlarının sergilediği rezalet performansla ortaya çıktı. Kaos futbolu bugünün dünyasında konvertibl değil. Yani salt oynatmamak yetersiz. Burada fizik gücünün yüksek olmasının yetmediği, ortalam üstü kalite ve oyun disiplinini harmanlayabilen takımların büyük yıldızlara sahip olmasalar bile başarıya ulaşabildikleri bir çağ yaşıyoruz. Buna da verilebilecek en iyi örnek Ukrayna takımları Shaktar ve Dinamo Kiev. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol anlayışları sonsuz bir döngü gibi. "Teknik kapasite yetmez fizik gücü ayırt edici özellik" noktasından, herkesin koşmasının şart olduğu tekniğin ve en önemlisi hızın farklılık yarattığı bir çağa geldik. Daha önceleri yani büyük turnuvalara katılmanın hayal olduğu dönemlerdeki başka bir klişe de "teknik kapasitemiz yüksek ama disiplinimiz yetersiz" ifadesiydi. Şimdi, belki de ilk kez teknik kapasitesini, olgun bir oyun anlayışı ve çağdaş bir sistemle birleştirmeye çalışan bir takım var karşımızda. Bu saygıdeğer çaba için Hiddink'e destek olmamız gerektiğini düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-3416222432206990352?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/3416222432206990352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2011/03/turkiye-avusturya-2-0-oyunbozan-takmdan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3416222432206990352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3416222432206990352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2011/03/turkiye-avusturya-2-0-oyunbozan-takmdan.html' title='Türkiye-Avusturya: 2-0 - Oyunbozan takımdan oyun kuran takıma'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-fzzxxFQf-Ks/TZKJi50m1KI/AAAAAAAAAWY/NEID7IC9_PE/s72-c/t%25C3%25BCrkiye-avusturya+02-arda+gol.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-8422734853799893304</id><published>2011-01-13T03:25:00.000+01:00</published><updated>2011-01-13T03:25:22.211+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genç yetenekler'/><title type='text'>2011'in 11 genç yeteneği</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TS5TlCh2VwI/AAAAAAAAAWQ/pYJYkucvjVo/s1600/ismail+k%25C3%25B6yba%25C5%259F%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="234" n4="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TS5TlCh2VwI/AAAAAAAAAWQ/pYJYkucvjVo/s320/ismail+k%25C3%25B6yba%25C5%259F%25C4%25B1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;İspanya'nın ünlü Marca gazetesinin internet sitesinde 2011 yılına damgasını vuracak 11 genç oyuncudan bahsedilmiş. 1989 ve üzeri doğumluları kapsayan seçkide bugüne kadar belli bir tanınmışlık seviyesinde olan oyunculardan ziyade (Ör: Eden Hazard) potansiyeli bilinen ancak patlama yapması beklenen türde oyunculara yer verilmiş. Listenin en ilgi çekici yanı, benim de çok beğenmeme ve halihazırda milli takım için de ilk alternatif durumunda olmasına rağmen bir türlü beklenen düzeye çıkamayan İsmail Köybaşı'nın da içinde bulunması. &lt;a href="http://www.marca.com/2011/01/12/futbol/futbol_internacional/1294833049.html"&gt;İspanyolca bilenler haberi orijinal sayfadan okuyabilirler&lt;/a&gt;. Oyunculara geçersek:&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Romelu Lukaku (Anderlecht): &lt;/strong&gt;Kongo asıllı Belçikalı şimdiden milli takımda yer bulmaya ve Avrupa transfer piyasasında adını duyurmaya başladı. 1993 doğumlu yani henüz 18'ini bile doldurmamış. Anderlecht kariyerinde 73 maçta 36 golü var.&amp;nbsp; Lukaku, bir santrfor için ideal olan güçlü fiziği ve boyunun yanı sıra sürat ve kuvveti birleştiriyor. En üst düzeyde oynamak için birkaç senesi var ama her şey iyi igderse yeni bir Drogba olma potansiyelini taşıdığını düşünüyorum. Zamana ve doğru kararlara ihtiyacı var. Drogba'nın da 2003-2004 sezonunda yani 25-26 yaşlarında şimdiki kimliğine yani dğnya çapında bir stara dönüştüğünü hatırda tutmak gerek. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Mario Götze (Dortmund):&lt;/strong&gt; 1992 doğumlu bu genç orta saha oyuncusunun Dortmund'un bu sezonki çıkışında ve amansız performansında çok büyük payı var. Evet, orta sahada kumanda Nuir'de ama Götze'nin varlığı, saha içindeki mücadelesi ve hareketliliği takımın özellikle tempoyu ayarlamasına ve oyunu rakip sahaya yıkmasına yardımcı oluyor. 17 Kasım 2010'daki İsveç maçında da ilk kez&amp;nbsp;Almanya formasını giydi. Dortmund'un başarısına paralel olarak onun da önü açık.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Alex Chamberlain (Southampton):&lt;/strong&gt; Hakkındaki bilgilerim 1993 doğumlu olduğu, orta sahada oynadığı ve eski İngiliz milli oyuncu Mark Chamberlain'in oğlu olduğundan ibaret. Fakat bu listede olduğuna göre yakın zamanda radarımıza girmesi kaçınılmaz. En azından FM'de bir transfer edip denemek lazım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Alvaro Morata (Real Madrid):&lt;/strong&gt; Barcelona'yla rekabetinde geri kalmasının en büyük sebebinin Casillas'tan başka bir altyapı oyuncusunun kadroda düzenli yer bulamaması olduğu söylenen Real'in bu eksiğini kapatmak için umut bağladığı 1992 doğumlu santrforun tarzının Morientes'i andırdığı söyleniyor. Genç milli takımlardaki gol ortalamaları üst seviyede. Şu andaki kıran kırana rekabet ortamında A takımda oynaması zor ama Higuain'in sakatlığını telafi etmek için&amp;nbsp;bir santfor transfer edilmezse bu sezon sürpriz şanslar bulabilir. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Jack Wilshere (Arsenal):&lt;/strong&gt; Sadece Arsene Wenger'in değil, Lampard-Gerrard sonrası dönemi yavaş yavaş düşünmeye başlayan İngiliz futbolunun da gözbebeği. Ancak hala beklenen çıkışı yapamadı. Tabi bunda forma için rakiplerinin çok olması ve fizik gücünün hala Premier Lig için yeterli seviyeye ulaşmamasının etkisi var. 2011'de patlama yapabilecekler listesinde olması bence de son derece isabetli. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Coutinho (Inter):&lt;/strong&gt; Inter'in yıllardır umut bağladığı 1992 doğumlu kanat oyuncusu nihayet bu sezon aradığı şansları buldu hatta Brezilya milli takımında da ilk maçına çıktı ancak ona bu şansı tanıyan Benitez'in döneminin kabus gibi geçmesinden o da nasibini aldı. Çok yetenekli ancak şu ana kadar beklenen parıltıyı gösteremedi. Serie A'da ne kadar heyecan ve rekabet artsa da bazı şeyler sabit kalıyor; sertlik gibi. Ne diyelim, buna alışıp alışamayacağı sorusunun cevabı aynı zamanda kariyerinin ne yönde ilerleyeceğinin de göstergesi olacak. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Marc Bartra (Barcelona):&lt;/strong&gt; 1991 doğumlu stoper La Masia'nın son "prodigy"lerinden. Şu ana kadar kendisini pek izleme imkanım olmadığı için yorum yapamıyorum fakat yakın bir gelecekte A takımda Pique-Puyol ikilisinin yedeği olarak kendini sağlamlaştırmasının dahi yeterince büyük bir adım olacağını düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Neymar (Santos):&lt;/strong&gt; 1992 doğumlu forvet yıllardır konuşulan ve Avrupa'ya gelmek için gün sayan bir isim. Attığı müthiş gollerin videolarından tanınnıyor esasen, ayrıca muazzam istatistikleri var ama son dönemde Brezilyalı oyuncularla ilgili&amp;nbsp;duyulan tereddütün artması onun transferini geciktiriyor. Santos ona 30 Milyon Euro fiyat biçmiş durumda. Umarım kendini hemen büyük bir kulübe atma sevdasında değildir. Bu tür oyuncular için La Liga'nın başaltı takımları veya Porto gibi takımlar uygun bir başlangıç noktası bence.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Yannis Tafer (Fransa):&lt;/strong&gt; FM'cilerin uzun zamandır iyi bildiği 1991 doğumlu Fransız forvetin aslında çoktan bir çıkış yapması bekleniyordu. Şu ana kadar beklentileri karşılayamadı. 2011 onun elit bir forvet olup olamayacağının cevabını verecek.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;Emmanuel Mayuka (Young Boys):&lt;/strong&gt; 1990 doğumlu Zambiyalı golcü birçok Afrikalı oyuncu gibi Tel Aviv güzergahından sona Avrupa kulüplerinin göz önünde olacağı doğru bir ara istasyon olan İsviçre'ye geldi. Kendisini çok fazla izleme imkanım yoktu. Sezon başındaki Fenerbahçe maçlarında da kenarda oturmuş, sadece ilk maçta 7 dakaika oynamış zaten. Hatta ne yalan söyleyim Young Boys'un forvetindeki adam olarak hatırlıyorum, ismini Marca sayesinde anımsadım. Ama izlediğim kadarıyla çok süratli ve kontratak futboluna yatkın bir isim.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;strong&gt;İsmail Köybaşı (Beşiktaş):&lt;/strong&gt; Bu listedeki en yaşlı oyuncu olmasının tek bir anlamı var. Hala potansiyelini tam olarak gösterememesine rağmen ona yönelik inanç devam ediyor. Muazzam bir hücuma katılma yeteneği ve temposu var. Ona güvenen Schuster ve Hiddink gibi hocalar büyük şans. 2011'i çok iyi değerlendirmezse gelece yıl onu başka bir listede değerlendirmek zorunda kalabiliriz.&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-8422734853799893304?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/8422734853799893304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2011/01/2011in-11-genc-yetenegi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/8422734853799893304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/8422734853799893304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2011/01/2011in-11-genc-yetenegi.html' title='2011&apos;in 11 genç yeteneği'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TS5TlCh2VwI/AAAAAAAAAWQ/pYJYkucvjVo/s72-c/ismail+k%25C3%25B6yba%25C5%259F%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1359276995321129256</id><published>2010-12-29T19:28:00.000+01:00</published><updated>2010-12-29T19:28:05.162+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Inter'/><title type='text'>Ustalara Saygı Kuşağı: Javier Zanetti</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TRqkyY0pdYI/AAAAAAAAAWM/zlXV-ewPWG4/s1600/zanetti.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="197" n4="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TRqkyY0pdYI/AAAAAAAAAWM/zlXV-ewPWG4/s320/zanetti.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Ben susacağım, rakamlar konuşsun.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Doğum tarihi: 10 Ağustos 1973&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;1995-2010 yılları arasında Inter'de 515 maç 15 gol&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;1994-2010 yılları arasında Arjantin milli takımında 138 maç 5 gol.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;2010 yılı öncesinde 4 İtalya Serie A şampiyonluğu, 1 UEFA Kupası şampiyonluğu, 2 İtalya Kupası, 4 İtalya Süper Kupası&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;2009-2010&amp;nbsp;sezonu Zanetti için kariyerinin altın yılı oldu. Yukarıdaki kupaların yanına birer lig ve kupa şampiyonluğunun yanı sıra Şampiyonlar&amp;nbsp;Ligi ve&amp;nbsp;FIFA Kulüpler&amp;nbsp;Dünya Kupası'nı ekledi. Kazanamadığı tek kupa olarak UEFA&amp;nbsp;Süper Kupa kaldı.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Tek talihsizliği Maradona'nın anlaşılmaz kararıyla Dünya Kupası kadrosunun dışında kalmasıydı. Halbuki&amp;nbsp; biraz yumuşak ve kolay dağılan bir takım görüntüsü veren Arjantin'i,&amp;nbsp;tecrübesi ve inatçılığıyla belki de toparlayacak isim olabilirdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Yılın en iyilerini seçerken, bu istikrar abidesini Oscar'larda verilen yaşam boyu başarı ödülü cinsinden bir payeyle anmak gerek.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Futbolu bıraktığında, muhtemelen efsane Faschetti'nin 3 numaralı formasının yanında, Zanetti'nin 4 numaralı forması da emekliye ayrılacak.&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-1359276995321129256?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/1359276995321129256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/ustalara-sayg-kusag-javier-zanetti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1359276995321129256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1359276995321129256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/ustalara-sayg-kusag-javier-zanetti.html' title='Ustalara Saygı Kuşağı: Javier Zanetti'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TRqkyY0pdYI/AAAAAAAAAWM/zlXV-ewPWG4/s72-c/zanetti.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-6154362429493426364</id><published>2010-12-29T19:27:00.000+01:00</published><updated>2010-12-29T19:27:41.736+01:00</updated><title type='text'>2010'un en iyi 11'i</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TRqfmsENYiI/AAAAAAAAAWI/pmkNWzEAZgE/s1600/xavi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" n4="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TRqfmsENYiI/AAAAAAAAAWI/pmkNWzEAZgE/s320/xavi.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Geçen yıl blogun ilk zamanlarında, takım sporlarında yılın sporcusunu seçmenin yerindeliği konusunda bir şeyler karalamıştım. Fikrimi değiştirmiş değilim, örneğin bireysel performansı tavan yapan ve 2010 yılında Real Madrid'de 48 maçta 45 gol atan Ronaldo'nun elinde kazanmış olduğu hiçbir şey yok.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Yine de illa 2010 yılının futbolcusunu seçmek gerekirse seçimim Xavi olur. Gerek Dünya Kupası'ndaki performansı ve yıl içindeki istikrarı, gerek hayranlıkla izlediğimiz Barcelona ve İspanya milli takımındaki sistemin gerçek anlamda "beyni" görevini üstlenmesiyla bu ödülü hak ediyor bence.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;FIFA'nın açıkladığı ilk 3 aday arasında Messi'nin yer almasını yadırgamıştım açıkçası. Eğer dünyanın halihazırdaki en iyi futbolcusunu seçiyorsak, sadık Ronaldo hayranları dışında sanırım kimsenin zaten itirazı olmaz. Ancak son tahlilde bu bir performans ödülü ve bu yıl Şampiyonlar Ligi'nde&amp;nbsp;yarı finale,&amp;nbsp;Dünya Kupası'nda da ancak çeyrek finale kadar gidebilmiş takımlarda yer alan bir oyuncudan bahsediyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Öte yandan, yok sayılan Sneijder, Şampiyonlar Ligi'ni kazanarak bir sürpriz yapan ve sezonu&amp;nbsp;5 kupayla kapatan&amp;nbsp;Inter'in sisteminin kilit parçası olmaının yanı sıra, Hollanda'yı da Dünya Kupası finaline kadar götüren ve orta saha oyuncusu olmasına rağmen 5 golle gol krallığına da ortak olan bir isimdi ve adaylar arasında kesinlikle yer almalıydı.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Neyse, bireyleri geçip yılın takımına gelirsek, UEFA'nın sitesinde yaptığım seçimi bu kez mevki kısıtlaması olmadan daha özgür bir biçimde güncellemem gerekirse:&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Julio Cesar (Inter-Brezilya)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Maicon (Inter-Brezilya)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Puyol (Barcelona-İspanya)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Lucio (Inter-Brezilya)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Bale (Tottenham-Galler) [Yıl boyunca sürekli&amp;nbsp;bir performans olmasa da bu 11'de yer almayı hak edecek kadar etkileyici bir çıkış, üstelik sol bek kıtlığı da malum]&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Sneijder (Inter-Hollanda)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Xavi (Barcelona-İspanya)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Iniesta (Barcelona-İspanya)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Robben (Bayern Münih-Hollanda)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Forlan (Atletico Madrid-Uruguay)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Messi (Barcelona-Arjantin)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Teknik Direktör: Jose Mourinho (Inter, Real Madrid)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Türkiye'de uzun yıllardır hasretle beklediğimiz 5. şampiyonun çıkmasına rağmen, genel anlamda hızla geri geri koştuğumuz bir yıl oldu 2010. Yılın en iyi 11'ini yapmak dahi içimden gelmiyor. Sadece üç isimden bahsedeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor takım olarak muhteşem bir performans sergiledi. İstikrarıyla ön plan çıkan ve 33 yaşına kendine milli takımda hak ettiği bir yer edinen Ömer Erdoğan en iyilerin başında geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye'de kaleci yetişmiyor" klişesinden kurtulduğumuzun açık kanıtı olan, Trabzonspor'un başarısının mimarlarından ve Şenol Güneş'le kendini inanılmaz biçimde geliştiren Onur Kıvrak da bu bahiste yerini almalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu iki ismin yaında özellikle 2010-2011 sezonunun ilk yarısındaki performansıyla bütün Avrupa'yı ve Almanya'yı kendine hayran bırakan Dortmund'un en önemli oyuncusu Nuri Şahin kesinlikle yerini almalı. Nihayet 2005 U17 Dünya Kupası'nda gösterdiği potansiyeli gerçeğe dönüştürmeyi başardı. Gelecekten biraz umudumuz varsa Türk futbolu adına, ilk sebebimiz o.&amp;nbsp;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-6154362429493426364?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/6154362429493426364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/2010un-en-iyi-11i.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6154362429493426364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6154362429493426364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/2010un-en-iyi-11i.html' title='2010&apos;un en iyi 11&apos;i'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TRqfmsENYiI/AAAAAAAAAWI/pmkNWzEAZgE/s72-c/xavi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2565526009914818219</id><published>2010-12-29T03:00:00.001+01:00</published><updated>2010-12-29T03:05:27.330+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiddet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fenerbahçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Zehirli rekabet</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TRjkszrK_yI/AAAAAAAAAWE/ywyxewT3Lcc/s1600/galatasaray+fb+u17.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="154" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TRjkszrK_yI/AAAAAAAAAWE/ywyxewT3Lcc/s320/galatasaray+fb+u17.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Olayı duymayan kalmadı ama yine de kısaca ve kelime oyunu yapmaksızın dürüstçe&amp;nbsp;hatırlatmak gerekirse, "26 Aralık 2010 tarihinde Florya &lt;strong&gt;Metin Oktay&lt;/strong&gt; Tesisleri'nde oynanan Galatasaray-Fenerbahçe U17 futbol maçının devre arasında iki takım oyuncuları arasında çıkan kavga esnasında tribünden sahaya inen bazı kişiler Fenerbahçeli futbolculara saldırdı."&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;İlk andan beri öfke doluyum şiddetin bu artık şaşırtmayan kanıksanmış haline. &amp;nbsp;Bir gün bekledikten sonra yazmak istedim bunları, öfkem biraz soğur belki diye düşünerek... Bu bekleyiş, konuyla ilgili gelen açıklamaları etraflıca değerlendirmek açısında da iyi oldu. İtiraf etmek gerekirse Pazar günü Fenerbahçe tarafından gelen resmi açıklama gayet makul ve özenliyken, Galatasaray'ın açıklaması suya sabuna dokunmayan, durumdan neredeyse kendini sıyırmak isteyen bir tarzdaydı.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Olaydaki mağdurların 15-16 yaşında çocuklar olmasını, kendilerinden daha kalabalık bir grup tarafından beklenmedik bir saldırıya uğradıkalrından kendilerini koruyamadıklarını falan bir kenara bırakalım, olayın olduğu yer&amp;nbsp;Galatasaray'ın&amp;nbsp;tesisleri.&amp;nbsp;Üstelik o hak etmeyen ağızlara sakız olmuş, salt Galatasaraylıların değil, ilgili her kesimin&amp;nbsp;saygısını kazanmış; Türk futbol tarihinin yüz akı bir ismin, Metin Oktay'ın adını taşıyan tesisler.&amp;nbsp;Başkan Adnan Polat istediği kadar "yönetime karşı çevrelerin provokasyonu, olay&amp;nbsp;çıkarmak amacıyla tesislere gelen bir grubun yaptığı bir şey, bunu yapanlar Galatasaraylı değil" desin, bir anlamı yok.&amp;nbsp;105 yıllık Galatasaray camiası öyle ya da böyle misafirlerini koruyacak önlemleri alamadığı için &lt;strong&gt;utanç&lt;/strong&gt; duymalıdır.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Yoksa herkes biliyor neyin ne olduğunu. Bu çocuklara saldıranların,&amp;nbsp;"Galatasaraylı", "taraftar", "sporsever" olarak adlandırılamayacağı, hatta "insan" bile denemeyeceği biliniyor. Aynı şeyler Dereağzı'nda da yaşanabilirdi elbette ama bu gerçek de olayın vahametini azaltmıyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Lütfen bırakalım artık "münferit" olayların falanca camiayı bağlamayacağına dair avuntuları; kimseyi tatmin etmeyen, çocuk bile kandıramayacak açıklamaları. Ağaçlara bakmaktan ormanı göremiyor değiliz. Bu bir yangın ve&amp;nbsp;bütün yangınlar tek bir ağacın&amp;nbsp;tutuşmasıyla başlıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herkesin bildiği bir gerçek ama hatırlatmakta yarar var. Neye göe ölçüldüğü bilinmeyen bir büyüklük kavramının rüzgarında, dünyanın en büyük derbilerinden biri listelerinde görünce nedensizce gururlandığımız Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti aslında bu listelerde yer alan Celtic-Rangers, Real Madrid-Barcelona, Boca Juniors-River Plate derbileri gibi sosyal, ekonomik, siyasi veya dini bir temele dayanmıyor. Galatasaraylı ve Fenerbahçeliler hayatın her alanında beraberler, her partide iki takımı da tutan seçmenler var, iki takımın taraftarları da aynı gazeteleri okuyor, aynı yerlerde ibadet ediyor, aynı müzikleri dinliyor. Her takımın taraftarı, hele bugünün kozmopolit, kentleşme sürecini tamamlamaya yakın olmakla birlikte bu sürecin sancılarını yaşamaya devam eden Türkiye'sinde,&amp;nbsp;nüfusun mozaiğinin bir alt modelini oluşturuyor. Yani, taraftar kitleleri arasındaki rekabet sadece spor alanı işin içine girdiğinde ortaya çıkıyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslında sadece sportif düzeydeki bir rekabetin milyonlarca kişilik kitleleri peşinden sürüklemesi, muazzam bir özellik. Sayılan diğer büyük rekabetler arasında bir ayrıcalık. Aynı zamanda bu iki kulübün Türk sporuna yaptığı katkı için de ciddi bir motivasyon unsuru. Galatasaray ve Fenerbahçe futbolun yanında, basketbol, voleybol, yüzme, kürek, atletizm, su topu, paralimpik sporlar...vs saymakla bitmeyecek&amp;nbsp;branşta temelde birbirlerini geçmek için yaptıkalrı hamlelerle Türk sporunun lokomotifi olmuş durumdalar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat malesef, bu 105 yıllık rekabeti son yıllarda şiddet sarmalı içinde kaybetme yolundayız. Tribünlerin yarı yarıya bölündüğü günler tatlı bir nostalji, o kadarını bugünün endüstriyel futbolunda beklemek biraz lüks ama tatlı atışmaların, rekabetin güzelliğinin öne çıktığı zamanlar da giderek geride kalıyor.&amp;nbsp;Ezeli rakip, hayatları yolunda gitmeyen birçok insan için&amp;nbsp;nedensiz bir nefret nesnesine dönüşmüş durumda.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bir insana, çocuk,genç, kadın erkek demeden giydiği forma taşıdığı kaşkol yüzünden saldıranlar var artık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Benim okuduğum yıllarda vardı, şimdi Kurtlar Vadisi vs. kültürünün de etkisiyle sayıları artmıştır diye düşünüyorum, liselerdeki kerameti kendinden menkul reisler gibi, birey olamamış güdecek koyun arayan çobanlar, kulüp yönetimlerin verdiği tavizler sayesinde stadyumları hakim lumpen kültürün bir uygulama alanı haline getirdiler. Sorumsuz yayınlarla da desteklenerek&amp;nbsp;sporu toplumda yükselen şiddet/nefret kültürüne alet ettik.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öyle ki, normal hayatta kadınlarla konuşmaktan aciz adamlar, kadınlar basketbol maçında hayatını bu işten kazanan sporcu kadınlara, yüzleri kızarmadan küfür ettiler. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Övünebileceğimiz "ezeli rekabet, ebedi dostluk" mottosunun&amp;nbsp;dostluk kısmını zaten Metin Oktay-Can Bartu dönemlerinde bırakmıştık ama rekabeti de kirlettik.&amp;nbsp; Sporcular, kendi işlerini yapmaktan&amp;nbsp;ziyade rakibe posta koyarak taraftarın gözüne&amp;nbsp;girdiklerini fark ettiklerinde,&amp;nbsp;saha dışını olduğu kadar saha içini de kaybetik. Bir bulaşmadığımız çocuklar kalmıştı; geçtiğimiz pazar onu da hallettik. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir sonraki buluşmaya "intikam" parolasıyla hazırlanan grupların eline bıraktığımız "zehirli bir rekabet" var şimdi yaşadığımız.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;em&gt;Not: İflah olmayan bir iyimser olarak, haftasonu yaşanan bu olaylar belki de bıçağın kemiğe dayandığı noktadır, artık nihayete ermiştir diye düşünmek buna inanmak istiyorum. Bunun gerçek olup olmayacağını anlayabileceğim ilk fırsat bu akşam Abdi ipekçi'deki Galatasaray CC-Fenerbahçe Ülker maçı.&amp;nbsp; "Okullar olmasa maarifi çok güzel idare edecek" olan bakan misali, maça Fenerbahçe seyircisi alınmıyor...Bu yüzden, olay çıkmayacak:) ve bu maç elbette somut bir gösterge olmayacak. Ama ben yine de bir Galatasaray taraftarı olarak, Galatasaraylıların sağduyusuna inanmak istiyorum. Belki şiddetsiz, küfürsüz bir maç izleriz ve güzel günlere inancımız artar.&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2565526009914818219?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2565526009914818219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/zehirli-rekabet.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2565526009914818219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2565526009914818219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/zehirli-rekabet.html' title='Zehirli rekabet'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TRjkszrK_yI/AAAAAAAAAWE/ywyxewT3Lcc/s72-c/galatasaray+fb+u17.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-4897926856776763842</id><published>2010-12-19T03:25:00.000+01:00</published><updated>2010-12-19T03:25:35.493+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barcelona'/><title type='text'>Iniesta ve Dani Jarque</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Dün akşam Barcelona'nın Espanyol'u yenerek bir derbi galibiyetine daha imza atması, yine rakibini sahadan silmesi, yine 5 gol atarak farklı kazanması&amp;nbsp;haber değil.&amp;nbsp;Uzun zaman&amp;nbsp;sonra kalesinde gol görmesi, hatta Messi'nin bu maçta gol atamaması dahi haber değil. Haber aşağıda, çünkü futbolu biz bu yüzden seviyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/AfqBcIWAEQM?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/AfqBcIWAEQM?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Andres Iniesta oyundan çıkarken Espanyol taraftarlarınca ayakta alkışlanıyor. Sebepsiz bir centilmenlik gösterisi değil, vefaya vefayla verilen karşılık. Iniesta'nın Dünya Kupası'nda attığı golü ithaf ettiği, bu yeni stadda sahaya çıkma fırsatı bile bulamadan göçüp giden çocukluk arkadaşı Espanyollu&amp;nbsp;Dani&amp;nbsp;Jarque için bu alkışlar. Futbolcu olmadan&amp;nbsp;önce "iyi adam"&amp;nbsp;olmanın kıymetini hatırlatan...&amp;nbsp;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-4897926856776763842?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/4897926856776763842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/iniesta-ve-dani-jarque.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4897926856776763842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4897926856776763842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/iniesta-ve-dani-jarque.html' title='Iniesta ve Dani Jarque'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2267467500976489228</id><published>2010-12-17T02:57:00.001+01:00</published><updated>2010-12-17T10:36:54.051+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='UEFA Avrupa Ligi'/><title type='text'>UEFA Avrupa Ligi-Dublin yolu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TQq3-AMrgpI/AAAAAAAAAV8/gAHRhqh-WQc/s1600/dublin+europa+league+final.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" n4="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TQq3-AMrgpI/AAAAAAAAAV8/gAHRhqh-WQc/s320/dublin+europa+league+final.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;UEFA Kupası'nın formatının değiştirilerek 5 takımlı, 2 içerde,&amp;nbsp; dışarda maç oynanan fevkalade saçma grup sisteminin terk edilmesi (darısı Ziraat Türkiye Kupası'nın başına), kupanın kalitesine ve heyecanına bir hayli olumlu yansıdı. Son hafta ununu eleyip, eleğini asmış birçok takım vardı elbette ama heyecanın son haftaya taşındığı gruplarda nefes kesen maçlar izlendi. Gruplarda mücadelenin tamamlanmasının ardından, Şampiyonlar Ligi'nden gelen 8 grup üçüncüsünün de katılımıyla Dublin'de oynanacak final&amp;nbsp;yolunda 32 takımın mücadelesi başlayacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son şampiyon Atletico Madrid'in son maçta elenmesi, toplam 4 İtalyan takımından sadece Napoli'nin, o da son dakika golüyle güç bela, devam edebilmesi, Doğu Avrupa takımlarının çoğu maçta iklim faktörünü de kullnanarak (Lech Poznan, Metalist, BATE, D.Kiev, Zenit) büyük başarı kazanması gibi faktörler öne çıktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gruplardan çıkmayı başaran takımlar şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;A Grubu:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Manchester City FC (ENG) &lt;br /&gt;KKS Lech Poznań (POL) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu grubun en önemli olayı şüphesiz Juventus'un elenmesiydi. Birkaç yıldır istikrarsız bir performans çizen Juve'nin elenmesinden ziyade, 6 maçın 6'sını da beraberlikle tamamlamaları bu kupada eşine rastlanmamış bir performans oldu. 1998-99 Şampiyonlar Ligi grubunda ilk 5 maçı berabere tamamlayıp, son maçta Rosenborg'u yenerek gruptan çıkmışlardı. Hatırlanacağı üzere,&amp;nbsp;o grupta Galatasaray A.Bilbao'ya son maçta yenilerek trajik biçimde elenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;B Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bayer 04 Leverkusen (GER) &lt;br /&gt;Aris Thessaloniki FC (GRE) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aris, Rosenborg galibiyetiyle işi son maçta bitirmiş gibi görünse de esasında ilk maç A. Madrid'i İspanya'da yenerek avantajı yakalamıştı. Son şampiyon için nispeten kolay bir grupta beklenmedik ve özellikle Sanchez Flores için düşündürücü bir sonuç oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;C Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sporting Clube de Portugal (POR) &lt;br /&gt;LOSC Lille Métropole (FRA) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürpriz yaşanmadı, beklenen takımlar üst tura çıktı. Sporting fazlasıyla rahat bir performansla lider oldu. Lille ise ikinciliği alırken beklenenden çok zorlandı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;D Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Villarreal CF (ESP) &lt;br /&gt;PAOK FC (GRE) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Villarreal'in liderliği alması zaten bekleniyordu ama&amp;nbsp;ikincilik mücadelesi son maça taşındı. Dinamo Zagreb kendi evinde, gruplara F.Bahçe'yi eleyerek katılan ve oyun yapısı itibariyle tipik bir deplasman takımı görünümüdeki PAOK'a son maçta kaybetti ve Selanik ekibi ilk 32'ye kalmayı başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;E Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;FC Dynamo Kyiv (UKR) &lt;br /&gt;FC BATE Borisov (BLR) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır Belarus futbolunun tek temsi,lcisi olarak adını duyduğumuz BATE (bir zamanlar Dinamo Minsk de vardı ama şimdi hiç isimleri duyulmuyor), nihayet yılların getirdiği bu tecrübeyle gruptan çıkmayı ve bahar aylarını görmeyi başardı. Esas hayal kırıklığı Van Gaal'den sonra iyice sıradan bir takıma dönüşen AZ'ye ait elbette. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;F Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;PFC CSKA Moskva (RUS) &lt;br /&gt;AC Sparta Praha (CZE)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CSKA, vatandaşları Zenit gibi "perfect" çekme şansını son maç rehavetiyle yitirdi fakat grubu baştan sona domine ederek, kupanın da favorileri arasında yer aldığını gösterdi. &amp;nbsp;Grubun hayal kırıklığını çoğu İtalyan ekibi gibi Palermo yaşadı. Gruptaki esas rakipleri S.Prag'ı evlerinde yenmeyi başaramayınca gruptan çıkmaları hayal oldu. S.Prag da göze hoş gelen tempolu bir futbolla bol gollü maçlar izletti ve gözümde eski günlerdeki gibi sempatik bir takım olarak, benim gözümde gruptan çıkmayı fazlasıyla hak etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;G Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;FC Zenit St Petersburg (RUS) &lt;br /&gt;RSC Anderlecht (GRE) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6'da 6 yapmak ölçü olmayabilir zira geçen yıl aynısını başaran Salzburg gruptan sonra ilerleyememişti. Fakat bu yıl bunu başaran tek takım olan Zenit, Spaletti yönetimindeki üstün performansını 3 yıl öncesindeki gibi Dublin yolunda giderek geliştirme potansiyeline sahip. Son maçta liderliği garantiledikleri halde AEK deplasmanında da aynı disiplinle oynayarak örnek bir sportmenlik sergilediler. Yunan takımları PAOK ve Aris ile son maçta güldüler ama AEK yerine bu gurpta bu mutluluğu yaşayan son maçta Hajduk Split önünde kazanmasını bilen Anderlecht oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;H Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;VfB Stuttgart (GER) &lt;br /&gt;BSC Young Boys (SUI) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundesliga'da zor günler geçiren Stutgart'a UEFA Avrupa Ligi ilaç gibi geldi. Tek fireyle rahatlıkla liderliği kaptılar. Şampiyonlar Ligi ön elemesinde göz alıcı bir performans ortaya koyan ve Tottenham'ı da elemenin eşiğine gelen Young Boys da, Getafe'nin vasatın altındaki performansı sayesinde gruptan çıkan diğer takım oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;I Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;PSV Eindhoven (NED) &lt;br /&gt;FC Metalist Kharkiv (UKR) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollanda'da bu yıl mükemmel giden PSV ,performansını burda da devam ettirince liderliği almakta zorlanmadı. Grubun finali niteliğndeki maçlarda Sampdoria'yı kilitlemeyi başaran Metalist ise sağlam savunmasının ödülü olarak ilk 32'ye kaldı. Şampiyonlar Ligi ön elemesinden gelen Sampdoria ise İtalyan takımlarının genel çöküşünde üstüne düşen rolü oynadı sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;J Grubu:&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Paris Saint-Germain FC (FRA) &lt;br /&gt;Sevilla FC (ESP) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz en zevkli ve en çekişmöeli gruptu.&amp;nbsp; Bundesliga'da tarih yazan Dortmund, son maçta Sevilla deplasmanında, rakibin fazlasıyla profesyonel oyunu ve vakit geçirme taktikleriyle baş edemeyerek beraberliğe razı oılmak durumunda kaldı ve elendi. PSG, son dönemdeki toparlanma çizgisinin devamı niteliğinde bir performansla biraz da sürpriz biçimde namağlup liderliği almayı başardı. Grubun en zayıfı Karpaty'nin elinde ise son&amp;nbsp;maçta almayı başardığı bir puanın tesellisi kaldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;K Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Liverpool FC (ENG) &lt;br /&gt;SSC Napoli (ITA) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezon öncesinde bu kupanın sorgusuz sualsiz favorisi olarak gösterilen Liverpool çeşitli sebeplerle bu unvanı hak etmenin kıyısına gelebilecek kadar iyi bir performans dahi sergileyememesine rağmen gurbu lider bitirmeyi başardı. Napoli ise beklentilerin altında kaldığı grupta, son maçta Cavani'nin dramatik golüyle turun eşiğne gelen Steaua'nın elinden ikinciliği kaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;L Grubu: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;FC Porto (POR)&lt;br /&gt;Beşiktaş JK (TUR) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey Bernt Schuster'in kuralar çekildieğinde dile getirdiği, futbolla ilgili kişilerin de ezici bir çoğunluğunun tahmin edeceği şekilde gerçekleşti. CSKA Sofya ve Rapid Wien kurayı dengesiz kılacak kadar güçsüz takılar olsalar da, Türk takımlarının bu sezonki berbat perormansı göz önüne alındığında Beşiktaş'ın&amp;nbsp;disiplinli ve başarılı performansını alkışlamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan, şunu da söyleyeyim. Boas'ın kafasındakinee yakın futbolu oynadığında nasıl etkili olduğunu gördüğümüz Porto, bence kupanın bir numaralı favorisi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kura çekimine ilişkin de bir iki kelam gerekirse, Beşiktaş'a ya 2002-2003 sezonunu Pascal Nouma'nın unutulmaz golünü hatırlatan Dinamo Kiev ya da "iyi tanındığı" Portekiz'den açık futbolu seven, kadro kalitesi olarak Beşiktaş'ın altındaki (Arsenal'i yenmiş veya ŞL play-off'ta Sevilla'yı elemiş olsalar dahi) Braga'yı isterim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2267467500976489228?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2267467500976489228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/uefa-avrupa-ligi-dublin-yolu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2267467500976489228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2267467500976489228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/uefa-avrupa-ligi-dublin-yolu.html' title='UEFA Avrupa Ligi-Dublin yolu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TQq3-AMrgpI/AAAAAAAAAV8/gAHRhqh-WQc/s72-c/dublin+europa+league+final.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-8997931511628742516</id><published>2010-12-17T01:51:00.001+01:00</published><updated>2010-12-17T01:53:09.818+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şampiyonlar Ligi'/><title type='text'>Şampiyonlar Ligi Apertura sonrası</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TQqyJhETVEI/AAAAAAAAAV4/m-YPOAJZOpU/s1600/trophy.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" n4="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TQqyJhETVEI/AAAAAAAAAV4/m-YPOAJZOpU/s320/trophy.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Uzun süredir bloga dokunamadığımdan, gruplar da geçtiğimiz hafta&amp;nbsp;tamamlandığından son maçlar hakkında bir değerlendirme yazmak&amp;nbsp;anlamsız&amp;nbsp;artık.&amp;nbsp;Fakat Mayıs ayında Wembley'deki finalde olmak için, geriye kalan 16 takımın esas, ebnce de en zevkli kısmını oluşturan mücadelesi başladı. 1992'de bu stadın eski halinde kupayı alan Barcelona bu yıl yine mükemmel ve şüphesiz en büyük favori, ama geçen sezon da çok farklı değildi. Çeyrek finallere kadar kimsenin aklında olmayan final ihtimali gerçek oldu ve sürpriz sayılabilecek bir&amp;nbsp;şampiyon çıktı.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sene ne olacağı hakkında net bir fikir için Şubat'ı bekleyeceğiz ama ihtimalleri düşünmek için eşsiz bir fırsat olan kura çekimi önümüzde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup Liderleri: Tottenham, Schalke, Man Utd, Barcelona, Bayern, Chelsea, Real Madrid, S.Donetsk&lt;br /&gt;İkinciler: Inter, Lyon, Valencia, Kopenhag, Roma, Marsilya, Milan, Arsenal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylediğim gibi kura çekiminin ardından kimlerin yolunun açılacağını, bahar aylarının nasıl bir seyir izleyeceğini kestirebiliriz. İkinciler arasından Arsenal, Milan ve Inter öne çıkıyor.&amp;nbsp;Benim aklımdan geçen kura ise (bakalım kaçta kaç tutacak) şöyle olabilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tottenham-Roma&lt;br /&gt;Schalke-Milan&lt;br /&gt;Man Utd-Inter&lt;br /&gt;Barcelona-Lyon&lt;br /&gt;Bayern-Kopenhag&lt;br /&gt;Chelsea-Valencia&lt;br /&gt;Real Madrid-Arsenal&lt;br /&gt;S. Donetsk-Valencia&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-8997931511628742516?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/8997931511628742516/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/sampiyonlar-ligi-apertura.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/8997931511628742516'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/8997931511628742516'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/12/sampiyonlar-ligi-apertura.html' title='Şampiyonlar Ligi Apertura sonrası'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TQqyJhETVEI/AAAAAAAAAV4/m-YPOAJZOpU/s72-c/trophy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-7756200069970553477</id><published>2010-11-28T16:51:00.000+01:00</published><updated>2010-11-28T16:51:20.566+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Trabzonspor'/><title type='text'>Cassio Lincoln, Engin Baytar ve kriz yönetimi</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TPJ5q0IL8OI/AAAAAAAAAVw/fO5rrbq6wXM/s1600/lincoln.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TPJ5q0IL8OI/AAAAAAAAAVw/fO5rrbq6wXM/s1600/lincoln.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih 12 Mart 2009... 1,5 yıl öncesi olmasına rağmen, arada geçen zamana birçok kriz çok kriz sığdığından yıllar önceymiş gibi geliyor. Galatasaray UEFA Kupası 4. Tur (ilk 16) ilk maçında deplasmanda Hamburg’la karşılaşıyor. Bordeaux’yu Sabri’nin son dakika golüyle geçen Galatasaray, bu maçta da ilk yarıda iyi bir oyunla Ayhan’ın ayağından bulduğu golle 1-0 önde kapattıktan sonra, Emre Aşık’ın kırmızı kart görüp, stoper yokluğundan Kewell’ın defansta oynamak zorunda kaldığı dakikaların ardından 1-1 gibi çok avantajlı bir skorla sahadan ayrılıyor. Ama maçın esas hikâyesi, ikinci yarının ortalarında Bülent Korkmaz’ın yaptığı Lincoln-Mehmet güven değişikliği… Lincoln, istekli olduğu hatta Nonda’nın değerlendiremediği müthiş ara pasını da düşünürsek etkili olduğu bir maçta, hem de kendini yeniden ispatlamak istediği Almanya’da oyundan alınmasına büyük tepki gösteriyor. Bülent Korkmaz gibi bir Galatasaray efsanesine, “büyük kaptan”a küfredilmesi kabul edilebilir gibi değil elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim birkaç ay önce doğrulanan haberlerden, aynı maçın sonrasında Haldun Üstünel, soyunma odasında Lincoln’ü, “sen nasıl Galatasaray’ın hocasına küfredersin?” diyerek tartakladığı ortaya çıkıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Mart 2009… Galatasaray, Trabzonspor deplasmanına çıkıyor. Şampiyonluktan uzaklaşılmış olsa da üst sıralarla fark o denli fazla değil, yani alınabilecek bir galibiyet umutları yeniden yeşertebilir. Bülent Korkmaz, bu maçta Lincoln’ü yanında oturtmayı tercih ediyor. Hatta ikinci yarıda, en az 10 kilo fazlası olan Hasan Şaş’ı ve son dakikalarda abuk sabuk bir kırmızı kart görerek puan kaybının baş sorumlularından olan Yaser Yıldız’ı oyuna almayı da düşünüyor ama 2-1 öndeyken oyunu tutabilecek Lincoln’ü “cezalandırmaya” devam ediyor. Sonuç son dakikada yene bir gol ve 2-2’lik beraberlik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Mart 2009…Galatasaray, Hamburg’u rövanşta konuk ediyor. Bütün medyada bir hafta boyunca Lincoln konuşuluyor. Takım içinden de bazı oyuncuların “ajanlığıyla”, başta Hakan Ünsal olmak bazı eski futbolcuların medya aracılığıyla tetikçiliğe soyunduğu günler. Morali bozuk olan Lincoln, isteksiz ve kötü bir oyun sergiliyor. Baros’un attığı ikinci golde yaptığı vücut çalımı hariç, fazla bir katkı vermeden tepkiler arasında oyundan alınıyor. Galatasaray, 2-0 önde olduğu maçı 3-2 kaybederek eleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereksiz bir iç çekişme, turu rahatlıkla geçebilecek bir takımın ahengini bozuyor ve ilerleyen günlerde de bir türlü toparlanamayan Galatasaray, ligi 5. Sırada bitiriyor. Aynı bu sezon olduğu gibi, Polat yönetiminin tepkileri göğüslemek ve zaman kazanmak için sarıldığı efsane Bülent Korkmaz, sezon sonunda görevinden ayrılıyor. “Tanrı’nın olmamı istediği yerdeyim” sözleriyle GS mobile reklamlarına çıkan Lincoln ise, kariyerinin en verimli sezonlarından birini geçirirken, Hamburg maçından sonra toparlan(a)mıyor ve son sonunda o da yolcular arasında yer alıyor. Kaybedenin kim olduğu ise belli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bütün bu süreç tam tersinden de okunabilir. Skibbe’nin şımarttığı Lincoln, Bülent Korkmaz’a aynı havaları sökmeyince, bilerek oynamıyor ve Büyük Kaptan da bunu görerek onu takımdan uzaklaştırıyor gibi bir yorumda bulunmak da mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hikâyenin kahramanları arasında kıyaslama yapmam sözkonusu dahi olamaz. Her Galatasaraylı gibi Bülent Korkmaz'a hakaret edilmesini kabul edemem.&amp;nbsp;O yaşayan efsanedir, biricik “Büyük Kaptan”dır. Lincoln ise sadece iyi bir futbolcu… Fakat, Bülent Korkmaz maalesef birilerinin dolduruşuna gelmiş ve bu krizi olabilecek en kötü şekilde yönetmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray için Bülent Korkmaz ne denli efsanevi bir figürse, Trabzonspor için de Şenol Güneş’in aynı konumda olduğu söylenebilir. Buradan hareketle diğer hadiseye gelelim.&lt;br /&gt;Uzun yıllar sonra ilk kez şampiyonluk havasının bu denli hissedilebilir biçimde esmeye başladığı Trabzonspor'un, evinde Eskişehirspor'u ağırladığı maçın son dakikalarında Engin Baytar oyundan alınmasına sert tepki gösteriyor ve görüntülerden net biçimde anlaşıldığı üzere, çıkarken teknik direktör Şenol Güneş'e küfürler sıralıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Baytar'ın bu tavrı da elbet kabul edilebilir değil. Hele bu davranışı kendisini 27 yaşında tabir caizse "adam eden" ve milli takıma yükselmesini sağlayan hocasına karşı yapması nankörlük. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, futbol altyapısını Almanya'da alan, sonra sırasıyla Maltepe, Gençlerbirliği ve Eskişehir'de oynayan bu çok yetenekli oyuncunun çok ciddi disiplin sorunları var. Özellikle G.Birliği ve Eskişehir'in maçlarında gördüğü kartlar, rakibe küfürler, hakemle didişmeler... Bir türlü kendini kontrol demeyen bir tip, tam saatli bomba gibi, sizi her an eksik bırakabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen, Şenol Güneş zor olanı seçiyor. 27 yaşından sonra bir adama nasıl topa vurulacağını, nasıl çalım atılacağını öğretemezsiniz belki ama sinirlerini kontrol etmesini, yeteneğinin farkında olup hırsını olumlu yönde değerlendirmeyi öğreterek verim alabilirsiniz. Tabii bunun için olağanüstü bir sabır gerekir. Şenol Güneş de 3 hafta önce Engin'in müthiş oyunu ve iki asistiyle 2-0 kazanılan Galatasaray maçından sonra TRT'nin Stadyum programına bağlanarak, Engin için "Ondan vazgeçmemi gerektirecek o kadar çok hatası oldu ki... Ama bu kolay olan seçenek, ben onun yeteneklerine güvendiğim için sabırlı davrandım" diyerek bu durumu itiraf etmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TPJ5K2EmxTI/AAAAAAAAAVs/ddUqQhoh1h8/s1600/engin-baytar-senol-gunese-cicek-verdi-2010-11-24_m.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="184" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TPJ5K2EmxTI/AAAAAAAAAVs/ddUqQhoh1h8/s320/engin-baytar-senol-gunese-cicek-verdi-2010-11-24_m.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trabzonspor yönetimi, kriz büyümesin diye "görmezden gelme" yolunu tercih etti. Bence, aceleci ve inandırıcı olmayan bir yöntem izlediler ve hatta bir Trabzonspor efsanesine edilen küfrü hasıraltı ederek, Şenol Güneş'e bir darbe daha vurmuş gibi oldular. Ancak Şenol Hoca, hafta boyunca son derece olgun ve vakur davrandı. Ağzından konuya ilişkin hiçbir bağlayıcı söz çıkmadı. Engin, de,&amp;nbsp;Öğretmenler Günü vesilesiyle fotoğrafta görüldüğü gibi "hocasına" çiçek vererek özür diledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Özürle her şey hallolmadı tabii. Engin bir sonraki hatasının bu kadar hoşgörüyle karşılanmayacağının farkında muhtemelen. Bu hafta zorlu Gaziantep deplasmanında ilk 11'de de&amp;nbsp;çıkmadı ve sonradan oyuna girdi. Ama yaşananlardan krizin büyümeden nasıl kontrol altına alındığı konusunda birçok ders çıkarılması mümkün.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Tabii Şenol Güneş kadar olgun davranabilecek çok az hoca olduğunu da unutmamak lazım. Sezon başında Umut'un olası transferi ve Teofilo konularındaki yaklaşımından da bunu görmek mümkün.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Bu yazıyı ne "keşke Lincoln şimdi&amp;nbsp;Galatasaray'da olsaydı" gibi bir yakınma, ne de futbolcu işte; genç adam, hırsından sinirlenmiş, tepki göstermiş, geçelim gitsin" şeklinde bir yaklaşımı savunma amacıyla yazdım. Her bir olayın iç ve dış dinamikleri ve yaşandığı döenmin koşulları farklıdır elbet. Ancak, "bir kriz nasıl olgun ve dirayetli bir şekilde yönetilir?" konusunda buradaki nüanslardan çıkarılacak derslere dikkat etmek gerek.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-7756200069970553477?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/7756200069970553477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/cassio-lincoln-engin-baytar-ve-kriz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7756200069970553477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7756200069970553477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/cassio-lincoln-engin-baytar-ve-kriz.html' title='Cassio Lincoln, Engin Baytar ve kriz yönetimi'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TPJ5q0IL8OI/AAAAAAAAAVw/fO5rrbq6wXM/s72-c/lincoln.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-4515603242319306043</id><published>2010-11-16T15:42:00.000+01:00</published><updated>2010-11-16T15:42:38.828+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Formula 1'/><title type='text'>Formula 1: Heyecan geri döndü</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TOKYUygUvaI/AAAAAAAAAVo/dqQ1pIgn0qM/s1600/vettel+f1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" px="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TOKYUygUvaI/AAAAAAAAAVo/dqQ1pIgn0qM/s320/vettel+f1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Formula 1’i düzenli olarak izlemeyi ne zaman bıraktığımı hatırlamıyorum. Halbuki 1990’ların ikinci yarısında hafta sonlarımın en büyük heyecanıydı. İlk izlediğim 1997 sezonunda, Jacques Villeneuve’ün şampiyonluğu kazandığı yarışla (hani Schumacher’in engellemek maksadıyla kasten çarptığı yarış) tam bir F1 meraklısı haline geldim. Hatta o dönemde yeni kurulan ve Kenan Onuk yönetiminde müthiş bir ekiple haftasonuna büyük keyif katan NTV ekranlarına Okay Karacan’ın sesiyle dinlemek, Hakkinen-Schumacher/ McLaren-Ferrari rekabetine tanıklık etmek bambaşkaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında nasıl oldu bilmem, ilgim azalmaya başladı. Önceleri, yarışların sadece startını izleyip, aralarda gidişatı kontrol ettim. Daha sonra ise sadece yarış sonunda kim kazanmış ona baktım. İstanbul Park’a da sadece bir kez 2006’da gittim. Bunda Ferrari’nin hükümranlığı, Schumacher’in rakipsizliği ezcümle rekabetin giderek azalması etkili oldu. Schumacher, istatistiklere göre gelmiş geçmiş en başarılı hatta en yetenekli pilottur belki ama nedense ben hiç sevemedim. Belki fazla mükemmel geldiği için. 2005’te Alonso’nun Reanult ile aldığı ilk şampiyonlukta bu heyecanı geri kazanır gibi oldum ama F1’in yeniden ilgi alanımın dışına çıkması uzun sürmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, bu zaman diliminde dünya çapında da ilginin azaldığı ve bunda Ferrari’yi dengelemek için yapılan kural değişikliklerinin etkisi olduğu söylendi otoritelerce. Ne kadar doğrudur bilemiyorum? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede, amaç her ne olursa olsun F1 yönetimi 2008’den itibaren rekabeti yeniden canlandırmayı başardı. Farklı tarzlara sahip yetenekli genç pilot sayısının artması ve puanlama sistemindeki değişiklikler heyecanı geri getirdi ve bu heyecan 2010 sezonunun son yarışı olan Abu Dabi GP’ne 4 pilotun birden şampiyonluk iddiasıyla gelmesi sayesinde tavan yaptı. Sonuç, henüz 6 yıl önce kurulan Red Bull takımının ve en genç şampiyon unvanını ele geçiren Alman Sebastien Vettel’in göz kamaştıran başarısı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Red Bull: Strateji ve kararlılık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Red Bull, Formula 1 “pazarına” 6 yıl önce girdiğinde, işin sadece marketing yönünün ağırlıklı olduğu, gridde boy göstermekle yetinen ve belki bazı yarışlarda puan, çok çok istisnai hallerde de podyum görebilen alışılmış markalardan biri olabileceği düşünülebilirdi. Fakat, Red Bull, planlı bir strateji, gerçekçi hedefler ve isabetli pilot seçimiyle giderek varlığını hissettirdi ve bu sezon zirveye oturdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yarıştan önce markalar şampiyonluğunu ilan etmişlerdi zaten. Son yarışta Ferrari gibi bu işin kurdu olan bir takımı pit stop stratejileriyle nasıl alt ettiklerini görünce, şampiyonluğu hak ettikleri yönde hiçbir şüphe de kalmamış oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Red Bull’un bu sezonki en çok hoşuma giden yönü ise, “takım emirleri” konusundaki tavırları oldu. Bu tavır, şampiyonluk şansı daha fazla görünen Webber’i çileden çıkarsa da taviz vermediler ve arkasında durdular. Böylece hem iki pilotlarının arasındaki tatlı rekabetten yararlandılar, hem de ikisini birden iddialı tutarak daha etraflı bir strateji geliştirmeyi başardılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yarışa lider giren Fernando Alonso, yarış boyunca fazla risk almadan temkinli bir tempoda giderek kendisine yetecek puanları almak ve bunu yaparken de en yakın rakibi Webber’i “kollamak” peşindeydi. Zaten, Webber erken pite girince kendisinin de aynı şeyi yapması bu stratejinin göstergesiydi. Fakat, Red Bull, fazla hesaba katılmayan Vettel’in farkı rahatlıkla açmasını sağlayacak bir stratejiyle başarıya ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vettel, en genç şampiyon unvanını Hamilton’un elinden alırken, F1’in nasıl bir yöne doğru seyrettiği konusunda da ipuçları vermiş oldu. Vettel, çok yetenekli ve bugünlere geleceği önceden tahmin edilebilen bir isim. Artık takımlar F1 araçlarının koltuğuna oturtacakları isimlerin, çok uzun yıllar başka platformlarda tecrübe kazanmış olmalarından ziyade, çalışma disiplini ve geliştirilebilir bir yeteneğe sahip olup olmadıklarına bakıyorlar. Vettel de bu profile uyan, yarışçı ruhlu, yani yarış içinde gereken yerlerde agresiflik gösterebilen ama genel anlamda da dengeli bir pilot. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fernando Alonso ise, F1’deki en yetenekli ve en istikrarlı pilotların başında gelir ve belki de bu sezonun ikinci yarısından itibaren gösterdiği başarıyla şampiyonluğu da hak etmiştir ama Abu Dabi’de yaşanan türde dramatik sonlar bu tür sporlara esas heyecanı katmıyor mu? Alonso, Abu Dabi GP’de çok uzun süre Renault pilotu Petrov’un arkasında kaldı ve bir türlü gerekli hamleyi yapamadı. Yarışta sonra, kaybetmenin siniriyle pist ortasında Petrov’a aşağıdaki videoda görülen çıkışması da, 2010 yılının aklıda kalacak görüntüleri arasında yerini aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2011 sezonu çok daha heyecanlı ve çekişmeli geçecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;object height="385" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/tNBLtD2eZaM?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/tNBLtD2eZaM?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="640" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-4515603242319306043?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/4515603242319306043/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/formula-1-heyecan-geri-dondu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4515603242319306043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4515603242319306043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/formula-1-heyecan-geri-dondu.html' title='Formula 1: Heyecan geri döndü'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TOKYUygUvaI/AAAAAAAAAVo/dqQ1pIgn0qM/s72-c/vettel+f1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-5350963745701859785</id><published>2010-11-15T11:08:00.000+01:00</published><updated>2010-11-15T11:08:05.900+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serie A'/><title type='text'>Serie A'da dengeler değişiyor/ Derbinin galibi AC Milan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TOEGek8qioI/AAAAAAAAAVk/wAXmBS5lxqk/s1600/inter+milan+ibrahimovi%25E2%2594%259C%25C4%259F.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" px="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TOEGek8qioI/AAAAAAAAAVk/wAXmBS5lxqk/s320/inter+milan+ibrahimovi%25E2%2594%259C%25C4%259F.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Burada Premier League'i veya Budesliga'yı izleme imkanı bulamadığımdan (daha doğrusu imkan var elbette fakat benim üye olduğum Al Jazeera Sport'ta bu ligler yok maalesef), Avrupa Ligleri'nden sadece La Liga ve Serie A'yı hakkını vererek takip etmeye çalışıyorum. La Liga elbette muhteşem bir futbol şöleni ancak işin çekişme ve heyecan yönünden malesef giderek "Barça ve Real ve diğerleri"ne dönüşmeye ve İskoçya Ligi'ne benzer bir hal taşıdığını kabul etmek gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serie A'yla ise garip bir ilişkimiz var. Benim izlemediğim maçlar nedense çok keyifli ve heyecanlı geçerken, büyük beklentiyle ekran karşısına geçtiğim maçlarda uyukladığım bile oluyor. Fakat, bu ligi bu sezon takip etmek daha cazip hale gelmiş durumda. Zira birkaç yıldır ligi domine eden Inter, Mourinho'nun mirasını hızla tüketip zirveden uzaklaşma yolundayken, iddialı takım sayısı artmasıyla her hafta nefes kesen maçlar izlenmeye başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta daligin ilk 6 sırasındaki takımlar karşı karşıya geldi. Lazio, üst üste iki galibiyetten sonra, sezonun dikkat çeken takımlarından Napoli'yi (aslında bu 6'lı içinde şampiyon olmalarını en çok isteyeceğim takım olduğunu itiraf edeyim) 2-0 mağlup ederek, hem 2. sıradaki yerini korudu, hem de üst üste mağlubiyetlerle derinleşeek ve takımın zirveden tümden uzaklaşmasına yol açacak bir krizi başlamak üzereyken bertaraf etti. Sezona çok kötü başlayan ancak zamanla toparlanan Juventus ve Roma da 1-1 berabere kaldılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii haftanın esas beklenen maçı Milano derbisiydi. Milan, Inter'e karşı ekstra bire motivasyonla oynayan Ibrahimoviç'in henüz 4. dakikadayken yaptırdığı ve gole çevirdiği penaltıyla "deplasmanda" 1-0 kazanarak, rakibiyle arasındaki farkı 6 puana çıkardı ve liderliğini sürdürdü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milan, yaşlı ve dengesiz kadrosuna rağmen bu sezon çoğu maçta belirli bir standardı tutturmayı başardı. Her şeyden önce Allegri aşırı muhafazakar bir teknik adam değil, orta sahada her zaman Flamini veya Boateng gibi daha genç ve dinmik oyunculardan birisi yer buluyor. Gattuso'dan yıllardır hiçbir hocanın alamadığı verimi almayı başarıyor. Hücumdaki starlarını da başta Ibrahimoviç olmak üzere iyi idare etmiş gibi görünüyor. Robinho da şu ana kadar sorun çıkarmadığına göre işler şimdilik yolunda diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam da golü bulduktan sonra geçen yıl Inter'i Şampiyonlar Ligi'nin zirvesine çıkaran alan sıkıştırmaya dayalı kontrol futbolunu başarıyla sergilediler. Uyum içindeki savunma, başta Nesta'nın mükemmel performansı ve liderliği sayesinde asgari ölçüde pozisyon verdi. Orta saha agresif ve sert, hatta bazen gereğinden fazla sert oynayarak, Inter'e rahat oyun kurma imkanı tanımadı. Sıkıştıklarında ileriye attıkları toplarda da Ibrahimoviç görevini iyi yaparak takıma nefes alacak zamanı kazandırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu oyun anlayışı Milan'ın sahaya çıkan 11'indeki orta üçlünün Gattuso-Ambrosini-Flamini olmasından da anlaşılıyordu. Pirlo'nun yedek kulübesinde oturması, Allegri'nin önceliği top kazanan ve ısıran bir orta sahaya verdiğini, pas futbolunu ikinci plan attığını gösteriyordu. Erken gol de ona istediğini fazlasıyla yapma imkanı tanıdı. Gattuso'nun setrtliği biraz abartıp, kırmızı kart riskini bağıra bağıra anlatması sonucunda da Pirlo'yu oyuna alarak, hem takımın baskı altında daha makul top çıkarmasını sağladı, hem de bir kişi eksik oynama riskini ortadan kaldırdı. Tabi genç Abate'nin hesap edemediği acemiliği yüzünden gördüğü kırmızı kart Milan'ı zor durumda bıraktı ama neticede maçın sonunu getirmesini bildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Inter, bu mağlubiyetten sonra 12. maçında 16. puanını kaybederek liderden 6 puan uzakta 5. sıraya geriledi. Bu noktadan sonra, &lt;a href="http://acetobalsamico.blogspot.com/"&gt;AcetoBalsamico&lt;/a&gt;'da maç öncesi&amp;nbsp;değerlendirmede belirtildiği gibi Benitez'in durumu da tartışmaya açılacak, hatta nuhtemelen Zenit'te&amp;nbsp;şampiyonluğunu ilan eden&amp;nbsp;Spaletti'nin isminin ciddi biçimde telaffuz edilmeye başlaması çok muhtemel. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benitez, Serie A'nın bazı temel özellkilerini kavrayana kadar, Inter çok vakit kaybetti. Her şeyden önce takım fizik olarak eziliyor ve sertliğe karşı çok pasif kalıyor. İkincisi, gol yollarında Eto'o'ya aşırı derecede baımlı durumda, alternatif üretemiyor. Üçüncüsü geçen sene takımı taşıyan ve devamlı forma giyen bazı oyuncuların bu sene arka arkaya (Milito, Samuel, Maicon) yaşadıkalrı sakatlık sorunları takımı olumsuz yönde etkiliyor. Dördüncüsü, Şampiyonlar Ligi şampiyonu titrini taşıyan bir takım için alternatifleri yeterli değil. Belki yetenekli oyuncular ama Obi, Coutinho, Biabiany gibi isimler sadece alternatif yedekler olabilecek kapasitedeler, takımı sezn boyunca taşıyabilecek fizik kaliteye sahip değiller gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl takımın omurgasında hayati bir rol oynayan Cambiasso'nun günahını ise anlamıyorum. Önce Maradona çok ihtiyacı olduğu halde Dünya Kupası kadrosu dışında bıraktı. Şimdi de Benitez düzenli forma şansını ondan esirgiyor. Hatta bugün 36. dakikada oyuna girmek için&amp;nbsp;soyunup son anda oyuna Coutinho'nun girmesiyle kös kös kulübeye dönmesi de komik bir görüntüydü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bu ligin birçok deişime gebe olduğunu söylememiz lazım.&amp;nbsp;Benitez, Sneijder'i, Liverpool'da Gerrard'ı kullandığı şekilde kullanmayı başarır ve ona takımın lideri olduğunu hissettirirse, devre arasında da gerçek bir hücumcu kanat oyuncusu transfer edilirse Inter, yine en büyük şampiyonluk adayınlardan birisi olur diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Inter (4-3-3): &lt;/strong&gt;Castellezi- Zanetti, Materazzi (Dk. 68 Biabiany), Lucio, Cordoba- Stankoviç, Sneijder, Chivu-Eto'o, Milito (Dk. 46 Pandev), Obi (Dk. 36 Coutinho)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Milan (4-3-3): &lt;/strong&gt;Abbiati-Abate, T.Silva, Nesta, Zambrotta- Gattuso (Dk. 46 Pirlo), Ambrosini, Flamini- Robinho (Dk. 62 Antonini), Ibrahimovi., Seedorf (Dk. 73 Boateng)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;GOL: Dk.&amp;nbsp;5 Ibrahimoviç (pen.)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;K. Kart: Dk: 60 Abate (Milan)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, hakem Abate'yi 2. sarıdan attığı pozisyonun ardından biraz kontrolü kaçırdı gibi geldi bana. Ibrahimoviç'in, Materazzi'ye yaptığı ve oyuncunun sakatlanmasına yol açan hareket kesin kırmızı kartılıktı bence. Hareketin videosu aşağıda: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/m0dGaT8TXng?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/m0dGaT8TXng?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-5350963745701859785?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/5350963745701859785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/serie-ada-dengeler-degisiyor-derbinin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5350963745701859785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5350963745701859785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/serie-ada-dengeler-degisiyor-derbinin.html' title='Serie A&apos;da dengeler değişiyor/ Derbinin galibi AC Milan'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TOEGek8qioI/AAAAAAAAAVk/wAXmBS5lxqk/s72-c/inter+milan+ibrahimovi%25E2%2594%259C%25C4%259F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-6494712391710433782</id><published>2010-11-15T11:06:00.000+01:00</published><updated>2010-11-15T11:06:27.401+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Çöküş/ Galatasaray-Manisaspor: 0-2</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TOEGCy2LXcI/AAAAAAAAAVg/CY4MYmuGL7c/s1600/sabri+gs+manisa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" px="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TOEGCy2LXcI/AAAAAAAAAVg/CY4MYmuGL7c/s320/sabri+gs+manisa.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın durumuna ilişkin son olarak 23 Ekim'de geniş bir değerlendirmeyi burada paylaşmıştım. &lt;a href="http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/galatasaray-hayalden-uyans.html"&gt;"Hayalden uyanış"&lt;/a&gt;&amp;nbsp;başlıklı o yazıyı yazdığımda, Gheorghe Hagi henüz takımın başında sahaya çıkmamıştı. Arada kalan sürede oynanan 4 lig ve 1 kupa maçı, kulübün bütün ciddi ve yapısal problemlerinin yerli yerinde durduğunu, yapılan makyajın yetersizliğini ve en&amp;nbsp;önemlisi&amp;nbsp;bu duruma isyan eden&amp;nbsp;neredeyse hiç kimsenin kalmadığını, Galatasaray'da hazin bir şekilde başarısızlığın&amp;nbsp;kanıksandığını ve Türk futbolunun en büyük markasının&amp;nbsp;"hasta adama" dönüştüğünü gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık ciddi bir biçimde yayılıp çöküş tehlikesi arz ettiği zamanlarda, kapanmayan iyileşmeyecek yaraları ağrı kesicilerle, geçici tedbirlerle tedavi etmek olanaksız hale geldiğinden, problem yaratan organların alınması, kesilmesi, yenilenmesi tek çare olarak karşımıza çıkıyor. Manisaspor maçını izlemek kahredici ve kahredici olduğu kadar da ayıltıcıydı aslında. Takımda mücadele eden, formanın hakkını vermeye çalışan sadece Elano ve Lorik Cana'ydı (belki biraz Sabri'yi de katmak mümkün). Onun dışında saha içinden, kenar yönetime, yedek külübesinden tribünlere kadar tam bir boşvermişlik ve bir nevi uyku hali hakimdi. Son 10 dakika "sabrımız taşıyor adam gibi oynayın" tezahüratıyla uyanılan bu uykuda, yaşanan kabusun aslında gerçek olmadığını &amp;nbsp;duymayı, herhalde bütün Galatasaraylılar isterdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rijkaard geçen yıl elimdeki oyuncu kalitesi yeterli değil dediğinde, tabir caizse bütün çevrelerin "çemkirmesine" maruz kalmıştı. Şimdi oynayan oyuncuların kaçı Galatasaray formasını taşımayı hak ediyor bir düşünelim isterseniz. Haklı değil miymiş? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hagi'nin ilk maçının deplasmanda Fenerbahçe'ye karş olması büyük bir şanstı aslında. Hagi de akılcı bir oyun planıyla, zaten ekstra bir çabaya gerek kalmaksızın motive olmuş bir takıma rasyonel bir futbol oynatarak yıllar sonra puan almayı başarması dertleri unutturmaya yetmiş gibi bir hava estirildi. Sonrasında o maçın rüzgarıyla ilk 30 dakikalık oyunla koparılan (ikinci yarıda çekilen sıkıntılar nedense dikkate alınmadı) MP Antalyaspor galibiyeti geldi. Ancak son Trabzon ve Manisa maçları gerçeği apaçık biçimde ortaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki paragrafı yazarken aklıma bu durumu ligimizin orta sıralarında bulunan veya düşmemeye oynayan takımlarının sıkça yaşadığı geldi. Düşünün başarısız sonuçların ardından gelen bir kan değişikliği, ilk başlarda alınan birkaç iyi sonuç ve ardından&amp;nbsp;yeniden "sıkıntılı günlere" dönüş ve belki yeniden bir teknik direktör değişikliği, ara transferi dört gözle bekleyip takıma yapılan amaçsız ve bilinçsiz takviyeler, günah keçisi ilan edilerek kadro dışı bıraklılan bazı oyuncular ve şansı tutarsa güç bela sezon sonunu getiren bir takım. Tehlikenin farkında mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan, özellikle bugünkü maçı izledikten sonra kadro dışı bırakılması gerektiğini düşündüğümüz veya gönderilmesini isteyeceğimiz birçok oyuncuyu sayabiliriz. Fakat çok daha derinlere nüfuz eden bir değişim gerekiyor. Önceden de söylediğim gibi 2008 yılında iyice kemikleşen ve aradan geçen sürede nice "değer"in kellesini alan bir yapıyı değiştirebilmek asıl mesele.&amp;nbsp;Galatasaray formasının hakkını veren bir takım oluşturmak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada yanlış anlaşılmasın, bu ifadeyle asla hamasi&amp;nbsp;bir kavramı kastetmiyorum.&amp;nbsp;Diğer bütün takımların forması&amp;nbsp;ne kadar kutsalsa, o kadar kutsaldır. &amp;nbsp;Yaptığı işten para kazanan tüm sporcular, verebileceklerinin en iyisini vermek zorundadır. Bu noktada hiçbir şüphe yok. Benim vurgulamak istediğim, bir şekilde Galatasaray kadrosunda yer bulan ve üzerlerinden Galatasaray formasını çıkardığınızda, kariyerlerini asla bu kadar üst düzey bir takımda sürdüremeyecek oldukları halde, konumlarının ve ayrıcalıklarının "vasat" nitelikteki bazı oyuncuların düştükleri yanılgı. Tabii bir de oyuncu kadrosunu bu şekilde oluşturan yönetimin içinde bulunduğu gaflet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Sami Yen'de 3 maç daha oynayacağız ve sonrasında yıllardır özlemini çektiğimiz Türk Telekom Arena'ya kavuşacağız. Normal şartlarda büyük bir heves ve heyecanla gitmemiz gereken stada&amp;nbsp;tüm iddiasını yitirmiş, isteksiz ve Galatasaray'ın adının olduğu her yere taşınan&amp;nbsp;"umudu" kaybetmiş biçimde gidiyoruz ne yazık ki...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-6494712391710433782?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/6494712391710433782/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/cokus-galatasaray-manisaspor-0-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6494712391710433782'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6494712391710433782'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/cokus-galatasaray-manisaspor-0-2.html' title='Çöküş/ Galatasaray-Manisaspor: 0-2'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TOEGCy2LXcI/AAAAAAAAAVg/CY4MYmuGL7c/s72-c/sabri+gs+manisa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-5845791660494065800</id><published>2010-11-03T02:17:00.000+01:00</published><updated>2010-11-03T02:17:08.652+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şampiyonlar Ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gareth Bale'/><title type='text'>Gareth Bale</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TNC3pVxQxtI/AAAAAAAAAVc/N6mP3XGSDcI/s1600/gareth+bale.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="209" nx="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TNC3pVxQxtI/AAAAAAAAAVc/N6mP3XGSDcI/s320/gareth+bale.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İki hafta önce izlemeyi çok istediğim halde Inter-Tottenham maçına tercih etmiştim Bursaspor-Man Utd maçını. Dün gece de aynısını yaptım. İki akşam da beni pişman eden kişi Gareth Bale oldu. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Roberto Carlos'un 2002 Dünya Kupası performansından beri böyle bir kanat oyuncusu performansı hatırlamıyorum. Aslında şöyle söylemek gerek. 2000'lerin 2. yarısından itibaren 4-3-3'ün dünya futbolunda hakim sistem konumuna gelmesi, klasik 10 numaraları hücum hattının kanatlarına iterek, çizgiye inmek yerine içe kat eden kanat oyuncusu ve hücumcu kanat bekleri tipini yaygınlaştırdı ve&amp;nbsp;klasik kanat oyuncularını da geri plana itti. 3-5-2 hakim sistemken maç boyunca&amp;nbsp;ileri geri çalışan oyuncular ya savunma&amp;nbsp;özelliklerini&amp;nbsp;geliştirerek "bek" pozisyonuna geldiler&amp;nbsp;ya da takım içi rollerini kaybettiler. Son yıllarda Maicon, Daniel Alves, Türkiye'den de Gökhan Gönül gibi hücuma hzılı ve etkili biçimde çıkan oyuncular, takımlarının hücum planında bir artı değer sağlayarak&amp;nbsp;bu şekilde ön plana çıkmayı başardılar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat son 2 maçta gördüğümüz Gareth Bale performansı bütün bunların ötesinde, başka bir dünyadan gelmiş gibi.&amp;nbsp;Galli oyuncu şu anda&amp;nbsp;4-4-1-1 dizilişiyle oynayan Tottenham takımında orta alanın solunda görev yapıyor ancak yukarıda saydığım hücumcu&amp;nbsp;bek performansına daha uygun. Bu açıdan çağın mükemmel futbol takımı Barcelona'nın nazar boncuğu gibi aksak bıraktığı sol bek açığını mükemmel biçimde kapatabilir mesela. Zaten Zubizaretta da ilgilendiklerini açıklamış bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topla çok hızlı, vuruşları düzgün ve isabetli, fantastik çalımlara ihtiyaç duymadan fizik gücüyle adam geçiyor ve bir anda rakibiyle arasındaki mesafeyi inanılmaz biçimde&amp;nbsp;açıyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp;O hızla top sürerken kafasında son hareketi de planladığın düşünüyorum çünkü biraz klişe tabirle "orta değil pas"&amp;nbsp;veriyor. en önemlisi Inter maçlarında o müthiş deparlarını oyunun son dakikalarında atabilecek şekilde fizik gücünü koruyabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır bu kadar etkili bir bireysel performans izlememiştim. İnanın abartmıyorum, örneğin Ronaldo son haftalarda coşmuş durumda ama Mourinho'nun takımında tüm pozisyonların onun için hazırlandığı bir sistemde oynuyor.&amp;nbsp;Bale'in durumu ise bambaşka. En iyisi aşağıya kopyaladığım Inter maçlarının videolarını (Türkiye'de youtube açıldı mı bilemiyorum ama) izleyip karar verin. &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/mK710D8I2QY?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/mK710D8I2QY?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/HM9GU1I1L7o?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/HM9GU1I1L7o?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-5845791660494065800?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/5845791660494065800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/gareth-bale.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5845791660494065800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5845791660494065800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/gareth-bale.html' title='Gareth Bale'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TNC3pVxQxtI/AAAAAAAAAVc/N6mP3XGSDcI/s72-c/gareth+bale.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-5670553479687324825</id><published>2010-11-03T01:01:00.000+01:00</published><updated>2010-11-03T01:01:31.579+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şampiyonlar Ligi'/><title type='text'>Bursaspor-Manchester United: 0-3 - Oturup düşünmenin zamanı</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TNCk5jVOrmI/AAAAAAAAAVU/G0_qmppbhno/s1600/bur_0-3_man_739fd_400.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" nx="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TNCk5jVOrmI/AAAAAAAAAVU/G0_qmppbhno/s320/bur_0-3_man_739fd_400.jpg" width="303" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Bursaspor maalesef dün akşam da Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk golünü atmaya veya ilk puanını almaya muvaffak olamayarak, 4 maç sonunda beklenmedik ölçüde hayal kırıklığı yaratan bir tabloyla bizleri karşı karşıya bıraktı. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Bu tabloya bahane bulmak çok kolay. Kadrolar arasındaki kalite farkını yadsımak mümkün değil, ya da tecrübe veya şans faktörünü. Zaten tecrübe faktörü bir nevi fasit daire işlevi görüyor. Tecrübeniz olmadığı için kuraya 4.&amp;nbsp;torbadan giriyorsunuz. Bu durumda da genelde devlerle&amp;nbsp;eşleşip&amp;nbsp;yine sizi üst torbalara taşıyacak puanı alamıyorsunuz. Kısacası, Bursaspor'un grupta sonuncu olması, bir açıdan çok sürpriz değil. &amp;nbsp;Fakat bunların hiçbiri durumu açıklamaya yetmiyor.&amp;nbsp; Özellikle daha önce&amp;nbsp;aynı tecrübe eksikliği ve yetersiz kadrolarına rağmen can yakmayı başarmış Cluj, Anorthosis gibi örnekleri veya bugün tam kadro Barcelona'dan puan koparmayı başaran Kopenhag'ı düşündüğümüzde Türkiye Ligi şampiyonunun kayıtlara bu şekilde geçmesi çok hazin geliyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Bursaspor dün akşam biraz daha istekli, pozisyona giren, topu biraz daha iyi kullanan bir oyun ortaya koydu.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Maçın başından itibaren harika bir gösteri serigleyen seyircinin de desteğiyle işler iyiye gidecek gibiydi. Ancak Manchester United, tabir caizse kendini hiç sıkmayarak kendi yarı sahasında top çevirdi. Bu durum biraz da Bursaspor'un taktiğinin kendi içinde çelişmesinden kaynaklandı. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Şöyle ki, oyun içinde 4-1-4-1 ile 4-3-3 arasında değişen bir dizilişle sahaya yayılan Bursaspor'da, santrfordaki Sercan ve kanatlarda yer alan Turgay ile Volkan Man Utd defans oyuncularına çok yüksek tempoda şok pres uygularken, Man Utd bu aşamayı geçtiğinde 30 metre boyunca hiçbir dirençle karşılaşmadı. Çünkü, özellikle başta stoperlerin arasına iyice gömülen Svensson olmak üzere Ergiç ve Insua rakibi orta yuvarlağın gerisinde karşılamakla görevlendirilmişti. Halbuki, yüksek tempo ve hücum pres uyguladığınızda savunmayı da öne çıkarmak ve takımın boyunu kısaltmak zorundasınız. Bu durum savunma hattınızı belki riske atar ama ne yardan ne serden geçerim anlayışıyla bu şekilde oynadığınızda hem hücum oyuncularını boşu boşuna yormuş, hem orta saha oyuncularınız topu kazandığında forvetle bağlantılarını koparmış olduklarından pas alışverişini sağlayamamış, hem de rakibe oyunu soğutma ve tempoyu kontrol etme imkanı vermiş olursunuz. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Halbuki, ilk yarıda Sercan'în Van der Sar'a yaptığı baskı sonucu tecrübeli kalecinin kısa düşen vuruşunda&amp;nbsp;Svensson'un dışarı giden şutunu düşündüğümüzde, (Bu pozisyon bir duran top sonrasında gerçekleşmişti) orta sahanın pres yapan hücum oyuncularına yaklaşması halinde rakibin dengesiz yakalanmasının mümkün olduğunu görmüştük. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Gol çok biçimsiz bir dakikada gelmeseydi, Bursaspor'un oyun anlayışını olumlu yönde geliştirebileceğini öne sürebiliriz. Nitekim, Ertuğrul Sağlam'ın maç sonu açıklamaları da bu doğrultuda olmuş. Yine de ne olursa olsun, savunma hattını çıkarmaya niyeti olmayan bir Man Utd. takımını kontrataklarla yenmek mümkün değildir. Kaldı ki, 75. dakikada&amp;nbsp;1-0 mağlupken rakip yarı alanın ortasında yapayalnız kalan ve çaresizce 30 metreden şut çektikten sonra ağzından "kimse&amp;nbsp;yok ki" sözleri dökülen Sercan'ın durumunu da hiçbir taktik açıklayamaz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Son günlerin çok konuşulan ismi Sercan demişken bir parantez açalım. Yakında onunla ilgili&amp;nbsp;bir yazı düşünüyorum ama birkaç maç daha bu psikoloji altında nasıl oynadığını görmem lazım. Zaten&amp;nbsp;beni tanıyanlar,&amp;nbsp;ne yönde bir&amp;nbsp;yorumum olacağını tahmin edebilirler.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;Son olarak, yazının başlığını "oturup düşünmenin zamanı" şeklinde koymamın sebebini açıklayayım. Avrupa'nın en büyük 6. ligi olduğumuzu iddia ediyoruz ve ligimizin şampiyonu ve şu andaki yenilgisiz liderinin Şampiyonlar Ligi'ndeki performansı bu. Ertuğrul Sağlam ve Bursasporlu oyuncuların geçen sene yaptıkları devrimi ve sarf ettikleri emekleri asla küçümsemek istemem. Fakat oturup düşünmemiz gereken sorular var: Ne durumdayız, kendimizi mi kandırıyoruz, ne yapmalıyız....?&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-5670553479687324825?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/5670553479687324825/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/bursaspor-manchester-united-0-3-oturup.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5670553479687324825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5670553479687324825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/11/bursaspor-manchester-united-0-3-oturup.html' title='Bursaspor-Manchester United: 0-3 - Oturup düşünmenin zamanı'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TNCk5jVOrmI/AAAAAAAAAVU/G0_qmppbhno/s72-c/bur_0-3_man_739fd_400.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2739812674933031583</id><published>2010-10-23T19:42:00.000+02:00</published><updated>2010-10-23T19:42:36.269+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Galatasaray: Hayalden uyanış</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TMMedccIfrI/AAAAAAAAAVQ/C0GEJ_Kpyy8/s1600/rijkaard+ma%C3%A7ta" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" nx="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TMMedccIfrI/AAAAAAAAAVQ/C0GEJ_Kpyy8/s320/rijkaard+ma%C3%A7ta" width="264" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Bizim kuşak Galatasaraylıların, yani UEFA Kupası şampiyonluğunu bütün ayrıntılarıyla idrak etmiş olanların (misal ben 18 yaşındaydım) maalesef ciddi bir zaafı var. Biz muhtemelen o yıllarda hayal ettiğimizin ötesini gördüğümüz için, “Galatasaray’ın adının olduğu yerde umut vardır” şiarının da ötesine geçerek, sözkonusu Galatasaray olunca bize vaat edilen güzel günlere çok kolay inanıyoruz. Belki şerefli yenilgiler dönemini kılpayı teğet geçmemiş olsak, anılarımız Neuchatel’li, Monaco’lu 88-89 sezonla başlamamış olsa daha rasyonel ve kuşkucu olabilirdik. Fakat inandık… Sanki 10 yıl önce UEFA Kupası kazanıldığından beri göreve gelen yönetimler Galatasaray’ı hem anlamda eksiksiz bir dünya kulübü yapmayı başarmışlar gibi, gerekli kurumsal altyapı var mı diye sorgulamadan, salt Rijkaard’ın gelişinin bir devrim yaratacağına inandık.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Öyle heyecanlıydık ki, zamanında beyaz saçlı adamın sıfırdan gerçekleştirdiği devrimi, bu kıvırcık saçlı adamın gerçekleştirmesi çok kolay görünüyordu hepimize. Büyük transferler yapılmış, gerekli kadro oluşturulmuştu. Fakat nasıl olduğunu anlamadan bir yerde tıkanıklık başladı. Rijkaard-Neeskens ikilisi istediklerini gerçekleştiremez gibi olunca kendi oyun anlayışlarından ödün verdiler, belki herkesin dile getirmekten çok hoşlandığı “Türk futbolcusunun yapısına uygun bir düzeni” benimsemeye çalıştılar. Ne zaman heyecan verici bir vizyon ortaya konsa, bazı unsurlar hevesini kursağında bıraktı öncülerin. Dünyanın en pahalı kadrolarından Man City’de düzenli olarak ilk 18’e giren Jo’ya, Avrupa’da hala ciddi bir piyasası olan Giovani Dos Santos’a, Dünya 3.sü U17 Milli Takımının Nuri Şahin’den sonraki en büyük yıldızı Caner’e neler yapıldığını, haklarında neler yazıldığını hatırlayın. Elano’nun burada geçirdiği 14 ay sonrasında halihazırda yüzündeki ifadeye bakın. Belki o zaman neden Haldun Üstünel’in görevi bıraktığını anlamak da mümkün olabilir. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Bu sezonki transfer politikasına bir bakın… Takım Avrupa’dan elendikten sonra taraftarı susturmak için Misimoviç’in son gün transfer edilmesinden tutun, Keita’nın yerine Stoch’un peşinden koşulup ucuz diye Pino’nun alınmasına, orta sahada takımı M.Sarp-Ayhan ikilisine mecbur bırakan, forvette Baros’un başına bir şey gelmesin diye dua ettiren alternatif yoksunluğuna ve gençlerin yok pahasına elden çıkarılıp kadronun vasat Anadolu takımı yedekleriyle doldurulmasına da diyecek bir şey yok mu? &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Rijkaard’ın başarılı olduğunu iddia etmiyorum elbette. Belki de en büyük hatası tüm kurumsal ve teknik altyapının hazır olduğuna kendini inandırmasıydı. Burada sadece antrenman ve maçlardaki görevin yetmediğini, teknik direktörlerin 7/24 her türlü detayla ilgilenmesinin gerektiğini anlayamadı. Ancak asıl sorgulanması gerekenin Rijkaard gibi uluslararası değerlere Türkiye’de başarılı olacak ortamı sağlayamamamızın nedenleri olduğunu düşünüyorum. Bu “çok kariyerli bir hocaya ne olursa olsun sabredelim” şeklinde geçiştirilecek kadar basit bir durum değil. Bu tür başarısız dönemleri bütün büyük hocalar zaman zaman yaşayabiliyor fakat sonrasında onların isimlerinden ve prestijlerinden bir şey kaybetmediklerini, hatta bu deneyimleri ileriki kariyerleri için artıya dönüştürebildiklerini görüyoruz. Kısacası kaybeden biz oluyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Kaybeden biz oluyoruz çünkü bazı anlayışlar değişmeden olduğu yerde kalıyor. Hanelerine Rijkaard gibi bir efsaneyi harcadıkları sanrısını yazıp yollarına devam ediyorlar. Aklıma hep zamanında Toschak’la Ali Şen arasındaki polemikte, Toschak’ın havaalanında sıradan bir adamı durdurup “hangimizi tanıyosun?” diye sorması geliyor. Rijkaard hep efsane olarak kalacak, muhtemelen bir sonra gittiği kulübü yine zirveye çıkaracak yani yeniden ayağa kalkacak Peki onun gönderilmesine öyle ya da böyle katkıda bulunanlar… “Güvenilmediğim yerde iyi performans göstermem beklenmesin” diyenler… Galatasaray taraftarının gözünden düştüğü yerden nasıl kalkacaklar?&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Futbolcuya dayalı düzen &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Aslında bütün bunlar 2007’de rahmetli Özhan Canaydın Mart ayında sözleşme yenilediği halde, Adnan Polat’ın yönlendirmesiyle sezon sonunda Gerets’in gönderilmesiyle başladı. Sanki daha önceki 48 sezonda 48 şampiyonluk yaşanmış gibi 2007’de şampiyon olamamak Gerets’in sonu oldu. Halbuki, beğenilmeyen anacak ne hikmetse gittiği her yerde başarılı olan Gerets, 2006’da rekor puan toplayarak şampiyon olmuş, bugünün kaptanı Arda’ya düzenli olarak forma vermiş, onu ilk kez en rahat ettiği yer olan sol açıkta denemiş, Şampiyonlar Ligi’nde ilk maçına 19 yaşındaki Arda ve 18 yaşındaki Aydın’ı ilk 11’de başlatacak, Kadıköy’de 4-0 mağlubiyeti göze alarak 19’luk Uğur ve Ferhat’ı oynatacak kadar gençlere kapıyı açmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Feldkamp, yaşattığı başarıların verdiği krediyle yeni ve genç bir takım yaratması için göreve gelmiş ve kısmen başarılı bir grafik çizmişti. Ancak, takımın içten içe kaynaması, onun gibi disiplin üstadı olan birinin bile gitmesine zemin hazırladı. Kalli gittikten sonra ise gerçekten müthiş anlara sahne olan, her anında emek ve inanç dolu bir mücadele sonucu 17. şampiyonluk geldi. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Şimdiki tabloya bakınca 2008 şampiyonluğu ne kadar güzel olsa da keşke gelmeseymiş diyorum. Çünkü Cevat Güler’in emeğine hakaret edecek şekilde “hocasız şampiyonluk” olarak anılan bu başarı futbolcuya dayalı düzeni kemikleştirdi. Bu düzen, bugüne kadar Skibbe ve Rijkaard’ın ve birçok “yabancı” futbolcunun “kellesini aldı”.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Skibbe’nin oynattığı, örneğin Benfica deplasmanındaki veya Ankara serisindeki futbolun üzerine o günden beri çıkamadı Galatasaray. O dönemde, ligde şampiyonluk iddiası sürerken, Avrupa’da da her şey yolunda giderken, belki fazlasıyla yumuşak başlı olduğu için dört koldan gelen eleştirilerle kurbanlık koyun muamelesi gördü Skibbe. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;En nihayetinde de Rijkaard… Neler olduğunu, bir efsaneyi harcamayı, daha doğrusu harcadığımızı zannetmeyi nasıl başardığımızı anlatmaya çalıştım. Bu sefer taraftar her şeyin farkında, inanmıyorsanız Pazartesi Rijkaard’ın nasıl uğurlanacağını görün… &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Efsaneler nöbete&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Şimdi yaşadığımız hayal kırıklığına geçici pansuman yapıyorlar yine efsanelerimizi ortaya atarak… Skibbe sonrası Bülent Korkmaz’la avutmaya çalıştılar, büyük kaptanın Galatasaray sevgisi onların vakit kazanma, tepkiden kaçma ilacı oldu. Şimdi de en büyük efsanelerimizden biri Hagi bir başka efsane Tugay’la birlikte ateş topunu avuçlayacak, yönetimin içi soğusun biraz daha vakit kazansınlar diye… &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;Neticede, son bir haftadır Galatasaray etrafında çıkan haberlerin, yapılan yorumların, gündeme gelen isimlerin, belirsizliklerin, hayal kırıklıklarının, umutların hepsinin bizi götürdüğü noktada ortaya açık biçimde çıkan tek bir gerçek var. Galatasaray böyle yönetilmeyi hak etmiyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url" style="text-align: justify;"&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2739812674933031583?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2739812674933031583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/galatasaray-hayalden-uyans.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2739812674933031583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2739812674933031583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/galatasaray-hayalden-uyans.html' title='Galatasaray: Hayalden uyanış'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TMMedccIfrI/AAAAAAAAAVQ/C0GEJ_Kpyy8/s72-c/rijkaard+ma%C3%A7ta' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-3693241371991854340</id><published>2010-10-08T04:20:00.001+02:00</published><updated>2010-10-08T11:56:25.662+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Premier League'/><title type='text'>Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 5 - İngiltere</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TK7o8OFS4QI/AAAAAAAAAVM/Nw3fDHwhrdM/s1600/drogba.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TK7o8OFS4QI/AAAAAAAAAVM/Nw3fDHwhrdM/s320/drogba.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ekim başı itibariyle şöyle bir gözden geçirmeye çalıştığım Avrupa'nın 5 büyük liginin değerlendirmesine Premier League ile son veriyorum. Aslında bu post, serinin en kısa yazısı olacak zira "Ada cephesinde değişen bir şey yok" başlığıyla dahi yetinebilirdim, zira Chelsea durdurulamaz gibi görünen performansını sürdürüyor.&lt;br /&gt;Bu sezon Premier Lig'de dikkati çeken en önemli unsur üsttekilerle alttakiler arasında güç farkının daha önce hiç olmadığı kadar belirginleştiğinin görülmesi oldu. İlk haftalarda sık sık rastladığımız 6-0 gibi skorlar, Arsenal ve Chelsea gibi hücum potansiyeli yüksek takımların rakipleri önünde rahatlıkla sonuca gitmeleri genel itibariyle heyecanı azaltmış gibi görünse de seyir zevki yüksek maçlar izlememizi engellemedi.&lt;br /&gt;Ancelotti'nin Chelsea'si tam hızla devam ediyor. Onlar için söylenebilecek fazla bir şey yok, yalnız kadronun geçen seneye göre biraz daraldığını ve ilerleyen aylarda takımı taşıyan oyuncuların sakatlanması halinde sıkıntı çekilebileceğini söyleyebiliriz. Bu durumda da Ancelotti'nin gençlere çok güvendiği anlaşılıyor. Özellikle birkaç maçta izleme imkanı bulduğum Josh McEachran çok büyük bir yıldız olabilecek kaliteye sahip.&lt;br /&gt;Bu seneyi de transfer şampiyonu olarak kapatan Man City, sezon içinde ne yapacağı en çok merak edilen takım. Şu an için işler yolunda ve takımın ve Mancini'ni giderek güven kazandığı görülüyor. Dünyanın belki de en iyi defansif orta saha rotasyonuna sahip olmaları onları çok zor gol yiyen bir ekip haline getiriyor ki, tam Mancini'nin felsefesine uygun bir durum. Chelsea'ye şu ana kadarki tek yenilgilerini tattıran takım olmaları onları zirve yolunda daha da teşvik etti ancak ben bu yıl da şampiyonluğun zor olacağını tahmin ediyorum.&lt;br /&gt;Man Utd ise bir türlü istediği oyunu tutturamıyor. Geçen yıl kariyerinin en iyi sezonlarından birini yaşayan Rooney gerek post-Dünya Kupası travması, gerek sakatlıklar yüzünden bu sezon bir türlü istikrarlı bir görüntü çizemedi. Liverpool maçında hat-trick yapan Berbatov'unki gibi istisnai performanslar olmayınca hücumda tamamen Rooney'e endeksli (örneğin Rangers defansını aşamadılar), aynı zamanda savunmada daha önce görmediğimiz ölçüde kolay gol yiyen bir görüntü çiziyorlar. Yine e kadro istikrarı ve Sir Alex'in tecrübesiyle bu işi uzun dönem kovalayacakları kesin ama ilk 2 dışında kalmaları dahi mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arsenal dediğimde ise her seferinde yine Arsene Wenger'in zekâsına ve futbol anlayışına şapka çıkarıyorum. İlk bakışta manşetleri süslemeyen ve birçok çevre tarafından riskli olarak damgalanan transferler tıkır tıkır işleyen sistemin içine Wenger sayesinde büyük bir ustalıkla monte ediliyor. Bu sene de Koscielny ve Chamakh'ın performansları bu duruma güzel bir örnek teşkil etti. Arsenal'in futbol anlayışı her zaman hızlı, pozitif ve seyir zevki vaat eden bir yapıda fakat bir yerde en üst düzeye çıkmak için yeterli kadro kalitesine (örneğin kaleciye) sahip değiller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Liverpool'a değinmek gerekirse, onları küme düşme hattında görmenin, geçici olduğundan emin olsam da, şaşırtıcı ve üzücü olduğunu söyleyebilirim. Kadrodan Mascherano dışında önemli bir kayıp olmamasına ve artık yerinde saymaya başlayan Benitez'in yerine yapılabilecek en iyi seçimlerden biri olan tecrübeli ve başarılı Hodgson göreve geldikten sonra bir kıpırdanma olacağını beklerken, yerinde saymak şöyle dursun geriye gitti Liverpool. Şu anda gündemi meşgul eden kulübün satılması, borçlar vs. konularının taraftara nasıl yansıyacağını bilemiyorum ancak bu gidişin böyle devam etmeyeceği de aşikar. Her şeye rağmen yılsonuna kadar toparlanacaklarını ve özellikle UEFA Europa League'de iyi sonuçlar alarak kazanacakları morali lige yansıtacaklarını düşünüyorum. Fernando Torres'in yaklaşık 1 senedir kayıplarda olduğunu ve ismini yeniden hatırlatmak için bir çıkış noktasına ihtiyacı olduğunu düşünürsek, sarı saçlı çocuğun kırmızıları taşıyacak bir performans ortaya koymasını beklememek için bir neden yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-3693241371991854340?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/3693241371991854340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz_08.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3693241371991854340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3693241371991854340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz_08.html' title='Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 5 - İngiltere'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TK7o8OFS4QI/AAAAAAAAAVM/Nw3fDHwhrdM/s72-c/drogba.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-602837248694470423</id><published>2010-10-07T20:33:00.000+02:00</published><updated>2010-10-07T20:33:10.209+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serie A'/><title type='text'>Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 4 - İtalya</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TK4SAyT89rI/AAAAAAAAAVE/JUKo5s3o4gw/s1600/lazio.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="180" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TK4SAyT89rI/AAAAAAAAAVE/JUKo5s3o4gw/s320/lazio.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1990’larda ne İngiltere, ne de İspanya ligleri Serie A kadar ilgi çekerdi. Hem tüm büyük yıldızların Çizme’de toplanması hem de İtalyan takımlarının Avrupa kupalarını domine etmesi bu konumunu keyfini uzun süre devam ettirmesini sağladı. Fakat 2000’lere gelindiğinde özellikle Premier League’in mali anlamda inanılmaz güçlenmesi bu gidişatı değiştirdi. Son yıllarda İtalya Ligi pek fazla kimsenin ilgilenmediği, yıldız oyuncuların tercih etmediği ve hatta yanılmıyorsam bu sezon İskoçya ve Hollanda liglerinin yayınlandığı Türkiye’de dahi yayınlanmayan bir lige dönüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya Ligi’nde 2006’da patlayan skandalın ardından değişen dengelerden de yararlanan Inter, 5 yıllık bir hegemonyanın keyfini sürmeye devam ediyor. Bu dönemde, Mourinho’nun futbol aklıyla kadro istikrarını yakalayan ve daha da büyüyerek Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna kadar uzanan Inter, bu sezon başında en büyük yıldızı olan teknik direktörünü kaybetse dahi, yine kazanma alışkanlığı olan ve uzun süredir Liverpool’da yerinde saydığını düşündüğümden, yeni bir meydan okumaya kendi kariyeri açısından da ihtiyaç duyan Benitez’le anlaşarak bence doğrusunu yaptı ve sezona da yine favori olarak başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya’nın üç büyüklerinden Milan ve Juventus da geçen sezonu birçok sıkıntı içinde geçirdikten sonra bu sezona eski günlerini yakalama hedefiyle başladılar. Özellikle, yıllardır yaşlı kadrosunu yenileyememenin sıkıntısını yaşayan Milan, bir tür İtalyan usulü Galacticos yaratma peşine gitti ve Ibrahimoviç ile Robinho gibi iki süper transfere imza attı. Teknik Direktör Allegri’nin takımı istediği hedefe ulaştıracak kapasite ve kariyere sahip olup olmadığı tartışması devam etse de sıkıntıya düştükleri maçları dahi çevirme kapasitesine sahip, etkili silahları olan bir kadro var karşımızda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Juventus’ta ise sorunun Ferrara veya Zaccheroni’den kaynaklanmadığı ve daha derinlerde yattığı bu sezon şu ana kadar gösterilen performansla doğrulanmış oldu. Yine de uzun süre transfer etmeye uğraştıkları Krasiç’in son birkaç maça ağırlığını koymasıyla hafif bir toparlanma sinyali göndermeye başladılar. Daha önce de bu blogda Krasiç’ten bahsetmiş ve özellikle geçen sezon CSKA formasıyla ŞL’deki müthiş performansına değinmiştim. Şu anda taraftarların eskimeyen yıldız Del Piero ile birlikte fark yaratması için bel bağladıkları ve yeni Nedved olarak gördükleri adam konumunda. Yalnız hücumda ne kadar iyi olursa olsun, şu an itibariyle zirveyi kovalayacak kalitede bir defans anlayışı yok Juventus’un. Çok kolay ve bol gol yiyorlar. Yine de son Inter maçındaki dirençleri gelecek adına iyi bir referans noktası olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roma ve Fiorentina için sezon kabus gibi başladı. Gerçi Roma böyle başlangıçlardan sonra inanılmaz seriler yakalamakta meşhurdur ama bu sezon bunu yapabilecekler mi bilemiyorum. Şu an iki takım da 6 maçta 5 puan toplayabilmiş durumdalar. Roma, Inter’i son dakika golüyle 1-0 yendiğinde, toparlanmaya başladıklarını düşünmüştüm ama Napoli karşısında direnemediler. Fiorentina’nın durumu ise daha kötü. Takımın kimyasını ayakta tutan teknik direktör Prandelli’ymiş demek ki. O milli takımın başına gidince, takımı taşıyacak kapasitedeki Jovetiç de sakatlanınca çok zor günler geçirmeye başladılar. Kısa vadede bir teknik direktör değişikliğiyle orta sıralara yükselmeleri muhtemel ama daha fazlası zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki sezondur olumlu sinyaller veren Napoli, bu sezonun başından beri adım adım zirveye doğru yol alıyor. Şampiyonluk yine de zor görünse bile, ŞL hedefini sonuna kadar kovalayacak gibiler. En önemlisi göze hoş gelen bir futbol oynayan, genç ve hareketli bir kadroya sahipler, ayrıca Hamsik gibi süper bir yıldız olma yolunda ilerleyen bir orta sahaya, Cavani gibi de potansiyelinin şu ana kadar gösterdiği kısmıyla bile ilerde neler yapabileceğinin müjdesini veren bir golcüye sahipler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez lideri sona bıraktık. Geçen seneden alınan dersler ve doğru hamlelerle yaşanan 180 derecelik bir değişim yaşandı Lazio'da. Kaleci Muslera ve önündeki sağlam savunmanın yanı sıra olgunlaştıkça etkinliği artan Rocchi’nin sürüklediği hücum hattı. Kadro çok geniş olmadığından nereye kadar gideceklerini kestirmek zor fakat başarı geleneğine ve sadık bir taraftar kitlesine sahip olduklarından kazandıkça keyiflerinin yerine geleceği ve üst sıralara tutunacakları söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-602837248694470423?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/602837248694470423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz_6019.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/602837248694470423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/602837248694470423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz_6019.html' title='Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 4 - İtalya'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TK4SAyT89rI/AAAAAAAAAVE/JUKo5s3o4gw/s72-c/lazio.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1391106826856374111</id><published>2010-10-07T03:07:00.001+02:00</published><updated>2010-10-08T11:59:09.335+02:00</updated><title type='text'>Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 3 - Fransa</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TK0dLLhbdaI/AAAAAAAAAVA/MjUVgcUNUxI/s1600/st.etienne-marseille.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TK0dLLhbdaI/AAAAAAAAAVA/MjUVgcUNUxI/s320/st.etienne-marseille.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Lyon'un 2000'lerin ilk yarısına damga vuran hegemonyası yıkıldığından beri, Ligue 1 iyiden iyiye sürprizlere açık hale geldi. Zaten benim hatırladığım kadarıyla, Fransa'da hiçbir zaman en iyi takımların bile birkaç yıl üst üste istikrarlı sonuçlar alabildiğine şahit olmadık. O yüzden, hangi sonuçla karşılaşılırsa karşılaşılsın diğer büyük liglerde olduğu kadar hayret uyandırmıyor. &lt;br /&gt;Gerçi bu sezon başında Marsilya ve Lyon'un oturmuş kadroları ve ekonomik yapılarıyla bu tabloyu ortadan kaldırabileceğini düşünenler azınlıkta değildi. Özellikle Marsilya şampiyon olup şanssızlığı kırdıktan sonra, uzun yıllar Fransız futbolunun zirvesine kurulmayı umuyordu. Nitekim, Niang gibi takım için çok önemli bir futbolcu ayrılır ayrılmaz yerini Gignac ve Remy gibi Fransız futbolunun iki gelecek vaat eden forvetiyle derhal doldurdular. Lyon da geçen yıl Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olan kadrosunu isabetli transferlerle takviye etmişti. Tabii en önemli transfer Gourcuff'un Bordeaux'dan gelişi oldu. Lyon, şampiyonluktaki olası rakiplerinden birinin en büyük yıldızını alarak ekonomik açıdan da üstünlüğünü net bir biçimde ortaya koydu.&lt;br /&gt;Fakat bütün bunlar Lyon ve Marsilya'nın sezona çok kötü başlamalarını engelleyemedi. Ligin başında tüm Fransız futbolunu sarmış olan Dünya Kupası travmasının ligi de etkilediğini söylemek lazım. Marsilya zaman içinde toparlanma yoluna girse de, Lyon ilk 8 hafta itibariyle sadece 8 puan toplayabildi ve düşme hattının hemen üzerinde yer buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zirvede yer alan Rennes ve St. Etienne'in performansları geçen sene düşünüldüğünde büyük bir sürpriz değil. Özellikle St. Etinenne-Marsilya maçında şahit olduğum, yeşillerin geriye düştükten sonraki performansını bu yıl çok az takımdan gördüğümü söyleyebilirim. Klişe tabirle "dalga dalga Marsilya kalesine gelen" ve yüksek tempoyla oyunu domine eden St. Etienne'in, haftalar ilerledikçe üst sıralardan kopmayacağını düşünüyorum. Özellikle müthiş performansını Blanc'ın da fark ederek milli takıma aldığı Payet'in takımının hücum varyasyonlarında üstlendiği etkin rol ve temposuyla bu sezon beni en çok etkileyen oyuncuların başında geldiğini söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rennes takımı ise genç ve çok koşan yapıda ve özellikle az gol yemesiyle ön plana çıkıyor. Bu bağlamda özellikle savunmadaki Rod Fanni öyle başarılı oldu ki 28 yaşında milli takıma seçilmeyi başardı.&lt;br /&gt;Şöyle bağlayalım, Fransa ligi bildiğimiz gibi gidiyor, henüz belirli olan hiçbir şey yok. Bu lig daha çok su kaldırır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-1391106826856374111?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/1391106826856374111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz_07.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1391106826856374111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1391106826856374111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz_07.html' title='Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 3 - Fransa'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TK0dLLhbdaI/AAAAAAAAAVA/MjUVgcUNUxI/s72-c/st.etienne-marseille.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1145763259849605540</id><published>2010-10-07T00:21:00.000+02:00</published><updated>2010-10-07T00:21:14.540+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='La Liga'/><title type='text'>Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 2 -İspanya</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TKz1_NUVYcI/AAAAAAAAAU8/yGeKIhx96aw/s1600/valencia.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ex="true" height="275" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TKz1_NUVYcI/AAAAAAAAAU8/yGeKIhx96aw/s320/valencia.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"Avrupa'nın en iyi ligi hangisi?" sorusu üzerinde, son yıllarda Avrupa futbol çevrelerinin zihnini meşgul eden çetin bir rekabet var La Liga ile Premier League arasında.. Avrupa&amp;nbsp;kupalarına da taşınan bu rekabette ibre&amp;nbsp;son 2 yıldır Barcelona'nın olağanüstü performansı ve son olarak İspanya'nın&amp;nbsp;üst üste&amp;nbsp;Avrupa ve Dünya Şampiyonluğu'nun kazanmasıyla Akdeniz yönünde doğru döndü. Son Dünya kupası'nda İspanya milli takımında Fabregas (Arsenal) ve Reina (Liverpool) dışında La Liga dışında forma giyen bir oyuncu yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, &amp;nbsp;İspanya Ligi'ne baktığımızda birkaç sezondur iyiden iyiye yerleşen Barcelona ve diğerleri tablosunu görmenin, ligin heyecanına ve uzun vadede kalitesine darbe vurma tehlikesi yarattığını söylemek de mümkün. Barcelona'nın ezeli rakibi Rela'in onları yakalamak için Galakticos'un ikinci versiyonunu sahneye koyması geçtiğimiz yıl ligi iyice İskoçya ligi havasına sokmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce şampiyonluk sözü eden Sevilla, Valencia, Atletico madrid gibi çok kaliteli kadrolara sahip takımların hedefi 3. lük haline gelmişti. Bugün ilk 6 hafta itibariyle zirvede farklı bir tablo görsek de bu durumun geçerliliğini kaybettiğini söyleyemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lider Valencia, bu seozn cidd ibr yeniden yapılanmaya gitti ve&amp;nbsp;en önemli iki oyuncusu Villa ve Silva'yı iyi bonservis bedelleriyle Barcelona ve Manchester City'e sattı. Aslında bu hamlenin bir sezon gecikmiş bir adım olduğu da düşünülebilir fakat anlaşılan Valencia yönetimi Dünya Kupası rüzgarından da biraz faydalanmak istedi. Zaten bir sezon daha ellerinde tutmaları pek olası görünmüyordu (Valencia sokaklarında Kayserispor'un zamanında G.Ünal ve M.Topuz için "satmıyoruz" sloganıyla bezediği bilboardlardan olduğunu düşünsenize). Bu tip yeni yapılanmalar iyi yönetilemezse takımları felakete sürüklüyebilir ancak Emery gibi ne yaptığını bilen ve doğru bildiği konularda kararlı olan bir hocanız varsa bu süreci olumlu bir aşamaya çevirmek mümkün olabiliyor. Nitekim yapılan transferler başta orta sahadaki M. Topal ve tino Costa olmak üzere takıma çok iyi oturdu. Silva ve Villa'nın gölgesinde kalan Hernandez ve Dominguez gibi isimler kendilerini bir üst seviyeye çıkarmayı başardılar ve böylece Valencia lige ve ŞL'ne görkemli bir giriş yapmayı başardı. Şu ana kadar tek mağlubiyetlerini Man Utd karşısında almış olmaları Real ve Barcelona önünde ne kadar direnebileceklerini şüpheli hale getiriyor ama Valencia'nın şampiyonluk geleneğine sahip köklü&amp;nbsp;bir takım olduğunu ve kadrosunda her türlü stresi taşıyacak tecrübede oyuncular bulunduğunu hatırltmam gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer şeyleri Villarreal için de söylemek mümkün, onlarda kadro istikrarı konusunda bu kadar radikal bir sapma yaşanmadı ancak bu sezon kendilerine dha çok güvenen, oturmuş bir takım görüntüsü çiziyorlar. Bu sezon yukarısı için en büyük adayım Atletico Madrid ise iyi başladığı sezonda yeniden istikrarıını kaybetmiş görünüyor. Mükemmle bir kadro ancak bu kadronun taşınması için ortada oynayan ikilinin her maç mükemmle oynaması gerekiyor, haliyle bu oyuncuların form düşüklüğü yaşadığında takım kırıgan bir havaya bürünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevilla da bence gerekli yapılnma hamlelerini zamanıonda yapamadığı için sıkıntı çekmeye devam ediyor. Şampiyonlar Ligi'nde hem de&amp;nbsp;Braga gibi şu ana kadar herkesten bir dolu gol yiyen bir takıma elnmelerinin şokuyla lige de iyi giremediler ancak kaçınılmaz olan antrenör değişikliği olumlu yansıdı. Atletico Madrid maçındaki Sevilla'yı çok beğendiğimi söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barcelona'nın bu sezon herkesi ezip geçmiyor olması ve bazı mçalarda zorlnaması takımın krizde olduğunu veya doyum noktasına eriştiğini göstermiyor. Özellikle motivasyon eksikliği argümanına, hele geçen sezeon onları ŞL'den eleyen Mourinho'nun yanı başlarına geldiği bir sezon için asla geçerli olamaz. Bence Bayern Münih'in geçridiği dünya Kupası'nın mental yorgunluğu sendromunun daha hafif versiyonun yaşıyorlar. Oynayabileceklerini çok iyi bildiğimiz o üst düzey futbolu karşılayabilecek bir alternatif hala yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Real'de Mourinho doğru formülü bulma yolunda olumlu adımlar atıyor. Geriyi sağlama alıp santrfor Higuain'in arkasındaki 3'lünün yaratıcılığıyla sonuca gitme planı&amp;nbsp;gol sıkıntısı yüzünden işlemiyor gibi görünse de bu sıkıntıyı Deportivo maçında aştılar. Bundan sonra Mesut, Khedira ve&amp;nbsp;Di Maria'nın henüz bu aşamada yakaladıkları &amp;nbsp;uyumu da düşününce, daha hılzı biçimde gelişeceklerinden kuşkum yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-1145763259849605540?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/1145763259849605540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz_06.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1145763259849605540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1145763259849605540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz_06.html' title='Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 2 -İspanya'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TKz1_NUVYcI/AAAAAAAAAU8/yGeKIhx96aw/s72-c/valencia.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-878869682321492045</id><published>2010-10-05T03:41:00.000+02:00</published><updated>2010-10-05T03:41:59.983+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bundesliga'/><title type='text'>Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 1 - Almanya</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TKp5TcCxMuI/AAAAAAAAAU0/VTZ8KRUAemg/s1600/mainz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" px="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TKp5TcCxMuI/AAAAAAAAAU0/VTZ8KRUAemg/s320/mainz.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="addthis_separator"&gt;Yine uzun bir ara vermek zorunda kaldım yazmaya, ama döndüm. Fazlasıyla yoğun bir şekilde geçen Eylül'ün ikinci yarısının ardından, milli maç arasını fırsat bilerek Avrupa'nın büyük liglerine bir bakış atmak istedim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="addthis_separator"&gt;Yaz rehavetinin bir türlü bitememesi, kendimde gördüğüm ve aslında genele de vurabileceğim, hatta bazı dev külüplerin dahi&amp;nbsp;içinde bulundukları durumu da açıklıyor aslında. Fakat artık Ekim ayına girdik ve&amp;nbsp;şu ana kadar hayalkırıklığı yaratan bazı takımların pabucun pahalı olduklarını kavramalarını, göz alıcı çıkışlar yapan bazı takımların ise duraklamalarını bekleyebiliriz.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 büyük ligin halihazırdaki liderlerini (Chelsea, Valencia, Lazio, Mainz, Rennes) sezon başında bugünler için tahmin yapan hiçbir bahis şampiyonu bilemezdi herhalde.&amp;nbsp; Bu 5'li içinde en spektaküler performansı gösteren ve 7'de 7 yapan Mainz ve Bundesliga ile başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 5-6 sezondur, özellikle Dünya Kupası'nın getirdiği heyecan ve yenilenen muhteşem stadyumlarıyla hem Avrupa'nın en yüksek seyirci ortalamasına sahip hem de en çekişmeli ve heyecanlı liglerinin başında geliyor Bundesliga. Bu durum, Alman takımlarının Avrupa kupalarındaki başarılarıyla İtalya'yı 3. sıradan etmek üzere olmalarıyla da ortaya konuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya'da Schalke, Dortmund, Stutgart, Werder Bremen, Hamburg gibi çok köklü ve başarılı takımlar olsa da sezona başlarken uzaktan bakıldığında tek bir gerçek görülür. Bayern Münih favoridir. Hele de Van Gaal'in harikalar yarattığı, 9 sezon sonra Şampiyonlar Ligi'nde finale ulaşan bir takım hüviyetiyle sezona başlayınca işlerin kolay olacağı sanılıyordu. Ancak Bayern Münih 7 hafta itibariyla 12. sırada kaldı. Geçen yıla da çok kötü başlamışlar ve zaman içinde müthiş bir çıkış göstererek zirveye oturmuşlardı. Hala tren kaçmış değil fakat geçen sezonki sıkıntıların Van Gaal'in takıma uyum süreci olarak bir kenara bıraktığmızda, bu sezonki esas büyük dertler ön plana çıkıyor. Bayern, Robben ve&amp;nbsp;Ribery'nin yokluğunda, hadi sıradan demeyelim de renksiz bir takıma, biraz sıkıcı klasik Alman&amp;nbsp;takımlarına benzer bir&amp;nbsp;kimliğe bürünüyor ve kilidi açamaz hale geliyor. Şampiyonlar Ligi'nde oynanan Roma maçında Müller'in istisnai güzellikteki golü olmasa muhtemelen aynı senaryoyla&amp;nbsp;&amp;nbsp;başbaşa kalınacaktı. Bir ikinci sorun da orta sahada Van Bommel-Schweinsteiger ikilisinin geçen seneki etkinliğe sahip olamaları. Bayern, tempoyu yükselten takımlara karşı orta saha hakimiyetini kaybediyor ve edilgen bir yapıya bürünüyor, son Dortmund maçında görüldüğü gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dortmund demişken, Nuri Şahin'den kaynaklanan olumlu ön yargımı bu sezon sempatiye ve hatta büyük bir hayranlığa dönüştürmüş durumdalar. Şu halleriyle şampiyonluğun en büyük favorilerinin başında geldiklerini, en kötü ihtimal Şampiyonlar Ligi vizesi almalarının kesine yakın olduğunu söyleyebilirim. Klopp geçen sezondan beri ağır ağır işlediği takımı tam kıvamına getirmiş durumda. Savunmada sağlam olmalarının yanında esas farkı yaratan hücum iştahları ve&amp;nbsp;aksiyon çeşitliliği. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de Dortmund bu müthiş performansa rağmen lider değil, zira tüm otoriteleri şaşırtan bir Mainz gerçeği var ortada. Ne olursa olsun Bundesliga'da 7 maç arka arkaya kazanmak hayranlık uyandırıcı. Üstelik değil ilk 11'ini bir çırpıda saymak, uluslararası planda tanınmış oyuncuya bile rastlamanın zor olduğu bir kadroyla. Çok fazla detaya girmiyorum, benim de zevkle okuduğum&amp;nbsp; &lt;a href="http://devrimderki.blogspot.com/"&gt;Borges Blog'da&lt;/a&gt; Mainz ile ilgili derin değerlendirmeleri bulmak mümkün. Fakat, henüz 37 yaşındaki genç teknik direktör Thomas Tuchel'den bahsetmeden geçmek ve takımın gerçek starı olarak kendisinin hakkını teslim etmemek olmaz. Mainz'ın çıkışını 2 sezon önce Hoffenheim'ın gösterdiği performansa benzetmek de mümkün&amp;nbsp;aslında. Kadro genişliği, zirve stresi...vs gibi faktörler düşünüldüğünde sezon boyunca aynı çizgiyi sürdürüp şampiyonluğa ulaşmaları pek inanılır gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon Ballack transferiyle eksik parçayı tamamladığıan inandığım Bayer Leverkusen ve&amp;nbsp;hala Bundesliga'nın en iyi hücum hattına sahip olduğunu düşündüğüm Wolfsburg'un şu ana kadar daha iyi performanslar sergileyeceklerini umuyordum ama yine bulundukları konum toparlanıp atak yapma ihtimallerini ortadan kaldırmıyor. Werder Bremen'in Mesut Özil'siz sudan çıkmış balığa dönüştüğünü ve yıllardır gol yeme problemine çare bulamadığını, Stutgart'ın artık kronikleşen istikrarsızlığıyla dibe vurup yine ortalara çıkma&amp;nbsp;uğraşı vereceğini, Hamburg'un da giderek iyi hale geleceğini söylemek mümkün. Fakat Roma ve Lyon&amp;nbsp;ile birlikte belki de Avrupa'da sezonun şu ana kadarki en büyük hayal kırıklığı Schalke 04.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TKqBw-3iuYI/AAAAAAAAAU4/c6Ys1PbsK7g/s1600/schalke+2010.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" px="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TKqBw-3iuYI/AAAAAAAAAU4/c6Ys1PbsK7g/s320/schalke+2010.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Magath gibi, bu ligde başarılı olmanın cilt cilt kitabını yazmış bir teknik adamın geçen sene 2. olduğu kadroya Raul, Huntelaar ve Jurado takviyeleri yapılınca, Schalke'nin&amp;nbsp;şampiyonluğun en büyük adayına dönüştüğü yorumunu yapanlar hiç az değildi. İlk 7 maçta tek galibiyet ve 4 puan büyükten de öte bir hayalkırıklığı maviler için.&amp;nbsp;Durum biraz&amp;nbsp;2006-2007 sezonunda, bir önceki yıl &amp;nbsp;şampiyonluğu kaçırdığı kadroya müthiş transferler yapıp Aralık ayına kadar galibiyet alamayan Hamburg'unkine benziyor. Doll takıı o cendereden çıkaramamıştı ama Magath'ın kredisi daha&amp;nbsp;fazla elbette. Şimdi&amp;nbsp;tadı damağımızda kalan Misimoviç-Grafite-Dzeko üçlüsüne yarattığı hücum varyasyonlarını Raul-Huntelaar ikilisi için yaratma vakti. Şampiyonlar&amp;nbsp;Ligi'ndeki Benfica galibiyeti doğru yolu gösteriyor sanki...&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-878869682321492045?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/878869682321492045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/878869682321492045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/878869682321492045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/10/avrupa-liglerinde-sonyaz.html' title='Avrupa liglerinde sonyaz değerlendirmesi 1 - Almanya'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TKp5TcCxMuI/AAAAAAAAAU0/VTZ8KRUAemg/s72-c/mainz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-547975710979396100</id><published>2010-09-15T02:44:00.000+02:00</published><updated>2010-09-15T02:44:55.975+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şampiyonlar Ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bursaspor'/><title type='text'>Bursaspor-Valencia: 0-4 - Kimliğini kaybeden takım</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TJASlbuf0SI/AAAAAAAAAUs/fY7HEVPjNdE/s1600/bursa+valencia.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qx="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TJASlbuf0SI/AAAAAAAAAUs/fY7HEVPjNdE/s320/bursa+valencia.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor, tarihinin ilk Şampiyonlar Ligi mücadelesinden, kendi sahasında hezimet olarak nitelendirilebilecek bir skorla mağlup ayrıldı. &amp;nbsp;Aslında, kimse (her ne kadar sezona müthiş bir başalangıç yapmış olsalar da) iki büyük yıldızını kaybetmiş, yenilenme sancılarındaki Valencia'nın bu kadar farklı kazanmasını beklemiyordu ama ortaya Başkan İbrahim Yazıcı'ya dahi "mağlubiyet olur ama&amp;nbsp;bu kadarı fazla" dedirten tablo çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçın analizi için iki kilit nokta var birbiriyle bağlantılı. Sorulması gereken şu: Bursaspor geçen yıl nasıl şampiyon oldu? İlk olarak Savunma ile orta sahadaki Ergiç-Hüseyin ikilisinin bütünleşmesi, kazanılan topların hızlı hücumlar dönüştürerek Sercan, Ozan ve Volkan'ın hızı ve Batalla'nın akılcı sızmalarıyla kazanılan goller, savuınmadaki beklerin ve Ivankov'un hücuma katkısı sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak ise daha önce Sivasspor'un neden başaramadığıyla bağlantılı olarak özellikle 3 büyüklerle oynanan maçlarda kazanılan bir büyük takım kimliği. Açıklamak gerekirse, kendi oyun planına sadık kalarak rakibi kendi yarı sahasında kabul eden, ancak ceza sahasına gömülmeden, rakibi kaleye daha fazla yaklaştırmadan o bölgede&amp;nbsp;boğan bir anlayış. Gereksiz korkularla geriye&amp;nbsp;yaslanmadan aynı agresif ve ısıran, oyunbozan yapının devamı...&amp;nbsp;Bütün bunların getirdiği güven, istek ve mesela Kadıköy'de ve İnönü'de son dakikalarda ayakta kalınarak 3-2 çevirilen maçlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan Emery'nin maç sonrası yaptığı ve esasen maçın bütün şifrelerini çözen açıklamaya gelelim:&amp;nbsp;"Bursaspor beklediğimizden farklı oynadı. Bize topla oynama şansı vermeleri maçı bize getirdi." Kısacası, Bursaspor'un&amp;nbsp;ve Ertuğrul Sağlam'ın kendilerini bu arenaya getiren oyun anlayışına ihanet ettiklerini&amp;nbsp;söyleyebiliriz. Belki de psikolojik faktörlerle çok geride kurulan bir defans hattının yanında bugün ayrıca iyi günlerinde de olmayan Ergiç-Hüseyin ikilisinin de fazlasıyla geride kalması orta sahanın tamamen Valencia'nın eline geçmesine sebep oldu. Fiziksel açıdan tam hazır olmadığı &amp;nbsp;belli olan Insua böylece 60 metrelik bir alanı tek başına kullanmak zorunda kaldı. Oyuna istekli başlayan Volkan ve Ozan'ın da Mathieu ve Bruno önünde fiziksel olarak ezilmesi sonucu Bursaspor geriden top çıkaramayan, ilerde de rakibi rahatsız edemeyen bir takıma dönüştü. Bu yapı yine de belki 0-0'lık bir oyun için sürdürülebilirdi ancak Tino Costa'nın mükemmel golü Valencia'nın hakimiyetini pekiştirdi. Bursaspor, 25-35. dakikalar arası hariç hiç baskı kuramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursaspor orta sahasındaki boşluk, Valencia'nın 4-2-3-1 sistemindeki teknik kapasitesi yüksek üçlünün çok rahat hareket etmesine ve yer değiştirerek Bursaspor savunmasını zorlamasını kolaylaştırdı. Yine aynı sebepten Mehmet Topal ve Tino Costa tüm topları karşılayıp, kendilerini rahatsız eden kimse de olmadığından&amp;nbsp;başarılı bir şekilde hücuma katmayı başardılar.&amp;nbsp;Zaten dikkat&amp;nbsp;edilirse ilk golde Costa'nın çevresinde hiç kimse yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İknici yarıda da aynı yapı değişmediğinden Bursaspor'un baskı kurması beklenemezdi. Fazlasıyla hareketsiz kalan Nunez ve etkisiz Hüseyin'in yerine Sercan ve Turgay'ın&amp;nbsp;girmesi bir an hareket getirir&amp;nbsp;gibi oldu. Özellikle Sercan, gladyatörlerin önüne atılmış aç bir aslan misali hırslı ve istekliydi ve Valencia savunmasının da&amp;nbsp;dengesini bozmayı başardı. Belki&amp;nbsp;ilk 11'de oynasaydı Rakip savunmanın oyunu bu kadar ilerde kurmasını engelleyebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü gol tek kelimeyle trajikomik bir defans hatası. Aslında bu gol maçı da fiilen bitirdi. Bu arada 3. golde de iyice&amp;nbsp;anlaşıldı ki, ne kadar tecrübeli ve olumlu&amp;nbsp;katkılar sağlayan bir isim de olsa, kaleci Ivankov&amp;nbsp;bu düzey için&amp;nbsp;&amp;nbsp;fazlasıyla ağır. Bence ilk gol her ne kadar çok beklenmedik ve mükemmel bir vuruştan gelmiş olsa da daha çevik bir kaleci ilk üç goldeki topları da daha erken reaksiyon göstererek çıkarabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, bir parantez Mehmet Topal'a açalım. Kafası rahat olduğunda, hücuma da katkı sağlayabilen, o klişeleşmiş çift yönlü orta saha oyuncuları gibi oynayabileceğini gösterdi dün akşam. Hem oyun bozan hem de oyun kuran bir isim oldu. Neyse ki Hiddink'in gözü önünde cereyan etti bütün bu performans.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grupta Rangers'ın Old Trafford'dan puanla dönemsinin ardından Ibrox'taki maç şimdi çok kritik bir hale geldi. Bursaspor oradan puanla dönemezse 3.lük hesaplarının dahi çok zora gireceğini düşünüyorum. Aslında imkansız bir şeyden bahsetmiyoruz. Kaliteli bir kadroya sahip bir takımın kendi kimliğini bulması yeterli olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-547975710979396100?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/547975710979396100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/bursaspor-valencia-0-4-kimligini.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/547975710979396100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/547975710979396100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/bursaspor-valencia-0-4-kimligini.html' title='Bursaspor-Valencia: 0-4 - Kimliğini kaybeden takım'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TJASlbuf0SI/AAAAAAAAAUs/fY7HEVPjNdE/s72-c/bursa+valencia.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-3667834916964683776</id><published>2010-09-14T03:31:00.000+02:00</published><updated>2010-09-14T03:31:03.281+02:00</updated><title type='text'>Gökhan ve Raşit...</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TI7QS_FYjRI/AAAAAAAAAUk/FURs0sOmMO4/s1600/tt+arena.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TI7QS_FYjRI/AAAAAAAAAUk/FURs0sOmMO4/s320/tt+arena.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyebileceğim bir kelime yok, Kanat Atkaya'nın yazısını aşağıya ekliyorum. Huzur içinde yatsınlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Gökhan ve Raşit, Galatasaray nice bayramlar yaşasın diye, bir bayram günü öldüler. &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyrantepe'ye isimlerini verin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökhan Yavuz 30 yaşındaydı, Raşit Ek ise 20. Bayram günü öldüler. G.Saray’ın stadı için öldüler. G.Saray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖKHAN Yavuz 30 yaşındaydı. Raşit Ek 20 yaşındaydı.Bir bayram günü, akşam üzeri, Galatasaray’ın Seyrantepe’deki yeni stadı için kanalizasyon kazısı yaparken öldüler. Bayram günü öldüler. Galatasaray’ın stadı için öldüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökhan ve Raşit, Galatasaray nice bayramlar yaşasın diye, bir bayram günü öldüler. Galatasaray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haber ulaştığında içim daraldı, ruhum karardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayiat olmasınlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Twitter’a not düştüm “Adları keşke yeni stadın iki kapısına verilse. Gücümüz yeter mi, deneyelim mi?”Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Karşıyakalısı... Takım tutanı tutmayanı “Deneyelim, yanındayız” dedi... Deniz Ülke Arıboğan, Ali Atıf Bir, Bülent Timurlenk, Bener Onar gibi eli medyada kalem tutanı, spor seveni ve sevmeyeni “Yürü” dediler. Gökhan Yavuz ve Raşit Ek bir bayram günü, kanalizasyon kazısı yaparken Galatasaray’ın yeni stadı için öldüler. Büyük inşaatlar için normal kabul edilen zayiat olarak, bir küçük haber haber olarak düşmesinler tarih toprağına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsimleri iki kapıya verilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlulukla analım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlulukta, kederde analım iki kardeşimizi. Zor mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yetki mi gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkna mı gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya mı gerekir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öldü arkadaşlar bir kanalizasyon kazısında; vicdan gerekir. Haydi Galatasaray, yaşat adlarını, üzme bizi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raşit 20 yaşındaydı, Gökhan 30...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bayram günü öldüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha lafa gerek var mı? / KANAT ATKAYA&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-3667834916964683776?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/3667834916964683776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/gokhan-ve-rasit.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3667834916964683776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3667834916964683776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/gokhan-ve-rasit.html' title='Gökhan ve Raşit...'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TI7QS_FYjRI/AAAAAAAAAUk/FURs0sOmMO4/s72-c/tt+arena.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2865609888094903050</id><published>2010-09-09T04:42:00.000+02:00</published><updated>2010-09-09T04:42:36.213+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Basketbol'/><title type='text'>Bayram yazısı yerine</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIhImnRDEEI/AAAAAAAAAUc/qs6UOUUrr88/s1600/ilyasova.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIhImnRDEEI/AAAAAAAAAUc/qs6UOUUrr88/s320/ilyasova.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolay bir şey değil... Dünya Şampiyonası'nda eleme turlarında üst üste 2 maçı 95 sayı atarak sırasıyla 18 ve 22 farkla kazanmak. Üstelik her attığı girdi gibi bir tesadüf sonucu da değil, basketbolnu gerektirdiği ne varsa, savunmada hücumda, bireysel ve kollektif olarak her birini yerine getirerek, ama en önemlisi heyecanla ve coşkuyla, keyif alarak ve keyif vererek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Dev Adam, unutulmayacak bir performansla şimdiden tarihe geçti. En son böyle bir heyecan dalgası hissedildiğinde yine evimizde büyük bir şampiyona düzenliyorduk, 2001'de. Hatta hatırlarsınız, 12 Dev Adam şarksı ve sloganı o döenm çıkan bir reklam kampanyasının ürünüydü. O günden bu güne biraz istikrarsız bir seyir izledi basketbolumuz ama her zaman "hedef 2010" diyen Tanjeviç'e güvenmekle hata yapmadığımız ortaya çıktı. Büyüksün hocam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2001 finalinde oradaydım demenin süksesi şimdiye kadar sürdü. Cumartesi akşamı Sinan Erdem'de olanlar bambaşka bir heyecan yaşayacak.. Umarım bayramın son gününde, 2001 finalinin rövanşı Sırbistan'dan alınacak ve şimdiden herkesin dilindeki ABD-Türkiye finali gerçekleşecek. Şimdi İstanbul'da olmak vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2865609888094903050?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2865609888094903050/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/bayram-yazs-yerine.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2865609888094903050'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2865609888094903050'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/bayram-yazs-yerine.html' title='Bayram yazısı yerine'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIhImnRDEEI/AAAAAAAAAUc/qs6UOUUrr88/s72-c/ilyasova.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1941096560653430448</id><published>2010-09-09T04:23:00.000+02:00</published><updated>2010-09-09T04:23:57.805+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Euro 2012 elemeleri'/><title type='text'>Euro 2012</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIgvmSY5x_I/AAAAAAAAAUU/MtYIFOTWU3U/s1600/euro+2012.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIgvmSY5x_I/AAAAAAAAAUU/MtYIFOTWU3U/s320/euro+2012.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"Sessiz sedasız" deyişiyle bir şey tanımlamak istesem, Euro 2012 elemelerinin başlangıcı bunun için çok uygun olurdu herhalde. Böyle hissedenler azınlıkta mı emin değilim ama belki Dünya Kupası'nın etkisini sürdürmesi, belki büyük liglerde sadece 1-2 hafta oynandığından yeni sezon başlangıcı hissinin tam olarak oturmamış olması veya halihazırda muhteşem bir biçimde devam eden Dünya Basketbol Şampiyonası'nın rol çalması yüzünden ilk maçlar göz ucuyla ve büyük bir merak olmadan takip edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ki, geçen Cuma günü maç olduğunun farkına o sabah vardım. Gerçi Cumartesi-Çarşamba sisteminin neden Cuma-Salı olarak değiştirildiğini bilmiyorum. (herhalde oyuncular kulüplere erken dönebilsinler diye) Neyse, bu kısmı hızlı geçip gruplar üzerine hızlı bir bakış atalım. Bizim bulunduğumuz A Grubu'nu atlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B Grubu&lt;br /&gt;Kağıt üzerinde elemelerin en zayıf grubu gibi görünüyor. Rusya,&amp;nbsp;artık o kadar güçlü olmadığının sinyallerini&amp;nbsp;zaten veriyordu; kendi sahasında Slovakya'ya yenilmesi durumu kesin biçimde ortaya koydu. İrlanda da zayıf rakipleri önünde kazaya uğramadı. Grupta mücadele bu üçü&amp;nbsp;arasında geçecek. Zayıf grup dedim ama aslında en büyük heyecanlar da genelde devlerin olmadığı bu tür gruplarda yaşanır. Benim en şanslı gördüğüm Slovakya, deplasmanda aldığı Rusya galibiyetiyle bu yönde büyük avantaj elde etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C Grubu&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Grubun favorisi İtalya, Dünya Kupası travması sonrası bulabileceği en güzel fikstürü iyi değerlendirdi. Grubun İtalya ile birlikte ne büyük favorisi olan Sırbistan ise Slovenya'yı evinde yenmeyi başaramayınca bir açıdan rakibini psikolojik olarak tamamen safdışı etme şansını da tepmiş oldu. Kuzey İrlanda, deplasmanda Slovenya'yı yendi fakat onların gruplarda bu tür sürpriz puanlar almasına ve şanslarını&amp;nbsp;uzun süre korumalarına rağmen son maçlarda çözülmeleri alışık olduğumuz bir durum. Muhtemelen aynısı olacaktır. Bence grupta İtalya ve Sırbistan beklediklerinden de rahat bir seyir izleyerek ilk 2'ye rahatlıkla kurulacaklar. Bu anlamda 12 Ekim'de Genoa'daki maç izlenmeye değer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;D Grubu&lt;br /&gt;Mevcut puan tablosunda Arnavutluk ve Belarus'un liderliği paylaşıyor olması bir ilüzyon. Romanya futbolunun krizde olduğunu düşiünürsek bu grubu götürecek olanlar Bosna Hersek ve Fransa. Yakın zamanda bu durum açıklığa kavuşacaktır ama sürprizlerin şimdiden sıkça yaşandığı bir grup&amp;nbsp;olduğundan, yakından takip etmesi zevkli olacak. Klişe spor basını tabirleriyle konuşmak zorundayım ama "Fransa, Bosna Hersek'i 2-0 yenerek komadan çıktı ve 3 puandan fazlasını aldı." Blanc'ın kadro seçimi ve tavırlarıyla doğru yolda olduğunu düşünüyorum. Bence Belarus maçını kaybdeilmesinin birinci sebebi seyirci baskısı ve kendini ispatlama stresiydi. Bosna maçının büyük bölümünü izledim ve&amp;nbsp;Fransa'nın yavaş yavaş kalitesini göstermeye başladığını söyleyebilirim. Bosna-Hersek ise seyir zevki veren ve olumlu bir futbol anlayışına sahip ancak fazlasıyla dirençsiz. Bu durum kadro yapısında&amp;nbsp;yine kilşe bir tabirle "generallerin çokluğu ve askerlerin&amp;nbsp;azlığı"ndan kaynaklanıyor.Arnavutluk deplasmanında&amp;nbsp;8 Ekim'de oynayacakları maç çok kritik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E Grubu&lt;br /&gt;Bu grupta tahmin edildiği üzere Hollanda ve İsveç çok rahat görünüyorlar. Aynı transfer öyküsünün kahramanları Huntelaar'ın bu sezona çok iştahlı başlamış olması ve Ibrahimoviç'in&amp;nbsp;milli takımla "barışması" dikkat çeken noktalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;F Grubu&lt;br /&gt;İsrail, bugüne kadar zaman zaman çok başarılı grup performansları sergilese de bir türlü üst aşamaya geçmeyi başaramaıştı. Sanıyorum bu grup onlar için büyük bir fırsat. Ciddi bir kriz yşaayan Yunanistan ve Euro 2008'de ortaya koyduğu potansiyelle göz kamaştırırken, şaşırtıcı biçimde gerileyen Hırvatistan'la ciddi bir mücadele içinde olacaklar. Hırvatistan her ne kadar, kendi evinde&amp;nbsp;Yunanistan'ı yenmeyi başaramamış olsa da bana göre halen grubun favorisi konumunda. Gürcistan'ın ise, ilk iki şansı çok zor görünse de ilginç zamanlarda alacağı puanlarla grupta belirleyici bir rol&amp;nbsp;oynayacağı kanaatindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;G Grubu&lt;br /&gt;Şu an itibariyle izlenmeye değer grupların başında geliyor. İngiltere,&amp;nbsp;Güney Afrika parantezini kapatmış, elemelerdeki göz kamaştırıcı performansına kaldığı yerden devam ediyor. İsviçre'yi de deplasmanda yendiklerine göre, grubu 10'da 10'la dahi tamamlayabilirler.&amp;nbsp;Gruptaki esas heyecan unsuru Karadağ,&amp;nbsp;önce Galler'i sonra da deplasmanda Bulgaristan'ı devirmeyi başardılar. Eğer&amp;nbsp;8 Ekim'de kewndi evlerinde İsviçre'yi de yenebilirlerse (olmayacak iş değil),&amp;nbsp;geçen elemelerde Bosna Hersek'in yaptığı sürprizin aynısını gerçekleştirebilirler. Bu grupta&amp;nbsp;heyecan verici, güzel maçlar vaat eden takımlar var. Grupta 5 takım olduğundan herkesin yenip stresini atabileceği bir rakip de yok. Tabii Bulgaristan'ın durumu bir hayli feci, ciddi anlamda çökmüş vaziyetteler.&amp;nbsp;Aslında bu Balkan&amp;nbsp;ülkelerinin hali ayrı bir yazı konus olmayı hak ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;H Grubu&lt;br /&gt;Bu grup da 5 takımlı grupların getirdiği heyecana bir örnek. İlk bakışta Portekiz ve Danimarak'nın süpürmesi beklenen grupta Portekiz, 2 maçta 1 puan yaparak ciddi hayal kırıklığı yaşadı. Gerçi Dünya Kupası elemelerinde de bir hayli zorlandıkları göz önünde bulundurulursa, toparlanmalarını bekleyebiliriz.&lt;br /&gt;8&amp;nbsp;Ekim'deki maçlar grubun geleceği konusunda belirleyici olacak. Kıbrıs&amp;nbsp;Rum Kesimi, kendi sahasında Norveç'i yenmeyi başarırsa ilk 2 için ciddi bir aday olduğunu ispatlayacak, aksi halde Norve çok ciddi bir avantaj &amp;nbsp;elde edecek. Diğer taraftan Portekiz, kazanmak zorunda olduğu maçta Danimarka'yı ağırlayacak. Şu anki tabloda Danimarka'nın gurptan çıkma şansı yüksek ancak onların da henüz ciddi&amp;nbsp;bir teste tabi tutulmasıklarını (sadece İzlanda'yı 90+1'de attıkları golle&amp;nbsp;1-0 yenebildiler) unutmamak&amp;nbsp;lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I Grubu&lt;br /&gt;Son olarak, Dünya Şampiyonu'nun grubuna bakalım. İspanya, burada da 8'de 8 yaparak firesiz finallere kalmaya çok yakın zira rakipleri çok kötü durumda. Çek Cumhuriyeti kendi evinde Litvanya'ya kaybedince, ikinciliğin diğer adayı İskoçya ne yaptı diye baktığımızda Liechtenstein'ı 90+7'de yenebilen bir takım görüyoruz. Eminim, İspanya dahi daha güçlü bir grup isterdi, daha iyi hazırlanmak için... 8 Ekim'de Çek Cumhuriyeti-İskoçya maçı çok kritik bir hal aldı. İskoçya deplasmanda galip gelirse büyük bir adım atmış olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-1941096560653430448?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/1941096560653430448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/euro-2012.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1941096560653430448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1941096560653430448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/euro-2012.html' title='Euro 2012'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIgvmSY5x_I/AAAAAAAAAUU/MtYIFOTWU3U/s72-c/euro+2012.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2372297687555366970</id><published>2010-09-09T02:15:00.000+02:00</published><updated>2010-09-09T02:15:35.635+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Euro 2012 elemeleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Milli takım, Hiddink'in takımı....</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIgbJ6n9fvI/AAAAAAAAAUM/lxKwCKFGcsM/s1600/t%C3%BCrkiye+bel%C3%A7ika+tuncay.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIgbJ6n9fvI/AAAAAAAAAUM/lxKwCKFGcsM/s320/t%C3%BCrkiye+bel%C3%A7ika+tuncay.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Polonya ve Ukrayna'da düzenlenecek Euro 2012 elemeleri geçen hafta başladı ve gruplarda ikişer maç&amp;nbsp;geride kaldı. Türkiye açısından bakarsak, iki maç 6&amp;nbsp;gol, 6 puan var. 2010 Dünya Kupası elemelerinde 10 maçta 13 gol atabildiğimiz düşünülürse gayet iyi. Ayrıca geçen sefer&amp;nbsp;deplasmanda Estonya'yı deplasmanda yenemediğimiz&amp;nbsp;maçta kaybedilen puanları çok aradığımızı unutmamak gerek. Tabii yine 2 maçtır yenemediğimiz&amp;nbsp;ve grupta&amp;nbsp;2.lik için çekişmemiz öngörülen Belçika'yla şimdiden&amp;nbsp;6 puan&amp;nbsp;fark açılmış durumda olması da memnuniyet verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabloya daha geniş bir&amp;nbsp;perspektiften baktığımzda ise toz&amp;nbsp;pembe bir analiz yapmak zor. Hiddink, adı etrafında&amp;nbsp;şimdilik sarsılmaz gibi görünen bir güven halesiyle gelmiş olsa da kadro seçimiyle ilk ciddi ve haklı eleştirileri aldı.&amp;nbsp;Kazanamasaydık bu eleştirilerin&amp;nbsp;nereye kadar gidebileceğini daha önce yaşadığımız örneklerden hareketle kolayca tahmin edebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk geldiği gün de yazmıştım. Hiddink elindeki malzemeyi değerlendirme konusunda belki de dünyanın en iyilerinden birisi. Bu açıdan son derece pragmatik bir yaklaşımla, ortaya konan hedeflere nasıl ulaşılacağını bilen birisi. Tabii ki bunlar Hidink takımlarıın hücumu ve topa sahip olmayı seven genel bir karakter ortaya koyduğu gerçğini değiştirmiyor. Anlatmak istediğim, Hiddink'in mesaisinin bütününü bir ülkenin futbolunu kalkındırmaya vakfeden birisinden çok o ülkenin en iyi oyuncularını, onların karakterine uygun bir oyun anlayışı etrafında toplayıp, optimum verimi alan bir teknik direktör tipi olması. Bu açıdan mesela Piontek'in antitezi. 1990'ların başında gerek mali koşullar gerek organizasyon açısından öyle bir seçenek mantıklıydı, bugün geldiğimiz seviyedeyse böyle bir seçimin uygun olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazakistan ve Belçika maçları öncesindeki kadro seçiminde bu pragmatizm, biraz abartılı biçimde ortaya kondu. Kendi takımlarında forma giymeyen oyuncular (Kazım Kazım, Tuncay), sakatlık durumu belirsiz oyuncular (Sabri, Gökhan Gönül) ve formu yerlerde sürünenler (Hakan Balta, Nihat, Selçuk Şahin) çağrılırken Volkan Şen, Mevlüt, Necip gibi isimlerin es geçilmesi tepki topladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk iki maça baktığımızda Hiddink'in, Uğur Meleke'nin analiz ettiği gibi riske girmekten kaçındığını ve kadro seçimini bu şekilde okumak gerektiğini kabul etmek mümkün.&amp;nbsp; Bu kadro Euro 2008'de oturmuş, başarısı tescilli bir kadro ve en önemlisi birlikte oynama alışkanlığı var. Dünkü maçın ikinci yarısındaki oyun da bunun göstergesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat diğer yandan, Hakan Balta sakatlanmasaydı İsmail'in forma şansı bulamayacağı gerçeği başka bir sonuca götürüyor beni.&amp;nbsp;Denenmiş ve başarmış formüller, özellikle futbol gibi oyuncuların fiziksel ve psikolojik hallerine göre hızla değişen bir alanda en iyi seçenek olmayı ilelebet sürdüremez. Pragmatizm, biraz da formunun zirvesindeki oyunculardan, optimum zamanlarında faydalanmayı gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, Hiddink'in zaman içinde kadro seçimi konusunda futbol kamuyonun beklentilerini karşılayacağını umuyorum. Tabii ki, bunu nabza göre şerbet verme anlamında değil, akılcı seçimler yapma anlamında söylüyorum. Örneğin, halihazırda Necip'in Aurelio'dan, İsmail'in Hakan&amp;nbsp;Balta'dan&amp;nbsp;daha iyi bir durumda olduğunu Hiddink'in bilmemesine, görememesine imkan yok.&amp;nbsp;Ancak birlikte oynama alışkanlığı olan oyuncularla kendine ait oyun düzenini oturttuktan sonra, formayı, radikal bir biçimde olmasa da,&amp;nbsp;yavaş yavaş hak edenlere teslim edeceğini tahmin etmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu oyun düzeni nasıl bir düzen. Bizim alıştığımız kaos futbolundan uzak, pasa, topa hükmetmeye ve tempo kontrolüne&amp;nbsp;dayalı bir anlayış. Aslında mevcut oyuncu yapımızın rahatlıkla üstesinden gelebileceği, ve zaman ilerledikçe hücum iştahının artarak tam bir tahakküm oyunu izletmenin mümkün olabileceği bir düşünce. Somut bir örnek gerekirse bu anlayışın master tezinin Euro 2008'deki Çek Cumhuriyeti maçının 2. yazısında yazıldığını söyleyebiliriz. Şimdi yapılması planlanan, iş işten geçiyor motivasyonuyla oynanan 45 dakikanın daha&amp;nbsp;sakin bir biçimde 90 dakikaya yayılması. Yine Euro 2008'den örnek verirsek,&amp;nbsp;Rusya'nın oynadığına benzer bir oyun ve takımın tartışmasız yıldızı Arshavin'in rolünü üstlenecek Arda Turan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktaya gelmeden önce&amp;nbsp;giderilmesi gereken eksikliklere kısaca değinip kapatacağım.&amp;nbsp;Birincisi savunma bu kadar geride kurulmamalı. Duran toplar kabusu devam diyor, o konudan bahsetmek istemiyorum ama savunmanın&amp;nbsp;geride kalması takımın uzun mesafede oynamak zorunda kalması sonucunu doğurduğundan halledilmesi gereken bir sorun. Belki de stoperlerimiz ağır ve Belçikla forvetleri hızlı olduğundan bu tercih edildi ama uzun vadede arzu edilen oyunun başarıy ulaşması için bunun değişmesi gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi santrfor meselesi. Dün maçtan sonra Mehmet Demirkol söyledi, "hala Hakan&amp;nbsp;Şükür varmış gibi oynuyoruz" diye, haklıydı bir ölçüde. Dün Tuncay çok iyi niyetle mücadele etmeye ve 4-6-0 gibi tanımlanabilecek bir sistemin gereğini yapmaya&amp;nbsp;çalıştı. Ancak bizim oyuncularımız bir türlü sırtını rakip stopere dayayıp, takımı hücuma yerleştiren tipte bir santrfor olmadan oynamaya alışamadı. Bu yüzden vasat üstü bir santrfor olan Semih, temel bazı özellikleri sayesinde milli takımda çok faydalı oldu. Hiddink'in oyun anlayışında Semih'in ilk&amp;nbsp;tercih olacağını&amp;nbsp;düşünmüyorum. Bu yapıya çok uygun olan, gezmeyi seveni oyun zekası yüksek iki oyuncumuz var Sercan ve Mevlüt...&amp;nbsp;Onlar bu takıma oturduğu vakit&amp;nbsp;oyun kalitemiz de bir üst seviyeye çıkacak şüphesiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok iyi hücuma çıkan iki bekimiz (Gökhan Gönül, İsmail), uyumlu&amp;nbsp;ve teknik kapasitesi yüksek orta saha oyuncularımız (Hamit, Emre), milli takımda kendisi gibi oynadıüğında ve kafası rahat olduğunda müthiş katkı sağlayan süper yıldızımız (Arda) halihazırda elimizde mevcut önemi artılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 Ekim'de&amp;nbsp;Almanya'ya yenilmemeyi başarırsak, 2. liği garanti altına alma yolunda önemli mesafe kat etmiş olacağız.&amp;nbsp;O tarihten sonra, Hiddink'in&amp;nbsp;takımının gerçek anlamda inşasına tanıklık edebiliriz.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2372297687555366970?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2372297687555366970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/milli-takm-hiddinkin-takm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2372297687555366970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2372297687555366970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/milli-takm-hiddinkin-takm.html' title='Milli takım, Hiddink&apos;in takımı....'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIgbJ6n9fvI/AAAAAAAAAUM/lxKwCKFGcsM/s72-c/t%C3%BCrkiye+bel%C3%A7ika+tuncay.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-16501418107198785</id><published>2010-09-03T02:22:00.000+02:00</published><updated>2010-09-03T02:22:09.933+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='twitter'/><title type='text'>twitter'dayım</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIA_NeA4TnI/AAAAAAAAAUE/S2fpNP_42hw/s1600/twitter_logo_header.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIA_NeA4TnI/AAAAAAAAAUE/S2fpNP_42hw/s320/twitter_logo_header.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Nedense bugüne kadar soğuk yaklaşıyordum twitter hadisesine ama ben de an itibariyle &lt;a href="http://twitter.com/sarperzi"&gt;yerimi almış bulunuyorum.&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Nedense bloga kısa yazmayı sevemedim. Arada bir aklıma gelen ve söyleyiverip geçeceğim fikirleri uzun yazıya dönüştürmeye üşendiğimden, birçok konuyu atlamak rahatsız ediyordu beni. twitter beni rahatlatacak bu açıdan:)&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Ezcümle, beklerim efendim...&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-16501418107198785?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/16501418107198785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/twitterdaym.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/16501418107198785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/16501418107198785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/twitterdaym.html' title='twitter&apos;dayım'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIA_NeA4TnI/AAAAAAAAAUE/S2fpNP_42hw/s72-c/twitter_logo_header.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2064777975808631413</id><published>2010-09-03T00:59:00.000+02:00</published><updated>2010-09-03T00:59:55.623+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Transfer'/><title type='text'>Transfer piyasasında akşam pazarı</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIAsRreA4fI/AAAAAAAAAT8/UNrshWreMLY/s1600/ibrahimovic+milan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIAsRreA4fI/AAAAAAAAAT8/UNrshWreMLY/s320/ibrahimovic+milan.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bosman Kuralları kesin olarak yürürlüğe&amp;nbsp;girdiğinden beri, yani&amp;nbsp;yaklaşık 10 yılı aşkın bir süredir Avrupa transfer piyasasını hareketlendiren birkaç temel unsur var. Aslında bu unsurlar, bu&amp;nbsp;blogun FM oynayan okuyucuları için hiç yabancı değil fakat 2010 yaz transfer sezonunu analiz etmeden bunlara değinmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan birincisi, takımların&amp;nbsp;kontratında son senesine giren ve&amp;nbsp;daha büyük takımların teveccühüne mazhar olan oyuncularını uygun fiyata satam yoluna gitmeleri. Bu transfer sezonunda bunu en tipik örneği Mesut Özil'in Real Madrid'e 15 milyon Euro'ya gitmesi oldu.Mesut'un Werder Bremen'le kontratı 3-4 yıl daha devam ediyor olsaydı.en az 25 milyon Euro edeceğine şüphe yok (halihazırda transfermarkt.de verilerine göre değeri 27 milyon Euro)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, futbol endüstrisinin büyümesiyle köklü ve zengin kulüpler adeta bir elit grup oluşturdu ve "diğerleriyle" aralarındaki maddi güç farkı giderek belirginleşti. Bu durum, Avrupa'nın en iyi ligleri olarak kabul edilen İspanya ve İngiltere'de makasın açılmasına ve sürpriz unsurunun azalmasını da beraberinde getirdi. Bugün, La Liga'da Barcelona ve Real Madrid dışındaki takımların kurabildikleri en büyük hayal 3. olmak. İngiltere'de ise Şampiyonlar Ligi vizesi alan ilk 4'e girmek bile, şuursuzca para harcayan Man City gibi kulüpler haricinde, büyük başarı olarak kabul ediliyor. Bosman Kuralları'yla zengin olmayan kulüplerin en büyük gelir kaynaklarından olan oyuncu satma imkanlarının azalmasının da bu durumda rolü büyük. Gerçi bu duruma örnekler her yıl yaşanıyor hatta kalburüstü takımlar dahi, zengin kulüplerden gelen teklifler karşısında oyuncularını ellerinde tutamıyor. (Martin O'Neill'ı istifaya kadar götüren James Milner'ın&amp;nbsp;Aston Villa-Man City arasındaki transferini hatırlayalım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncüsü ise "kiralama"nın yaygınlaşması. Bunun temel sebebi, "bonservis"&amp;nbsp;kavramının ağırlığını kaybetmesiyle, kulüplerin oyunculara çok büyük meblağlar önerme imkanı&amp;nbsp;bulmaları oldu. Serbest kalan veya kaliteli ama bonservisi ucuz oyuncuları cazip tekliflerle getirip kadrolarını şişiren takımlar, bu&amp;nbsp;ücretleri ödemekte zorlanınca veya büyük umutlarla geldiği halde kadroya giremekten rahatsız olan oyuncular genellikle kiralık ya da kendilerine ödenen bonservis bedelinden ucuza&amp;nbsp;gönderiliyorlar. Oyuncuların yıllık ücretleri genelde yüksek olduğundan, oyuncuların ücretlerinin karşılanması yeterli oluyor ve kulüplere herhangi bir kiralama ücreti ödenmesine gerek kalmıyor. Türkiye için bu çerçevedeki kiralık transferler Jo, Giovani Dos Santos örneklerinden sonra bu sene de Yobo ve Insua ile devam etti.&amp;nbsp;Avrupa'da kiralık transferlerin en çarpıcısı ise Ibrahimovic'in Milan'a gitmesiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadro şişkinliğinin bir başka sonucu da, başlığa "akşam pazarı" olarak taşıdığım son dakika transferleri. Mesut Özil Real'e, Ibrahimovic Milan'a gittiğinde Van der Vaart ve Huntelaar'ın ayrılmamaları mümkün görünmüyordu. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Nitekim Van der Vaart gerçek anlamda bir son dakika transferiyle, (kağıtlar yetişmiyordu neredeyse) Tabata'dan ucuza 8 milyon Euro'ya Tottenham'a, Huntelaar ise Schalke'ye gitti. Schalke'nin bir başka son dakika transferi ise A.Madrid'den Jurado oldu. Jurado için gelen cazip son dakika teklifini reddedemeyen Atletico, boşluğu doldurmak için son dakikada Arda Turan için 11 milyon Euro'luk teklif yaptı. Wolfsburg Diego'yu alınca Misimovic boşa çıktı. Schalke, Jurado'yu alınca Misimovic'e Galatasaray yolu açılmış oldu. Kısacası akşam pazarında ilginç beşgenler-altıgenler oluşuyor. İlişkiler yumağı bir gençlik dizisi gibi çözmesi zor hale geliyor. Tabii son dakika transferleri içinde en göz alıcısının btün yaz hakkında konuşulan Robinho olduğunu düşündüğümü de söylemek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde blog için tembellik ettim, neyse ki bu hafta milli maç arası geldi. Büyük ligleri ve transferleri genel olarak peyderpey analiz etmeye çalışacağım önümüzdeki hafta içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Man City ve akşam pazarı olmasa geçtiğimiz yıla nazaran sönük geçtiğini söyleyebileceğimiz bu yazın bonservis bedeli açısından en pahalı 5 transferini hatırlatayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;David Villa&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Valencia-Barcelona&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 40 Milyon Euro&lt;br /&gt;Yaya Toure&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Barcelona-Man City&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;30 Milyon Euro&lt;br /&gt;Mario Balotelli&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Inter-Man City&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 29,5 Milyon Euro&lt;br /&gt;David Silva&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Valencia-Man City&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;28,75 Milyon Euro&lt;br /&gt;Angel Di Maria&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Benfica-Real Madrid&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 25 Milyon Euro&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2064777975808631413?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2064777975808631413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/transfer-piyasasnda-aksam-pazar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2064777975808631413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2064777975808631413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/09/transfer-piyasasnda-aksam-pazar.html' title='Transfer piyasasında akşam pazarı'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TIAsRreA4fI/AAAAAAAAAT8/UNrshWreMLY/s72-c/ibrahimovic+milan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-5076170872220232786</id><published>2010-08-20T06:30:00.000+02:00</published><updated>2010-08-20T06:30:02.236+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='UEFA Avrupa Ligi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Trabzonspor'/><title type='text'>Liverpool-Trabzonspor:1-0 Kişilikli futbol (Fırtınanın dönüşü)</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG3838sDVmI/AAAAAAAAATs/T8E0KPqCaRU/s1600/liverpool+trabzon.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG3838sDVmI/AAAAAAAAATs/T8E0KPqCaRU/s320/liverpool+trabzon.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kuralar çekildiğinde Trabzonluların ne düşündüğünü bilemem ama ne kadar zor bir rakip olursa olsun, tur şansının çok az olduğunu bilmeme rağmen Liverpool'la eşleşmek beni mutlu etti. Dün akşam izlediğim 90 dakikanın ardından da 1-0'lık mağlubiyete rağmen bu düşüncemde yanılmadığımı hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu açıklamak için biraz geçmişe gitmek gerek... 1982 doğumlu olduğumdan Liverpool ve Inter zaferlerini hatırlayamıyorum ama Avni Aker'deki 1-0'lık Barcelona maçıyla başlayan 90'larda yaşanan Aston Villa ve Lyon zaferleri hafızamda taptaze. Trabzonspor o dönemde, Avrupa Fatihi sıfatını haiz Galatasaray'da bile daha başarılıydı ve "Karadeniz Fırtınası" esiyordu. O dönemde Avrupa kupaları istatistiklerinde galibiyet sayısı mağlubiyetten fazla olan tek Türk takımıydı, hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne oldu bilemiyorum ama muhtemelen 1996 travması sonrası tablo tamamen tersine döndü. Takımın genel performansına paralel olarak vasat bir Polonya takımından 5 yiyen, Kıbrıs Rum Kesimi takımına elenen, Avrupa arenasında varlık gösteremeden Eylül'ü göremeden elenen bir takıma dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşamdan sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Trabzonspor bu sene de belki Eylül'ü göremeyecek ama Karadeniz Fırtınası'nın Avrupa'ya dönüş yoluna çıkmıştır. Bunda en büyük pay takıma çağdaş bir oyun felsefesi ve daha da önemlisi "güven" kazandıran Şenol Güneş'e ait elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anfield'a renk getiren ve "Bize Her Yer Trabzon" sloganının hakkını veren taraftar topluluğunun da katkısıyla 90 dakika boyunca çok iyi bir mücadele ortaya koydu Trabzonspor. Vakit geçirmeden ,sertlikle yıldırmaya başvurmadan, kapanmadan, ileri top şişirmeden, fizik açısından ezilmeden, sakin, dirençli kısacası kişilikli bir oyun oynadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası beni maçın başında en çok endişelendiren unsur yüksek tempoya Trabzonspor'un ne kadar ayak uydurabileceğiydi. Zira ligimizin düşük temposu nedeniyle, özellikle Premier Lig takımlarıya mücadeleler farklı dünyalardan gelmiş iki takımın oynadığı bir maça dönüşüyor. İkinci yarının ilk 10 dakikası hariç, yani Onur'un penaltıyı kurtardığı dakikaya kadar olan dönem dışında bu konuda hiçbir sıkıntı çekmedi Trabzonspor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maç sonunda %56-44 gibi bir deplasman takımı için hiç fena olmayan bir topa sahip olma yüzdesi kaydeden Trabzonspor'da özellikle orta sahadaki isabetli paslaşmalar, savunma ile orta saha bloklarının zamanında bütünleşmeyi bilmesi öne çıkan artılardı. Dağınık yapısı bu tür maçlarda zaman zaman rakip savunmaları şaşırtarak bir artıya dönüşen Umut'un bulduğu&amp;nbsp;pozisyonun da gösterdiği üzere Şenol Hoca'nın planı&amp;nbsp;işliyordu. Takım tertibinde fizik güzü hem ağır sahayı hem de Liverpool'un yapısı düşünülerek Yattara ve Alanzinho'nun yedek bırakılması da mantıklıydı. Belki tek eleştiri Jaja'nın (henüz hazır olmayabilir tabii, bilemiyoruz) hiç düşünülmemesi olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liverpool ise, Benitez dönemine nazaran daha az ısıran daha düşük tempoda oynayan bir takım izlenimi verdi.&amp;nbsp; Rövanşta Gerrard ve Kuyt'ın oynayacağını düşünürsek bu durumun biraz değişebileceği de söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son paragraf Onur'a. Üzerine titrenesi, pamuklara sarınası bir yetenek. En önemlisi de bu yeteneklerinin farkında olmasının getirdiği kendine güven. Onu her izlediğimde Türk futbolu adına büyük keyif alıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-5076170872220232786?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/5076170872220232786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/liverpool-trabzonspor1-0-kisilikli.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5076170872220232786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5076170872220232786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/liverpool-trabzonspor1-0-kisilikli.html' title='Liverpool-Trabzonspor:1-0 Kişilikli futbol (Fırtınanın dönüşü)'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG3838sDVmI/AAAAAAAAATs/T8E0KPqCaRU/s72-c/liverpool+trabzon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-651218167172702330</id><published>2010-08-20T05:52:00.000+02:00</published><updated>2010-08-20T05:52:45.972+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>Galatasaray-Karpaty Lyiv: 2-2  Uçurumun kıyısında</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG3559dDSqI/AAAAAAAAATk/qqz35n-JDNE/s1600/kewell-baros.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG3559dDSqI/AAAAAAAAATk/qqz35n-JDNE/s320/kewell-baros.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü maçın&amp;nbsp;ilk 45 dakikası, Galatasaray'ın sadece Avrupa&amp;nbsp;kupalarında değil, belki bütün platformlarda tanıklık ettiğim&amp;nbsp;en kişiliksiz performanslarından birine&amp;nbsp;sahne oldu. Daha önce de sürpriz sonuçlar, Trömsö gibi hezimetler yaşanmıştı elbette ama sahaya çıkan oyuncular futbolu unutmuşlar veya zaten hiç bilmemişler gibi&amp;nbsp;görünmeleri bir yanda, oynamaya çalışmadılar bile.&amp;nbsp;"Total futbol"&amp;nbsp;derken 3 pası arka arkaya&amp;nbsp;yapamayan; tek bir blok halinde hareket edeceğimiz günleri beklerken Neill ile Mehmet Batdal arasındaki mesafenin 70 metreye çıkaran; ilk toplara basan, fizik&amp;nbsp;gücü sağlam bir takıma karşı hiçbir direnç göstermeden orta sahayı teslim eden bir Galatasaray izlemek çok acıydı gerçekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarıdan hiç umudum yoktu açıkçası. Sadece fotoğrafta kafa kafaya vermiş görünen iki adamın hırsı &amp;nbsp;bir şeyleri değişitirebilirdi. İkinci yarı Karpaty takımının bu arenadaki tecrübesizliği ve 2-0'ı koruma düşüncesi onları aşırı temkinli bir oyun anlayışına itince Galatasaray hücum etmeye başladı. Fakat şuurlu bir baskıdan söz etmek mümkün değildi. Şişirme toplar, yanlış tercihler,&amp;nbsp;plansızlıktan heba edilen duran toplar&amp;nbsp;umut vermiyordu. Açıkçası, Liverpool-Trabzonspor maçını izlemek daha cazip geliyordu bu dakikalarda ama yine de Galatasaraylılık ağır bastığında döndüm ve Baros'un&amp;nbsp;Kewell'ın asistini gole çevirmesini gördüm. Son dakikalarda da inanan ve isteyen tek isim olan Kewell'ın içeri dalması ve rakibin belini kırmasıyla yarattığı pozisyonla "golcümüz" Baros beraberliği kurtardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılması gerekenleri&amp;nbsp;birkaç yazıdır sıralamaya çalışıyorum kendi kanaatimce, bu yüzden tekrarlamaya gerek yok. Acilen orta sahaya transfere ihtiyaç var ama artık bu bir fetişe dönüşmüş durumda olduğundan Ayhan ve M. Sarp'ın da performansını etkiliyor.&amp;nbsp;İyi bir isim transfer edilirse, saha içi katkısından önce bir rüzgar yaratacak ve en başta tribünlerin moralini yükseltip yönetimi biraz rahatlatacak. Fakat korkum gelecek ismin büyük beklentilerin altında kalması ve Elano'dan bekleyip göremediğimiz gibi her şeyi yapmasının istenmesi. Neyse, birisi gelsin de bunları sonra konuşmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takımın üzerinde bir ölü toprağı var ve umutsuzluk giderek artmakta. Buradan yaşanacak bir geri dönüşün unutulmaz olması da mümkün, koca sezonun heba olması da...&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-651218167172702330?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/651218167172702330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/galatasaray-karpaty-lyiv-2-2-ucurumun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/651218167172702330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/651218167172702330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/galatasaray-karpaty-lyiv-2-2-ucurumun.html' title='Galatasaray-Karpaty Lyiv: 2-2  Uçurumun kıyısında'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG3559dDSqI/AAAAAAAAATk/qqz35n-JDNE/s72-c/kewell-baros.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-725321492093524660</id><published>2010-08-19T15:42:00.000+02:00</published><updated>2010-08-19T15:42:06.590+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beşiktaş'/><title type='text'>Quaresma</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG00nURy5jI/AAAAAAAAATc/7lVlpXsxwSI/s1600/quaresma.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG00nURy5jI/AAAAAAAAATc/7lVlpXsxwSI/s320/quaresma.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kariyerinde hep Avrupa’nın üst düzey kulüplerinde oynamış, dünyanın en yetenekli oyuncularından birinin 30 yaşından önce Türkiye’ye gelmesi pek sık karşılaştığımız bir durum değil. Hagi, Roberto Carlos, Kewell, Guti gibi isimleri bu çerçevenin dışında tuttuğumuzda, benim hatırladığım kadarıyla bu tanıma uyan yalnızca Anelka örneği var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş taraftarının gönlünde belki de 2007-2008 sezonu Şampiyonlar Ligi gruplarda oynanan Porto maçlarıyla yer edinen ve geçen sezon çoğu maçta “Yeter Yıldırım Demirören” sloganlarının yanında “bu adamı alın” tezahüratlarına konu olan Ricardo Quaresma, belki biraz paradoksal, belki de Başkanı n taraftarla barışma hediyesi olarak İnönü’nün çimlerine ayak bastı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha gelmeden sevmişti Quaresma’yı Beşiktaşlılar. Bir Galatasaraylı olarak bu psikolojiyi çok anlamasam da bir dakika bile oynamadan benimsemişti. Quaresma’nın kalitesinden bahsetmiyorum elbette, belki bilinen kimseyi takmaz, arıza halleri, belki oynadığı büyük kulüplerde dikiş tutturamamış olmanın getirdiği hırsı, ikinci bir Pascal Nouma olabileceği hissini uyandırdı Beşiktaş taraftarında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha Beşiktaş’ın oynadığı resmi maç sayısı sadece 6 olsa da, bu hislerin boşa çıkmayacağı anlaşılıyor. Benzerine az rastlanır bir doku uyuşması gerçekleşti kısacık sürede. HJK maçında izlediğim Quaresma sonsuz bir oynama ve oynatma iştahı içinde, tapılırcasına sevildiği bir yerde takımı sırtına almış götürüyor izlenimini verdi bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya futbol piyasasında adını ilk duyurmaya başladığından beri vatandaşı Ronaldo’yla kıyaslanan bir adamın yeteneklerini tartışmak dahi abesle iştigal olur. Ancak bir türlü olamadı işte. Beklentileri karşılayamayınca daha kötü etkilendi, daha kötü etkilendikçe kendini kanıtlamak için zorlamaya başladı, zorladıkça işler daha da bozuldu ve bu fasit dairenin çıkış noktası İstanbul oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Quaresma için beylik bir ifadeyle “disiplinsiz” dendi çoğu futbol adamı tarafından. Haksız da değillerdi. Bakın onu Inter’e aldıran Mourinho, onun hakkında ne demiş vaktiyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“He is a great talent, but the joy I have at seeing the way Ibra works for and with the team I do not yet have with Quaresma. He will have to learn, otherwise he won’t play, and I am sure he'll change and become more tactically disciplined. He likes kicking the ball with the outside of his foot, but if you ask me about him in a few months' time, we'll be talking about a different Quaresma.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası bencilliğinden ve takım oyununa yatkın olmamasından bahsediyordu çalıştığı bütün teknik direktörler. Fakat benim gördüğüm kadarıyla, bu adamın ihtiyacı olan şey sevgiydi. Barcelona, Inter ve Chesea’de bekleneni veremeyip Porto da durdurulamaz birine dönüşmesini de bu açıklıyor. Şımarık diyenler oluyor onun için, haklılar. Ama bu kaprisler içeren bir şımarıklık değil, “en çok beni sevsinler” isteğiyle özdeşleştirilebilecek bir duygu. Takımın tek yıldızı, süperstarı olmak istiyor, taraftar en çok onu sevsin istiyor. Bu yüzden kendinden daha büyük isimlerle birlikte oynadığı takımlarda mutsuzdu. Mutsuzdu, çünkü bütün alkışlar ona değil, trivela ortasını topukla ağlara gönderen Ibrahimoviç’e gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bencilliğini de buna bağlayabiliriz aslında. Yine sevgiyle bağlantılı bir bencillik. Takımı oynatmamak, pas vermemek söz konusu değil. Sonuçta en büyük alkışı aldığı sürece, “Quaresma’nın asistini gördünüz mü?” diye konuşulduğu sürece sorun yok. Ama Inter ve Chelsea’de hep daha ötesini yapmak zorundaydı, imkansızı denemek… Bu yüzden çok top eziyordu, olmayacak şeyleri deneyip deneyip, yapamayınca sinirlenip küsüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Türkiye’de ve futbolla barışık. Dünkü muhteşem golünden sonra emektar malzemeci Süreyya’ya koşmasının nedenini anlayabilmek gerek. Hepimiz için iyi bir haber bu, en azından futbolda seyir zevkini fanatizmin önünde tutanlar için. Ona bu ortamı sağlayan Beşiktaş camiasını kutlamak lazım…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-725321492093524660?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/725321492093524660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/quaresma.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/725321492093524660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/725321492093524660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/quaresma.html' title='Quaresma'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG00nURy5jI/AAAAAAAAATc/7lVlpXsxwSI/s72-c/quaresma.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-6839926094225997069</id><published>2010-08-19T15:39:00.001+02:00</published><updated>2010-08-19T15:40:28.815+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genç yetenekler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fas'/><title type='text'>Yeni Yıldızlar: Youssef El Arabi</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG00QY7GvyI/AAAAAAAAATU/eUZ3mXugrao/s1600/el+arabi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG00QY7GvyI/AAAAAAAAATU/eUZ3mXugrao/s320/el+arabi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her zaman için, sonuçların önceden kestirilmesinin en zor olduğu liglerden biri olmuştur Ligue 1. Bu durum, 2000’lere damgasını vuran Lyon’un hegemonyasının yıkılmasıyla daha da karmaşık ve heyecanlı hale geldi aslında. Geçen yılki sürprizlerin ardından 20010-11 sezonun ilk iki haftası da beklenmedik sonuçlara sahne oldu. Şüphesiz en büyük sürpriz, 2. Ligden gelen Caen’in, son şampiyon Marsilya’yı deplasmanda, şampiyonluğun diğer büyük adayı Lyon’u ise evinde mağlup etmesi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu galibiyetlerde birer gol atarak ön plan çıkan isim ise Fas asıllı Youssef El Arabi. Geçen yılı 11 gol atarak kapatan isim, bu yıla ikide iki yaparak başladı. Sadece Lyon maçının bir kısmını izleyebildiğim için detaylı bir teknik analize girmem zor ama kuvvetli ve güçlü bir oyuncu izlenimi veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fas basını da 23 yaşındaki bu oyuncunun performansından ziyadesiyle heyecanlanmış durumda. Daha şimdiden kendisine Everton’un talip olduğuna ilişkin dedikodular dolaşıyordu ancak Caen elini çabuk tutup kontratını iki yıl uzattı. Kendisinin önünde Fransa Ligi’nde alıştığımız biçimde orta seviye takımlarda yıldızı parlayıp Lyon-Marsilya-Bordeaux eksenine göz kırpan bir kariyer olması kuvvetle muhtemel. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El Arabi, Gerets’le birlikte yeni bir döneme başlayacak Fas milli Takımı için de kaçırılmaması gereken bir yetenek. Muhtemelen 4 Eylül’deki Orta Afrika Cumhuriyeti maçına çağırılacak ve Aslan olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El Arabi esasında, 23 yıl boyunca hep Fransa’da yaşamış biri olarak Fransa Milli Takımı’nda da oynayabilirdi. Ancak bugüne kadar kendisine herhangi bir davet yapılmamış. İlginçtir, kendisi Fransa milli formasını U-21 Futsal takımında giymiş. Tabii Fransız milli takım scoutlarının öngörüsünün kuvvetli olduğu düşünülürse, üzerine eğilmedikleri ve ihmal ettikleri El Arabi’nin geçici ve ilerde balona dönüşecek bir şöhret olma ihtimalini de yadsımamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her halükarda Faslıları şimdiden heyecanlandıran bu ismi yakından izlemekte fayda var. Bu arada Fas milli takımının hücum hattının çok kuvvetli olduğunu (Chamakh, El Hamdaoui, Youssef Hadji, Boussoufa) ama diğer bölgelerin yeterli kalitede olmadığını da hatırlatmak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-6839926094225997069?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/6839926094225997069/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/yeni-yldzlar-youssef-el-arabi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6839926094225997069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6839926094225997069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/yeni-yldzlar-youssef-el-arabi.html' title='Yeni Yıldızlar: Youssef El Arabi'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TG00QY7GvyI/AAAAAAAAATU/eUZ3mXugrao/s72-c/el+arabi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1485094429904526852</id><published>2010-08-15T07:28:00.000+02:00</published><updated>2010-08-15T07:28:43.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Spor Toto Süper Lig'/><title type='text'>Sivasspor-Galatasaray:2-1 - Neler oluyor?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TGdzMPMn_OI/AAAAAAAAATM/SR6NnC3SH3U/s1600/sivas+gs.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ox="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TGdzMPMn_OI/AAAAAAAAATM/SR6NnC3SH3U/s320/sivas+gs.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her yıl büyük bir sabırsızlıkla&amp;nbsp;beklediğim Süper&amp;nbsp;Lig'in başlangıcını bu yıl neredeyse unutacaktım. Ne ilk haftaki maç programını&amp;nbsp;biliyordum bugüne kadar, ne de takımların son güncel kadrolarına bakmıştım. Fantezi Futbol'da takım bile kurmak gelmedi aklıma. Bütün bunların başlıca sebebi elbette Galatasaray'ın sezonun devamı için bir&amp;nbsp;ışık ya da heyecan kırıntısı vermemesi. Nitekim, belki&amp;nbsp;bir umut diye&amp;nbsp;TV karşısına oturduğum Sivasspor maçında düşük beklentilerimi bile karşılayamayacak ve ilerisi için&amp;nbsp;hayalkırıklıkları vaat eden bir performansla karşılaştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, belki de yeni sezon&amp;nbsp;hevesiyle&amp;nbsp;ilk 15 dakika sahaya konan istek ve temponun&amp;nbsp;&amp;nbsp;hazırlanış açısından güzel bir golle süslenmesi heyecan vericiydi Galatasaray taraftarları açısından. Fakat, ilerleyen dakikalarda Sivas'ın özellikle fizik üstünlüğünü göstermeye başlamasıyla, geçen sezonki Fenerbahçe maçından sonra -7 maç boyunca izlediğimiz amaçsız, dezorganize ve panik içinde dakikaların geçmesini bekleyen takım kimliğine tatsız bir geri dönüş yaptı Galatasaray. Kewell ve Arda dışındaki oyuncular ne sahaya yaratıcı bir şey&amp;nbsp;koyabildiler, ne de kararlı bir biçimde Sivassporlu oyuncular kadar mücadele edebildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/ofk-galatasaray1-5-sonuca-aldanmadan.html"&gt;OFK maçından sonra yazdığım yazıda&lt;/a&gt; belirttiğim takımın yapısına ilişkin düşüncelerim geçerliliğini koruyor. Bu yüzden gene yorumlar yerine bu maçtaki bazı enstantanelere değinip geçecğim. Birincisi, Sivas'ın ilk golünde savunmanın inanılmaz yerlşme hatası ve Aykut'un yine çıkabileceği bir topta kalede kalmayı tercih etmesi. Mehmet Demirkol'un ybugünkü yazısında aynı husustan bahsediliyor ve isabetli bir analiz var, zira gerçekten yenilen gol buram buram amatörlük kokuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ın yediği ikinci gole bakarsak 30 m. dripling yapan Ceyhun'un ne Ayhan ne de Cana durdurabiliyor; üstelik Cana sarı kart pahasına arkadan makas hareketi yapmaya çalışmasına rağmen. Tamam oyun kurmalarını, tempoyu ayarlamalarını geçtik; herhangi bir kontratak veya az adamla yakalanma durumu olsa o da kabulüm ama bir takımın iki defansif orta saha oyuncusu bu kadar kolay geçiliyorsa gerçekten orada durmalarının anlamı yok. Cana'nın fizik gücüne güveniyorduk ama şu ana kadar büyük hayal kırıklığı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak bu sistem için en önemli unsurlardan biri olarak beklerin katkısını ele alalım. Hakan Balta'da inanılmaz bir düşüş var, hücuma katkısı sıfıra yakın, ayrıca kırk yılda bir gittiğinde de geri gelemiyor. Ali Turan hücuma katkısı ise sıfırın dahi altında. Bindirme yapmayı geçtim, ayağındaki topların büyük bir kısmını isabetsiz kullanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de kontrol meselesi var tabii. Belki de oyunu kontrol edememenin doğrudan bir yansıması olarak sinirler kontrol edilemiyor. Golden önceki faul pozisyonuna final maçının 90. dakikasında hatalı bir penaltı düdüğüymüşcesine canhıraş bir itiraz ayaklanması çok çirkin ve anlamsız. Özellikle Rijkaard gibi birine o hareketleri hiç yakıştıramadığımı söylemeliyim. Bence herkes oturup nasıl sakin olunacağını ve 90 dakika oyunun&amp;nbsp;jnasıl kontrol edilmesi gerektii üzerine düşünmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivasspor'u ise geniş olmayan kadrosuna rağmen beklediğimden iyi buldum. Özellikle Mehmet Nas, orta sahada pas trafiğine akıl katarak çok büyük katkı&amp;nbsp;sağlamış takıma. Geçen yılı bir geçiş dönemi gibi düşünürsek bu yıl gerçekten Mesut Bakkal'ın takımı var sahada. Artık Bülent&amp;nbsp;Uygun zamanındaki Mehmet Yıldız'a şişir taktiği yok, yerine imkanları doğrultusunda hızlı top çevirmeyi düşünen ve hücumda çoğalan bir takım gelmiş. Eğer Ceyhun istikrarlı bir performans sergileyebilirse ligin üst yarısında kendilerine yer bulabilirler.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-1485094429904526852?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/1485094429904526852/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/sivasspor-galatasaray2-1-neler-oluyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1485094429904526852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1485094429904526852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/sivasspor-galatasaray2-1-neler-oluyor.html' title='Sivasspor-Galatasaray:2-1 - Neler oluyor?'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TGdzMPMn_OI/AAAAAAAAATM/SR6NnC3SH3U/s72-c/sivas+gs.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1629616466444789616</id><published>2010-08-06T04:04:00.001+02:00</published><updated>2010-08-06T04:08:03.136+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><title type='text'>OFK-Galatasaray:1-5, sonuca aldanmadan geleceği düşünmek</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TFteBaMEByI/AAAAAAAAATE/NZvP19EHQiA/s1600/galatasaray+ofk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" bx="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TFteBaMEByI/AAAAAAAAATE/NZvP19EHQiA/s320/galatasaray+ofk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Elbette daha bu aşamda kazaya uğramadığımız için sevinçliyim; Kewell'ın bu takım için bilhassa mental anlamda ne kadar önemli olduğunu kanıtlayan gerçek anlamdaki dönüşüne tanıklı ettiğim için de. Skordan da şikayetçi olmak için deli olmak lazım. Peki o zaman nedri bu içimdeki olmamışlık hissi?&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Bu sezon son iki sezondan alıştığımız transfer bombaları patlamadı. Aslında 5 sene öncesine kadar ekşi sözlükte "Galatasaraylı olarak transfer beklemek" başlığı altına yazılanlara baktığımızda, 4 sene uğraşıp bir türlü getirtemediğimiz Pires'i ve &amp;nbsp;"devreye girdiği" anda işin yatacağını anladığımız Haim Fresco'yu hatırladığımızda, Haldun Üstünel döneminin bir istisa teşkil ettiği ortada, ama yine de taraftar hem ünlü, hem de takıma yarayacak oyuncu transferi konusunda beklentileri yüksellti bir kere. Uzatmayalım, bu sene yerli rotasyonunu güçlendirmek adına yapılan yerli transferler isbaeti olsa da, henüz sadece Pino ve Cana'nın alınması, Elano'nun durumunun belirsizliği, başta orta sahadaki olmak üzere, kaledeki ve Baros'u yokluğunda forvetteki eksiklerin net biçimde görünmesi ve son olarak Haldun Üstünel'in istifasıyla ayyuka çıkan yönetime ilişkin problemler arasında sezonu çok mutlu ve umutlu açmadı Galatasaray.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Bu 5-1'lik galibiyet ve yakında gelmesi beklenen transferler bu havayı biraz daha güneşli hale getirebilir. Ama içimizi açan en önemli hadise Kewell'ın dönüşü. Taraftarın onu sevmesi ve kalması için bu kadar ısrar etmesi sebepsiz değil. Bugün rakibin kim olduğunu düşünmeden, sahada her şeyini ortaya koyan oyunuyla saha içi liderliğin ne olduğunu bir kez daha hatırlattı.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Maça gelirsek, rakibin ne kadar zayıf veya kuvvetli olduğu üzerindeki tartışmalar bir kenara, 2-0'ı bulana kadar üstünlüğünü kolaylıkla rakibe kabul ettiren ve sahaya iyi yayılan bir Galatasaray izledik. Daha sonra ise nedense eski hastlık başgösterdi ve sahada Galatasaray diye bir takım kalmadı. Rakipten korkup geri çekilmekten ziyade, sanki maçtan çekilmiş bir havada, "2 gol bize yeter, hadi artık maç bitsin"&amp;nbsp;dercesine isteksiz ve kopuk bir görüntü çizdi. İkinci yarıda da benzer bir görüntü maçı giderek sıkıcı bir hale sokmak üzereyken Kewell'ın fırsatçılığıyla aldığı penaltı ve kırmızı kart maçın düğümünü çözdü. Belki de Galatasaraylı oyuncular, bu dakikadan sonra&amp;nbsp;ilk kez maçtan keyif alarak oynadılar.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Rijkaard takımın bir bütün halinde, uyumlu bir organizma gibi hareket etmesi için uğraşıyor bir yılı aşkın süredir. Bu yüzden takımı bloklar halinde analiz etmeye kalkmak biraz paradoksal bir durum teşkil ediyor. Yine de sezon öncesi eksikleri daha net görebilmek için bunu yapmak durumundayız.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Kaleci konusunda Mondragon'dan beri içimiz bir türlü rahat edemedi. Aykut, iki maçta yediği hatalı goller ve egzantirik kurtarışlarıyla kafa karıştırıyor ama her maç takımı yakabilme riski var. Şahsi kanaatim, Ufuk'a şans verilmesi ve Trabzon-Onur örneğinde olduğu gibi yetenekli bir kalecinin düzenli oynayarak ve doğru yönlendirilerek uzun yıllar takıma hizmetedebilecek bir konuma gelmesi. Bence kaleci transferine gerek yok, Ufuk'ta biraz ısrara ihtiyaç var.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Savunam takımın görece en sorunsuz, başka deyişle transfer istenmeyen bölgesi. Servet'in geçen sezon sonrasında yeniden Rijkaard'ın ideal 11'inde yer bulması sevindirici. Cana ve yanına alınması muhtemel başka bir ayağına hakim defansif orta saha oyuncusuyla, Servet'in topu oyuna sokma konusundaki handikapı kompanse edilebilir. Neill henüz Dünya Kupası sonrası tam formunu bulamamış gibi. Hakan Balta da ataklara destek verme konusunda yeterince etkili değil. Rijkaard'ın geçen sezon benim şahsen çok beğendiğim bir oyuncu olan ancak Galatasaray'daki kredisini çabuk yitiren Caner'i sürekli olarak tercih etmesinden hareketle, özellikle rakibin üzerine baskı kurulacak maçlarda Çağlar'ı bu bölgede izleyebiliriz. Zaten yeni transferler arasında takıma nasıl uyacağını en çok merak etiğim adamların başında geliyor Çağlar. Sabri ise şaşırtıcı biçimde giderek olgunlaşıyor ve takımın vazgeçilemez bir parçası olma konumunu sürdürüyor. Dün özellikle Pino girdikten sonra ataklara çok etkili biçimde katılıp asistini de yaptı.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Orta saha takımın en sorunlu bölgesi. Barış&amp;nbsp;çok&amp;nbsp;dağınık,&amp;nbsp;altyapısını Almanya'da almış bir oyuncuya yakışmayan fundemental&amp;nbsp;eksikleri bulunan bir oyuncu. Tek olumlu&amp;nbsp;özelliği&amp;nbsp;zaman zaman ateşleyici bir rol üstlenebilmesi. Ayhan'ın ise yavaş yavaş zekasının ayaklarına hükmedememeye başladığı, çevikliğinin azaldığı&amp;nbsp;yaşlara gelmeye başladığı&amp;nbsp;anlaşılıyor. Mustafa Sarp ise OFK'ya karşı sergilediği istisnai performans bir kenara bırakılırsa kapasitesi sınırlı ve ideal 11 oyuncusu olarak düşünülemez. Bu durumda yeni transfer&amp;nbsp;Cana'nın yanına konabilecek 2 orta saha oyuncusu lazım. Bunlardan birisi Ledesma olacak gibi görünüyor ki kariyerine ve izklediğim birkaç maçtan aklımda kalanlara göre isabetli bir transfer olacak gibi görünüyor. Neticede, Grella veya Polak'tan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Diğer isim içinse "elinde Elano varken aramaya ne gerek&amp;nbsp;var?" diye sorasım geliyor. Rosicky, isminin ilk kez gündeme geldiği 2000 yılından beri yakından takip ettiğim ve beni her daim heyecanlandıran birisi. Gelirse çok mutlu olurum ancak açıkçası son dönem geçirdiği sakatlıklar beni korkutuyor. Onun gelmesi, Elano'nun gidişi anlamına geliyor ve ben çoğunluğun akisne bu koşullarda Elano'yu tercih ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Her şeyden önce Elano&amp;nbsp;bir sistem oyuncusu. Saha içinde harikalar yaratacak, Quaresma gibi seri 3-4 çalım atacak bir oyuncu değil ancak doğru kullanıldığında takıma akı(l)cılık kazandıran, seri düşünen, doğru karar veren bir oyuncu. &lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Forvette ise kanatlarda Arda, dün biraz isteksiz görünse de halihazırda bütün sezon boyunca ne yapabileceğimiz sorusunun cevabının bulunduğu tek adam. Kafa olarak rahat olması sağlanabilirse, takımı tek başına çok ilerilere götürebilecek bir potansiyele sahip. Yenilerden Serdar, Beşiktaş'taki günlerinde fazla dağılmış olacak yeterince hızlı ve akıllarda yer eden bir başlangıç yapamadı. Yedekten girip çevireceği maçlar belki de onun Galatasaray'daki esas misyonu olacak. Pino ise kısa sürede tekniğini iyi kullanan bir oyuncu olduğunu gösterdi. Keita ile karşılaştırılmak onun bu sezonki belası olacak gibi ama şu kadarını söyleyelim, Keita kadar spektaküler olmasa da takım oyununa daha yatkın bir isim gibi görünüyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Santfror konusunda ve özellikle Mehmet Batdal hakkında daha detaylı bir şeyler yazmayı planlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Neticede dünü kazasız atlattık bakalım. Hele bir play-off taki rakibimiz belli olsun...&lt;/div&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-1629616466444789616?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/1629616466444789616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/ofk-galatasaray1-5-sonuca-aldanmadan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1629616466444789616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1629616466444789616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/ofk-galatasaray1-5-sonuca-aldanmadan.html' title='OFK-Galatasaray:1-5, sonuca aldanmadan geleceği düşünmek'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TFteBaMEByI/AAAAAAAAATE/NZvP19EHQiA/s72-c/galatasaray+ofk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-884203124873225737</id><published>2010-08-06T02:47:00.001+02:00</published><updated>2010-08-06T02:53:14.400+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hollanda'/><title type='text'>Güzel bir yaz</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TFtblCRiZKI/AAAAAAAAAS8/a4AvCtSM6Ko/s1600/hollanda+world+cup.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" bx="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TFtblCRiZKI/AAAAAAAAAS8/a4AvCtSM6Ko/s320/hollanda+world+cup.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kupası'yla ilgili son yazımı grupların hemen sonrasında yazmışım. Şimdi finalin üzerinden neredeyse dört hafta geçti. Maçların çok az bir kısmını kaçırdığım için memnunum. Tereddütlerle başlamış olsak da kupanın beni tatmin ettiğini, damağımda ve dimağımda hoş bir tat bıraktığını&amp;nbsp;söyleyebilirim, neticede hak edenin kazandığını da. Arada izleyip yazamadığım maçlara dönmek için çok geç tabii, nasıl olsa izlediklerimden aklıma işlediklerim diğer maçları yorumlarken saklandıkları yerden çıkıp ufuk açıcı bir etki yapacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, burada değinmeden geçmemem gerekn çok önemli bir nokta var.&amp;nbsp;1988'de futbola dair hatırladığım ilk anının kahramanları, beni bu oyuna bağımlı yapanlar o tarihten bu yana elde ettikleri en büyük başarıyı kazanadılar. Üç kez final kaybetmek varmış, olsun. Beckett'ın dediği gibi ilerde daha iyi yenilirler belki. 1994'te ve 1998'de onları safdışı bırakan Brezilya'yı nasıl yeneceklerini öğrendikleri gibi kupayı almayı da öğrenirler. Son tahlilde, heyecan dolu bir Temmuz başı ve güzel bir yaz yaşattı bana Portakallar. Teşekkürün ötesinde ne diyebilirim ki?&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-884203124873225737?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/884203124873225737/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/guzel-bir-yaz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/884203124873225737'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/884203124873225737'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/guzel-bir-yaz.html' title='Güzel bir yaz'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TFtblCRiZKI/AAAAAAAAAS8/a4AvCtSM6Ko/s72-c/hollanda+world+cup.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1450377823433459249</id><published>2010-08-06T02:33:00.001+02:00</published><updated>2010-08-06T02:38:15.104+02:00</updated><title type='text'>Geri dönüş</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Bir aydan uzun zaman olmuş blogu ihmal edeli. Aslında tam ihmal de sayılmaz. Temmuz başından 26'sına kadar süren tatilde imkan olmadı haliyle. Sonrasında da belki Dünya Kupası sonrasındaki futbol doygunluğundan bir şey yazmak istemedim. Bir yandan da uzun süre yazmayınca paslanma durumu da var, bunu söyleyenler haklıymış insan cümlelerine yabancılaşıyor başlarda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse geri döndüm artık, yeniden başlıyorum şezlonguma uzanıp maç seyretmeye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-1450377823433459249?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/1450377823433459249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/gri-donus.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1450377823433459249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1450377823433459249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/08/gri-donus.html' title='Geri dönüş'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-3789514236692585853</id><published>2010-06-26T01:32:00.000+02:00</published><updated>2010-06-26T01:32:40.831+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Yarı final yolunda dört dörtlü</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCU2gGiDCnI/AAAAAAAAAS0/4VMpOGFQx8o/s1600/defoe+2.+tur.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCU2gGiDCnI/AAAAAAAAAS0/4VMpOGFQx8o/s320/defoe+2.+tur.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;2010 Dünya Kupası'nda yaşanan sürprizler ve bazı favorilerin beklentilerin altında kalması fikstür hesaplarını karıştırdı. Yarı final yolunda bizleri nasıl senaryolar bekliyor, buna biraz kafa yorayım istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. dörtlü: Uruguay-G.Kore/ ABD-Gana&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu takımlardan hiçbirisinin kupaya yarı final oynarız hedefiyle geldiklerini düşünmüyorum ama futbolun en güzel tarafı da bazı şeyleri kestiremiyo oluşumuz. Bu dört takımdan hangisi çıkarsa çıksın mutlu olurum çünkü hepsinin bana sempatik gelen bir tarafı var. Aralarında Avrupalının olmadığı dört farklı kıtanın, dört farklı futbol tarzına sahip takımı. Beklenmedik ölçüde güzel maçlar ve dramatik sonlar bizi bekliyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. dörtlü: Hollanda-Slovakya/ Brezilya-Şili&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dörtlüden sıyrılacak takım, ilk dörtlüden yarı finale çıkacak takımla eşleşeceği için kendini şanslı sayıyor olabilir. Tabii ki herkes gibi ben de Çeyrek Final'de Hollanda-Brezilya eşleşmesi bekliyorum. 1994 (çeyrek final)&amp;nbsp;ve 1998'deki (yarı final)&amp;nbsp;eşleşmeler dün gibi aklımda. Her ikisinde de Hollanda kaybeden taraf olmuştu. Bakalım&amp;nbsp;kupanın en güzel maçlarından birisi olmaya aday bu maçta da Portakaların önü kesilecek mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bu eşleşmeden önceki maçları da çok hafife almamak lazım. Slovakya'nın İtalya galibiyetiyle kendine güveni inanılmaz arttı. Fakat Hollanda'nın bu turnuvadaki oyun tarzı için Slovakya çok terslik çıkaracak bir takım gibi görünmüyor. Hollanda çok tempolu, baskılı bir futbol oynayamasa da çok fazla pasa ve topa sahip olmaya dayalı bir oyun anlayışı benimsemiş durumda ve oyunun doğal gelişimi içinde hakimiyetlerini kabul ettirip oyunu karşı alana yıkıyorlar. Bu sayede de zayıf olduğunu düşündüğüm savunmalarını test edecek sorunlarla karşılaşmadılar. Slovakya da kendi sahasına çekildiğinde baskı altına girip çok pozisyon veren bir takım olduğunu en iyi oyununu sergilediği İtalya karşısında dahi gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer maçta da Brezilya, sakatlıklar ve cezalarla biraz zayıflayan Şili karşısına çıkacak. Çok pozitif ve seyri hoş bir futbol oynayan Şili, bu kupada keyfine görev vites yükseltip azaltmayı çok iyi başardığı bir kez daha tescillenen ve havaya girmiş bir Kaka ve Ealno'nun formuyla çok daha tehlikeli hale gelen Brezilya karşısında ne ölçüde etkili olabilecek bilemiyorum ama çok zevkli bir maç bizi bekliyor olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. dörtlü: Almanya-İngiltere/ Arjantin-Meksika&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonucun ne olacağını kestirmek mümkün değil fakat bu dörtlüden yarı finale yükselecek olan takım kupayı kazanmak için gerekli olan güveni fazlasıyla kzanmış olacak, orası kesin. İngiltere, çok rahat lideri olacağı grupta 2. olarak kendini bu ateşin içine atmış oldu. Tabii her turda güzel maçlar izleyeceğimiz için bundan şikayet edecek değilim. 1966'dan beri İngiltere-Almanya eşleşmeleri hep en çok beklenen maçlar arasında yer almıştır. Arjantin'in de her ikisiyle olan geçmişi de malum. Kısacası mini bir Dünya Kupası da bu dörtlü arasında izleyeceğiz. Peki Meksika aradan çıkarsa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4. dörtlü: İspanya-Portekiz/ Paraguay-Japonya&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dörtlüde ilki gibi sürpriz takımları bir araya getirmesi açısından ilginç. Gruptan çıkarken beklediğinden fazla zorlanan İspanya, bu kupadaki en kaliteli kadroya sahip olduğundan elbette buradan çıkmak için de en büyük aday. Ancak Portekiz de kaliteli ve İspanya'nın oyununu bozabilecek nitelikte bir takım. Ronaldo'nun, Man Utd'de oynarken İngiltere maçlarında ayrı bir motivasyonla oynadığını hatırlıyorum. Real Madrid için ilk sezonunda bir ilaha dönüşme yolunda önemli bir adım atan Ronaldo, belki de bütün İspanya'yı kendisine düşman edecek bir performansla onları alt edecek, göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paraguay-Japonya maçı da 2. turun en ilginç maçlarından biri olacak. Paraguay o alışyığmız sıkıcı imajından uzak, hücum konusunda çok iştahlı bir takıma dönüşmüş durumda. Japonya da farklı ve herkese sempatik gelen bir takım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kupa başlarken final tahminim&amp;nbsp;"İngiltere-Arjantin"in gerçekleşemeyeceği&amp;nbsp;artık kesin olduğuna göre yeni bir final tahmini yapmak elzem oldu artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen gönlümden İngiltere-Hollanda finali geçiyor. Gana-Japonya finali ise bahis oynayanların gelecek üç kuşak hayatını kurtaracak denli fantastik olur herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-3789514236692585853?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/3789514236692585853/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yar-final-yolunda-dort-dortlu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3789514236692585853'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3789514236692585853'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yar-final-yolunda-dort-dortlu.html' title='Yarı final yolunda dört dörtlü'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCU2gGiDCnI/AAAAAAAAAS0/4VMpOGFQx8o/s72-c/defoe+2.+tur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-4860956399794347343</id><published>2010-06-26T00:07:00.000+02:00</published><updated>2010-06-26T00:07:09.990+02:00</updated><title type='text'>İlk turun özeti</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCUeT4fc45I/AAAAAAAAASs/8ElmxE8KPPE/s1600/holland+1.tur.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCUeT4fc45I/AAAAAAAAASs/8ElmxE8KPPE/s320/holland+1.tur.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kupada bugün iki haftayı bitirdik ve grup maçları geride kaldı. Başka bir deyişle fikstürdeki 64 maçın 48'inin&amp;nbsp;karşısına skorları yazıldı. Artık maç bolluğu yerini telafisi mümkün olmayan maçlara bırakacak ve heyecan giderek artacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk günlerdeki karamsarlık, heyecanın artmasıyla giderek dağıldı. Belki gelmiş geçmiş en keyifli&amp;nbsp;ve en gollü kupa olmayacak ama (48 maçta 101 gol atıldı) her an sürprizle karşılaşmamız olası olduğundan çok şaşırtıcı&amp;nbsp;ve unutulmaz anlar yaşayacağımız kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk turun özet notlarına gelirsek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Perfect" çekenler:&lt;/strong&gt; Hollanda ve Arjantin- 3 maç 9 puan&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Golcüler:&lt;/strong&gt; Arjantin ve Portekiz- 7 gol- Tabii Portekiz'in bunların hepsini tek bir maçta kaydettiğini unutmamak lazım&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sıfır çekenler:&lt;/strong&gt; Ölüm Grubu'ndaki Kuzey Kore'den beklenirdi belki ama Kamerun'un bütün maçlarını kaybetmiş olması büyük hayal kırıklığı&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Golsüzler:&lt;/strong&gt; Sıfır çeken K. Kore bile gol atabilmeyi başardı ama Honduras ve Cezayir, bütün maçlarda rakiplerine, en azından mücadele açısından, iyi direnmelerine rağmen aşırı beceriksizliklerinden hiç gol atamadılar. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaleyi kapatanlar:&lt;/strong&gt; Bu kategoride de Portekiz tek başına, gol yemeden zirvede&amp;nbsp;yer alıyor. Fakat elimde olsa&amp;nbsp;iki Dünya Kupası'nda 7 maçta sadece 1 gol yiyen İsviçre'ye bu dalda özel ödül vermek isterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine rakamlardan gidelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Afrika'da Latin rüzgarı:&lt;/strong&gt; &amp;nbsp;Güney Amerika (CONMEBOL) kıtasından finallere kalan 5 takımın 5'i de üst tura çıkmayı başardı. Bunlardan Şili dışındaki dördü gruplarını lider olarak tamamladı. Kuzey Amerika grubundan katılan ama zaman zaman Copa America'da da mücadele ettiğini gördüğümüz Meksika'yı da işin içine katarsak Latin Amerika takımları, bu kupaya damgalarını vurmuş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hemşerim ne oldu bize?&lt;/strong&gt; Bu kupa belki de 1990'da Kamerun mucizesiyle başlayan, zaman zaman ufak parlamalarla devam eden, 2002'de Senegal'le yeniden bir ivme kazanan Afrika futbolu mitinin hazin çöküşüne sahne oldu. Halbuki, Dünya Kupası&amp;nbsp;ilk kez Afrika kıtasında düzenlendiği için bugüne kadarki en büyük başarı olan Çeyrek&amp;nbsp;Final'in ötesine geçilebileceğine dair&amp;nbsp;çok kuvvetli bir inanç ve biraz da genel bir istek vardı. Şimdi, sadece Gana 2.tura çıktı ve bir yerde bütün kıtanın prestijini kurtarmış oldu. Gana, G.Afika ve Fildişi Sahili&amp;nbsp;4 puan, Nijerya ve Cezayir 1&amp;nbsp;puan toplayabilirken, Kamerun sıfır çekti. Bakalım nispeten müsait bir fikstüre denk gelen Gana ne kadar ileriye gidebilecek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Finalden dibe: &lt;/strong&gt;2006'nın finalistleri galibiyet dahi alamadan, gruplarını son sırada&amp;nbsp;tamamlayarak&amp;nbsp;Güney&amp;nbsp;Afrika'ya veda ettiler. Çevremde buna üzülen çok sayıda kişi olduğunu söyleyemeyeceğim. Herhalde 2006'da bazı futbolseverlerin ahını aldılar.&amp;nbsp;Aynı şey Fransa'nın başına 1998'de kupayı aldıktan sonra 2002'de gelmişti. Ama&amp;nbsp;bir önceki kupanın finalistlerinin ikisinin birden gruptan çıkamadıkları vaki midir bilemiyorum. Sonuçta ikisi de gerek takımlarını zamanında yenileyememeleri, gerek&amp;nbsp;sabit ve belirrli bir sistemle takım içi uyumu sağlayamadıkalrından erken veda ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şaşkın "underdog"lar:&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;İsviçre ve Sırbistan grup liderleri İspanya ve Almanya'yı yenmelerine rağmen gruptan&amp;nbsp;çıkamamayı başardılar. Maçlar başlamadan önce&amp;nbsp;yaptıkları hesaplarla taban tabana zıt olan bu durmu nasıl&amp;nbsp;açıklamak lazım bilmiyorum ama Sırbistan, zaten topu topu 4-5 maç oynayacakları kupada maç seçtiği, İsviçre ise gol atmanın yolunu bir türlü öğrenemediği için&amp;nbsp;kupadan elenmiş oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Avrupa'dan futbol: &lt;/strong&gt;Milli Takım, 2002'de hepimizi sevince boğarken, 3.lüğe dudak bükmek için "hiç Avrupalıyla oynamadık" denirdi. Çoğu kişiden de"Dünya Kupası'nda bir sürü alakasız takım var, Avrupa Şampiyonası çok daha güzel ve kaliteli" minvalinde sözler duymuşumdur. Ama&amp;nbsp;2010'da bu tezler de ofsaytta kaldı.&amp;nbsp;13 Avrupa takımından 7'si turnuvaya veda etti. Demode ve renksiz futbol oynayan Slovenya ve Yunanistan (son maçı saymazsak buna Slovakya'yı da eklemek mümkündü ama toplarlandılar), 5-6 sene öncesinde kalmış Danimarka, üretmeyen İsviçre ve takım olamayan yıldızlar topluluğu Sırbistan. Keşke bunların yerine biz, Rusya, İrlanda gibi takımlar olsaydı diye düşünmeden edemiyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Asya kaplanları:&lt;/strong&gt; Son olarak Kore ve Japonya'ya da gerçekten bravo demek istiyorum. İki takım da Hiddink ve Zico dönemlerindeki anlşayış temelinde, ancak bu modeli günümüzün ihtiyaçlarına uygun bir şekle sokarak başarılı oldular. Bu basit bir yerli antrenör, yabancı antrenör meselesi değil. Kimi getirirseniz&amp;nbsp;getirin bir yapı kurabilecek ustalıkta olması,&amp;nbsp;sizin de ona&amp;nbsp;sebat etmeniz lazım.&amp;nbsp;Yolu birileri açtığında, izleri takip etmek elbette daha kolay. Bu durumdan en başta ders alması gereken ise&amp;nbsp;3 kez antrenör değiştiren Afrika takımları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-4860956399794347343?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/4860956399794347343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-turun-ozeti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4860956399794347343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4860956399794347343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-turun-ozeti.html' title='İlk turun özeti'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCUeT4fc45I/AAAAAAAAASs/8ElmxE8KPPE/s72-c/holland+1.tur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-4873712432825438475</id><published>2010-06-22T02:50:00.000+02:00</published><updated>2010-06-22T02:50:02.075+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Yolun yarısı: H Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCAIolr4NrI/AAAAAAAAASk/A1Baoe-f3rM/s1600/isp+honduras.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCAIolr4NrI/AAAAAAAAASk/A1Baoe-f3rM/s320/isp+honduras.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şimdi bakıyorum da kupa öncesinde bu grup için "İspanya rahat" başlığını atmışım ve her şeyin kolaylıkla çözüleceğini; İspanya'nın 3'te 3 yapacağını ve İsviçre-Şili maçının 2.lik için bir final niteliğinde olacağını düşünüyordum.&amp;nbsp;Ne mutlu ki yanıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grupta işler çok karışık durumda. İki maçta 6 puan yapan Şili, bence halihazırda 2. tur için en az&amp;nbsp;şansı olan takım. B Grubu'nda belki 3 puanla&amp;nbsp;2. tura çıkan, bu grupta ise 6 puanla elenen bir takım görebiliriz. Şili-İsviçre maçında da ağır bir kırmızı kart ve vasatın altında bir hakem yönetimi izledik ama maça esas damga vuran, Şili'nin yakaladığı kontratak fırsatlarındaki inanılmaz savurganlığıydı.&amp;nbsp;Laubalilik mi, dikkatsizlik mi, beceriksizlik mi, şanssızlık mı ne derseniz diyin ama&amp;nbsp;tempolu ve atak oynamayı seven, rakip ceza sahasına da bu kadar kolay giden bir takım nasıl olur da 2. golü bir türlü atamaz aklım almıyor. Bu durum onların şanslarını&amp;nbsp;zora&amp;nbsp;sokan başlıca faktör oldu.&amp;nbsp;İsviçre'yi 2-0 yenselerdi, İsviçre'nin Honduras'a 2 gol daha fazla atması gerekecekti.&amp;nbsp;Bakalım&amp;nbsp;kaçan fırsatları arayacaklar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son maçta Şili 'ye İspanya önünde beraberlik yetiyor ama kazanmak zorunda olan bir İspanya karşısında bunu başarmaları çok kolay olmayacak. İspanya demişken, penaltı gol olsaydı farka gidebilecek bir&amp;nbsp;Honduras maçını &amp;nbsp;2-0 kazandılar. Euro 2008'le karşılaştırıldığında sanki aynı ölçüde akmakta zorlanan bir takım var önümüzde, daha durgun ve daha hevessiz gibi oynuyorlar. Yine de öyle kaliteli bir kadro ki, ilerleyen turlarda bütün bu sıkıntıları aşıp havaya girmeleri yüksek ihtimal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Honduras zayıf bir takım ama bu zayıflık sadece teknik yaratıcılık bağlamında kendini gösteriyor. Yoksa fizik güçleri ve mücadeleleri kupadaki çoğu takımdan daha üst seviyede. Bu yüzden de geriye düşünce dağılmıyor ve son düdüğe kadar kapasitlerinin tamamını vermeye çalışıyorlar. İspanya maçında savunmda yaptıkları çok kritik cansiperane müdahaleler de bunu gösterdi. Yani, İsviçre'nin işi kolay olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım İsviçre-Honduras'ı, İspanya'da Şili^'yi aynı skorla yener. Göze hoş gelen bir futbol oynayan Şili'nin elenmesini istemiyorum çünkü. Şöyle iki maç da 2-1 bitse harika olur mesela...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-4873712432825438475?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/4873712432825438475/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yolun-yars-h-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4873712432825438475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4873712432825438475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yolun-yars-h-grubu.html' title='Yolun yarısı: H Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCAIolr4NrI/AAAAAAAAASk/A1Baoe-f3rM/s72-c/isp+honduras.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-7891279089098119759</id><published>2010-06-22T02:31:00.000+02:00</published><updated>2010-06-22T02:31:46.901+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Yolun yarısı: G Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCAEVTW_s9I/AAAAAAAAASc/vKYrSNNfVOg/s1600/ronaldo+por.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCAEVTW_s9I/AAAAAAAAASc/vKYrSNNfVOg/s320/ronaldo+por.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Brezilya, istediğini aldı ve ikide iki yaparak ikinci tura yükselmeyi garantiledi. Liderlik için son mçata Portekiz önünde beraberlik onlara yetecek. Fakat&amp;nbsp;H&amp;nbsp;Grubu o kadar ilginç seyrediyor ki,&amp;nbsp;İspanya o grupta 2. sırayı alabilir&amp;nbsp;ve 2. turda&amp;nbsp;erken bir Brezilya-İspanya finali izleyebiliriz.&amp;nbsp;O zaman da "ne maç olur&amp;nbsp;be"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brezilya-Fildişi maçı kaliteli bir maç olmasa da zaman zaman&amp;nbsp;güzel&amp;nbsp;anların yaşandığı ve heyecanlı bir&amp;nbsp;karşılaşma oldu. Brezilya'da Luis Fabiano'nun ve özellikle Kaka'nın biraz kıpırdanmasının ne denli önemli bir fark yarattığı görülmüş oldu. Fakat bu maça esasen Dünya&amp;nbsp;Kupası&amp;nbsp;seviyesine yakışmayacak ölçüde düşük seviyedeki hakem yönetimi damga vurdu. Luis Fabiano ve Keita'nın fair play ruhuna taban tabana zıt davranışları bir yana, maçın ilk dakikasından son anına kadar oyunun kontrolünü elinde tutamayan, kart kullanmasını bilmeyen&amp;nbsp;(bu durum yüzünden az kalsın olan Elano'ya oluyordu) ve fazlasıyla lakayt bir hakemin varlığı maçtan alınabilecek zevki engelledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fildişi Sahili&amp;nbsp;kaliteli oyunculardan kurulu ancak&amp;nbsp;zor bir grupta olmasının ve Eriksson'un takımı yeterince tanımamasının bedelini ödüyor. Afrika&amp;nbsp;Kupası'nda&amp;nbsp;tek kelimeyle "acayip" bir maçta elenmelerinin faturasını&amp;nbsp;Halilhodziç'e çıkarmamış olsalardı, Boşnak teknik adamla daha farklı işler yapabilirlerdi.&amp;nbsp;Brezilya maçında da savunmalarının bu&amp;nbsp;seviyede affedilemez dalgınlıkları skorun oluşmasına sebep oldu. Bugün Portekiz'in Kuzey Kore'ye 7 atmasıyla da işler biraz mucizeye kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portekiz-Kuzey Kore maçı için ise şunu söylemek istiyorum.&amp;nbsp;"Golleri çıkar maçtan, geriye ne kalır? hangi takım daha iyiydi dersin?" Şaka bir yana Kuzey Kore'nin, direnci bir kere kırılınca ne kadar kolay dağılan bir takım olduğunu gördük.&amp;nbsp;Uzun süredir gol sıkıntısı çeken Portekiz'in, averaj hesapları da düşünüldüğünde&amp;nbsp;daha çok gol atmak için bu kadar istekli olmasına şaşırmadım. Zaten dikine ve hızlı çıktıklarında çok yönlü hücum oyuncularıyla istedikleri kadar tehlike yaratma potansiyeline sahip bir takım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gerekçesi yok ama içimden bir ses Portekiz'in, Brezilya'yı yeneceğini söylüyor. Özellikle Ronaldo için&amp;nbsp;çok önemli bir "meydan okuma" olacak.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-7891279089098119759?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/7891279089098119759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yolun-yars-g-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7891279089098119759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7891279089098119759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yolun-yars-g-grubu.html' title='Yolun yarısı: G Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCAEVTW_s9I/AAAAAAAAASc/vKYrSNNfVOg/s72-c/ronaldo+por.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-5867227919365637796</id><published>2010-06-22T02:13:00.000+02:00</published><updated>2010-06-22T02:13:40.836+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Yolun yarısı: F Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCAAHogQVXI/AAAAAAAAASU/E9u-ttRZ5ic/s1600/ita+nzl.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCAAHogQVXI/AAAAAAAAASU/E9u-ttRZ5ic/s320/ita+nzl.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Baştan söyleyeyim, İtalya-Yeni Zelanda maçını izlemedim. Yeni Zelanda'nın golü ofsayt, İtalya'nın penaltısı biraz ağır bir karar tamam ama bunları çıkardığınızda ne olursa olsun son Dünya Şampiyonu'nun bu kadar üretkenlikten uzak olmasına herhangi bir açıklama getirmiyorum. Son maçta kendilerinden daha da beter durumdaki Slovakya ile oynacaklar ve yenmeleri kuvvetle muhtemel. Diğer gruplarda mükemmle takımlar çıkamama tehlikesiyle karşı karşıyayken bu gruptan Paraguay'ın yanında çıkacak takım çok şanslı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında şöyle&amp;nbsp;bir senaryo düşlüyorum:&amp;nbsp;Yeni Zelanda Paraguay'ı yensin, İtalya ile Slovakya da berabere kalsın. Böylece Avrupalılar elenir Yeni Zelanda birinci, Paraguay ikinci olur. Pek mümkün görünmediğini biliyorum ama istiyorum bir yandan da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Slovakya benim için bu turnuvanın en büyük hayal kırıklığı olmuş durumda. Skor 2-0 olabilir ancak en az&amp;nbsp;Almanya'nın Avusturya'yı, Şili'nin Honduras'ı ezdiği kadar etkili bir oyunla sahadan sildi Paraguay. Çok iyi oynayabileceğini bildiğimiz Hamsik gibi oyuncuların bireysel performanslarının yerlerde sürünmesinin yanı sıra, geldikleri Orta Avrupa ekolünü inkar edercesine bir taktik disiplinsizlik içindeler. Yine de ilginç biçimde hala şansları sürüyor. İtalya'yı yenmeleri, her şeye rağmen, imkansız değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maçlar başlamadan&amp;nbsp;önce, Paraguay'ın kontrol futbolunu iyi oynayan ancak sıkıcı bir takım olduğunu&amp;nbsp;düşünüyordum. Hemen bu sözlerimi geri alıyorum. Slovakya önüne 3 santrfor ve&amp;nbsp;hızlı, kuvvetli ve atak iştahına sahip, dinamik bir orta sahayl çıktılar. Santrforlar sürekli hareket halinde olunca golleri aradaki boşluklardan faydalanan orta saha oyuncuları oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paraguay muhtemelen&amp;nbsp;1.&amp;nbsp;bitirecek grubu ve çapraz eşleşmeden gelecek Danimarka-Japonya ikilisinden biriyle karşılaşacak.&amp;nbsp;Bence çeyrek final için önemli bir şansları var.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-5867227919365637796?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/5867227919365637796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yolun-yars-f-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5867227919365637796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5867227919365637796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yolun-yars-f-grubu.html' title='Yolun yarısı: F Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TCAAHogQVXI/AAAAAAAAASU/E9u-ttRZ5ic/s72-c/ita+nzl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-8315652237813170495</id><published>2010-06-22T01:57:00.001+02:00</published><updated>2010-06-22T01:59:51.872+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Yolun yarısı: E Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB_8Sg7Sw5I/AAAAAAAAASM/yPhpA6sAYW8/s1600/sneijder+ned.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB_8Sg7Sw5I/AAAAAAAAASM/yPhpA6sAYW8/s320/sneijder+ned.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Dünya Kupası'nda 11. gün geride kaldı ve 64 maçın 32'si oynanmış oldu. Bu noktadan sonra kilişe tabirle "her maç final". Gerçekten de halihazırda 2. tura yükselmeyi garantileyen sadece 2 takım (Hollanda, Brezilya) ve elenmesi kesinleşen sadece 3 takım (Kamerun, K.Kore, Honduras) bulunması, şansları az ya da çok 27 takımın önümüzdeki&amp;nbsp;dört gün içinde 14 bilet için mücadele edeceğini yani bizi müthiş bir heyecanın&amp;nbsp;beklediğini ortaya koyuyor.&amp;nbsp;Umarım, fazla bir engelim olmaz da bundan sonraki maçları minimum fireyle takip edebilirim. Bunu başarırsam artık her akşam bir şeyler karalamayı düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollanda ve Kamerun'un durumunun netleşmesinin ardından, E Grubu'nda Japonya ile Danimarka arasında gerçek bir final oynanacak. &amp;nbsp;Birbirinden çok farklı yapıdakiiki takımın mücadelesi maç içindeki anlık gelişmelere bağlı olarak iki yöne de gidebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Danimarka, Kamerun önüne 5 defans+5 forvet gibi özetlenebilecek çılgın bir kadroyla çıktı.&amp;nbsp;Geçen maç savunması sağlam bir takım izlenimi verdiğini söylediğim Danimarka, muhtemelen sistemin de bir sonucu olarak çok zor durumlara düştü ve çok pozisyon verdi. Ancak Kamerun'un da orta sahasının etkisiz olması özellikle ilk yarıda topun bir o kalde bir bu kalede olması şeklinde bir görüntüyü&amp;nbsp;meydana getirdi. Zaman ilerledikçe galibiyete daha çok ihtiyacı olan Kamerun rakip kaleye yüklendi&amp;nbsp;ancak hücum yönünden&amp;nbsp;son derece kısır&amp;nbsp;ve futbol&amp;nbsp;aklından yoksun bir oyun ortaya koyduklarından Danimarka'yı zorlayamadılar. Sonuçta da, ilk maçta "hala bu eski adamlar" diye salladıklarım arasındaki Rommedahl, 2000'lerin ilk yarısındaki halinden esintiler sunarak bir gol bir asistle maçı koparan ve benim mahcup eden isim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonya'ya Danimarka önünde beraberlik yettiğinden, oyunun Danimarka'nın baskısıyla geçeceğini öngörmek mümkün. Skor avantajı yakalanmadığı sürece Danimarka'nın Kamerun önündeki&amp;nbsp;hızlı atakları gerçekleştirmesi ve Rommedahl gibi oyuncuların arzu ettikleri alanları bulmaları çok zor olacak. Zira Japonya&amp;nbsp;savunmada bir blok halinde hareket eden ve çok iyi alan&amp;nbsp;kapatan bir ekip.&amp;nbsp;Hollanda önünde de etkili bir savunma yaptılar ve deyim yerindeyse Hollanda'nın topu eveleyip, geveleyip bir türlü kale önüne gelememesine yol açtılar. Japonya ile ilgili tek soru işaretim iki maçta da etkili kontratak&amp;nbsp;geliştirememelerine ilişikn. Hücumda tek silah gibi görünen Honda'dan başka takımın&amp;nbsp;planlı bir biçimde&amp;nbsp;hızlı ataklar gerçekleştirdiklerini görmedim&amp;nbsp;henüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarka Hollanda, beklenenden uzak ve renksiz futbolun rağmen gol yemeden 2'de 2 yapmayı başardı. Uğur Meleke'nin, Hollanda'da adam eksilten oyuncu problemi olduğuna ve bunun takımın gereğinden fazla pas yapmasına yol açtığına yönelik tespitine katılıyorum. Fakat bu eksikliği giderebilecek yegane adam henüz boy göstermedi. Umarım Robben oynadığı zaman Van der&amp;nbsp;Wiel'in önünde sağ kanatta görevlendirilir. Böyle olursa zatan etkili bir takım olan Hollanda hücum yönünden çok daha zengin bir takıma dönüşür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-8315652237813170495?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/8315652237813170495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yolun-yars-e-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/8315652237813170495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/8315652237813170495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/yolun-yars-e-grubu.html' title='Yolun yarısı: E Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB_8Sg7Sw5I/AAAAAAAAASM/yPhpA6sAYW8/s72-c/sneijder+ned.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1830002023433538504</id><published>2010-06-19T21:30:00.001+02:00</published><updated>2010-06-19T22:51:02.385+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Kupa ısınırken: D Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB0OYojcS8I/AAAAAAAAASE/3AyNHhiQ5K8/s1600/podolski+pen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB0OYojcS8I/AAAAAAAAASE/3AyNHhiQ5K8/s320/podolski+pen.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;D Grubu'nda ilk maçlar sonunda her şey kolaylıkla çözülecek gibi görünürken, ikinci maçlar&amp;nbsp;durumu karıştırdı ve turnuva öncesi bu grup için söylenen "birbirinden çok farklı ekollere sahip ama ortak özelliği kaliteli ekipler" fikrini haklı çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya'yı bulutlardan indiren Sırbistan mağlubiyetinin, Panzerler için orta vadede yararlı olacağına inanıyorum. Çok iştahlı, hücum varyasyonu yönünden fazlasıyla zengin ve kupanın en hızlı takımı görüntüsü vermelerine karşın&amp;nbsp;her takım gib onların da eksikleri var.&amp;nbsp;Ancak mağlup oldular diye haklarını yememek lazım. Özellkle 2. yarının başından penaltının kaçmasına kadar bir kişi eksik oldukları halde Sırbistan'a nefes aldırmadılar ve müthiş bir baskı kurdular. Podolski'nin gününde olmamsı yüzünden gol gelmemiş olması bu gerçeği değiştirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırbistan ise bu galibiyetle kendi kimliğini ve kalitesi hatırlamış oldu bir anlamda. Bu maçtan çıkarılabilecek bir diğer sonuç da ilk maçta Gana'yı biraz hafife almış oldukları. Nitekim, Panteliç-Zigiç ikilisinin bozulması ve orta sahaya gelen +1 kişilik takviye hem onları dirençli kıldı hem de Jovanovic'in ve ilk maçta "balon" gibi oynayan&amp;nbsp;Krasic'in, örneği golde de görüldüğü üzere, hücum yönünden çok daha etkili olmalarını sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralya ise Gana önünde çok iyi başladığı ve kazanabileceği maçı beraberlikle noktalayarak, averaj dezavantajı da düşünüldüğünde büyük ölçüde turnuvaya veda etmiş oldu. Maçın başlamasından itibaren Harry Kewell'ın takımın "ruhu" olduğu ve güç ve güven kattığı açıkça görüldü. Kırmızı kart ve penaltı pozisyonu hem onun hem de Avustralya için büyük talihsizlikti. Neyse ki Avustralya 10 kişi kalmasına ve yaratıcı oyuncu eksikliğine rağmen maçın sonuna kadar iyi bir direnç gösterdi ve birkaç pozisyon da yakaladı. Yine de son tahlilde aldıkları puanı bizim Lucas Neill ve emektar Moore'un kritik müdahalelerine borçlu oldukları söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gana bu kupadaki en enteresan takımlardan biri. Bütün oyuncular hem süratli hem de ghareketli olunca hücumda çok zengin seçenkler oluşuyor. Ancak oyuncular oyun zekası bakımından yeterince olgunlaşmamış olduklarından çoğunlukla uygun fırsatları heba ediyorlar. Aklıma bu kadar koşan bir takımda "eski tip bir 10 numara" olsaydı ne kadar etkili olabilecekleri geliyor. Neticede sempatik bir takım oldukları yadsınamaz. Almanya önünde beraberlik onları bir üst tura taşıyacak. Elbette Gana, Almanya'ya karşı kontrol oyunu oynayıp beraberlik alacak tipte futbol oynayan bir takım değil ama Almanya'nın Gana kalesine giderken, rakibinin çok ani ataklarla tehlike yaratabileceğini sürekli hatırda tutması şart.&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-1830002023433538504?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/1830002023433538504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-snrken-d-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1830002023433538504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1830002023433538504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-snrken-d-grubu.html' title='Kupa ısınırken: D Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB0OYojcS8I/AAAAAAAAASE/3AyNHhiQ5K8/s72-c/podolski+pen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-5129686783379781134</id><published>2010-06-19T20:15:00.000+02:00</published><updated>2010-06-19T20:15:31.867+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Kupa ısınırken: C Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB0JK7VbGgI/AAAAAAAAAR8/K4kQYEhfH9M/s1600/alg+eng.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB0JK7VbGgI/AAAAAAAAAR8/K4kQYEhfH9M/s320/alg+eng.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Çok iddialı konuştuğum, münhasıran bu iddia üzerine bir post ayırdığım ve biraz da başarmalarını istediğim için İngiltere'nin hayalkırıklığından öte performansını kabullenmek içimden gelmiyor. Neticede avantaj hala onların elinde, Slovenya'yı yenmeleri gruptan çıkmak için yeterli olacak ama&amp;nbsp;Yeni Zelanda'dan sonra kupanın belki de en zayıf takımı olan Cezayir'e karşı bu denli etkisiz ve hatta zaman zaman mahkum futbol herhangi bir şekilde açıklanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dönem henüz doğmamış olsam da izlediğim belgesellerden aklıma 1982 Dünya Kupası'nda İtalya'nın ilk maçlardaki berbat performansının ardından tarihin en iyi takımlarından biri olarak gösterilen Brezilya'yı yenerek açtığı yolda kupaya yürümesi geliyor. Belki İngiltere de gruptan güç bela çıktıktan sonra turnuvanın en beğenilen takımı Almanya'yı geçecek ve önü açılacak kimbilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat İngiltere'nin iyiye gitmesinin sistemin değişmesine, Rooney'nin tek santrfor oynayarak kanatlarda çok yönlü Joe Cole gibi oyuncular ve ortadan Lampard ve Gerrard&amp;nbsp;tarafından destekleneceği 4-1-4-1 gibi bir anlayışa dönmesine bağlı olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezayir ise ilk maçtaki ürkekliğini üzerinden atmış ve&amp;nbsp;kendine güvenen bir görüntü sergiledi. Başta Ziani olmak üzere oyuncuların büyük maç&amp;nbsp;psikolojisiyle kendilerini göstermek için daha çok çaba sarf ettikleri de bir gerçek elbette.&amp;nbsp;Bu noktada sorulacak esas soru, İngiltere ve Slovenya maçlarının düşük tempoda geçtiği gözönüne alındığında, yüksek tempoda oynamayı&amp;nbsp;isteyen ve kazanmak için buna biraz da mecbur olan ABD önünde dayanabilip dayanamayacakları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD-Slovenya maçında&amp;nbsp;son dakikada iptal edilen gol ABD'nin elenmesine mal olursa gerçekten üzülürüm. Slovenya imkanları ölçüsünde mütevazı ancak istikrarlı bir futbol oynuyor. Biraz bizim ligimizdeki Antalyaspor'un&amp;nbsp;performansına benzetiyorum onlarınkini. ABD ise&amp;nbsp;tempolu ve hzılı bir oyunu seviyor. 2-0 dan maçı döndürmelrinde bu istek ve kararlılık başlıca rolü oynadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son maçlarda ABD ve İngiltere'nin galip gelerek gruptan çıkacaklarına inanıyorum. Fakat özellikle İngiltere'nin Slovenya'yı yenmek için daha çok çabaya, daha iyi bir organizasyon becerisine, en önemlisi de daha çok istemeye ihtiyacı olduğunu bir an önce anlaması şart.&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-5129686783379781134?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/5129686783379781134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-snrken-c-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5129686783379781134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5129686783379781134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-snrken-c-grubu.html' title='Kupa ısınırken: C Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB0JK7VbGgI/AAAAAAAAAR8/K4kQYEhfH9M/s72-c/alg+eng.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-6689555386680043811</id><published>2010-06-19T19:45:00.000+02:00</published><updated>2010-06-19T19:45:50.009+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Kupa ısınırken: B Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB0CLlce5BI/AAAAAAAAAR0/Y8AvXk7QtRM/s1600/arg+kor.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB0CLlce5BI/AAAAAAAAAR0/Y8AvXk7QtRM/s320/arg+kor.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İspanya ve İngiltere gibi favorilerin kötü sürprizlerle karşılaştığı kupada, "iyi kadro ama eh, Maradona falan&amp;nbsp;filan" denilen Arjantin'in ikide iki yapması çok önemli bir psikolojik&amp;nbsp;avantaj.&amp;nbsp;Elinizde bu kadar kaliteli bir oyuncu grubu ve biri kenarda maçı yaşayan ve sahaya doğrudan müspet yönde etki eden, diğeri de sahanın içinde bulunan iki "futbol tanrınız" varsa&amp;nbsp;böyle bir başlangıç çok şaşırtıcı değil ama başta değdim terddütlerin yerini olumlu bir atmosfere bırakması adına çok önemliydi G. Kore maçı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arjantin bu kupada duran topları en iyi kullanan&amp;nbsp;takımların&amp;nbsp;başında geliyor&amp;nbsp;ve bu kısır&amp;nbsp;giden maçlarda kilidi açmak için çok önemli bir&amp;nbsp;avantaj. G. Kore öününde devreye 2-0 girecekken yapılan bir anlık hatayla gol yemeleri ve ikinci yarıda da oyunun kontrolünü bir türlü&amp;nbsp;tam anlamoyla ele geçirememeli onları tedirgin etti ama&amp;nbsp;Messi'nin devreye girmesi ve G. Kore'nin golü bulamadıkça direncinin düşmesiyle 4-1'lik skor ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arjantin'le ilgili son maç sonrasında daha uygun bir değerlendirme yapabilirim ancak şu kadarını söyleyeyim: Maxi-Mascherano-Di Maria orta sahası ile herhangi bir üst düzey takımla baş etmek mümkün olmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grubun diğer maçını izleyemediğim için fazla yorum yapmam mümkün değil ancak 1-0 öndeyken bu denli amatörce davranarak kırmız kart görmek kabul edilemez. Yunanistan'ın kazanmaktan başka şansı olmadığını görerek devre bitmeden Samaras'ı oyuna alması ve golü bulması tam anlamıyla bir dönüm noktası oldu. Zira bu kupada da bir kez daha şahit olduğumuz üzere eksik kalan takımlar zaman ilerledikçe daha çok direnç kazanıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık elenmesi mucizelere kalan Arjantin umarım Yunanistan karşısında Milito, Agüero gibi oyuncularına ilk 11'de şans verir. Nijerya-G.Kore maçıysa çok renkli geçecek. Nijerya'nın kaybedeceğini düşünmüyorum. Averajı -2 olmasına rağmen, Arjantin, Yunanistan'ı yendiği takdirde çok farklı bir galibiyete ihtiyaçları yok; duruma göre 2-1 bile yetebilir. Bu grupta 3 takımı 3 puanlı olması ve bunlardan birisini üst tura çıkmaı çok ilginç bir senaryo olur.&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-6689555386680043811?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/6689555386680043811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-snrken-b-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6689555386680043811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6689555386680043811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-snrken-b-grubu.html' title='Kupa ısınırken: B Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TB0CLlce5BI/AAAAAAAAAR0/Y8AvXk7QtRM/s72-c/arg+kor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-7070383329484966586</id><published>2010-06-19T19:20:00.000+02:00</published><updated>2010-06-19T19:20:46.713+02:00</updated><title type='text'>Kupa ısınırken: A Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBz8R4moQGI/AAAAAAAAARs/XBfcXNYw6hM/s1600/fra+mex.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBz8R4moQGI/AAAAAAAAARs/XBfcXNYw6hM/s320/fra+mex.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İlk maçlarda kimseyi tatmin etmeyen futbolun, neredeyse bütün takımların temkinli bir anlayışı benimseyrek kazaya uğramak istememelerinden kaynaklandıüğı, ikinci maçlarla birlikte ortaya çıktı. Gruplardaki son maçlar öncesi şanlarını kaybetmek istemeyen ya da işi garantiye almak isteyen takımlar daha istekli ve tempolu mücadele ettiler (Tabii 40 maç oynasa da kıprdanacak gibi görünmeyen Fransa'yı buna dahil etmek mümkün değil). Bu durum da daha çok golü, daha çok kartlı ve dolayısıyla daha çekişmeli ve sürprizlere açık maçları beraberinde getirdi. Sonuçta belki de kupa gerçek anlamda başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl bir tabloyla karşılaşılacağının kestirilmesi belki de en zor grup olan A Grubu'nda ikinci maçlar sonrası tablo büyük ölçüde netleşti. Gruptaki takımlar arasında en iyi kadro kalitesine sahip olan Fransa'nın rezalet futbolu ve evsahipliği gazının yetrsiz bir kadroya sahip Bafana Bafanalar'a yetmemesi iki Latin Amerika takımına büyük avantaj sağladı. Kupada genel averaj sisteminin uygulanması da bu iki takımın lehine ve aleyihne bir durum yaratmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son maçlarda Uruguay ile Meksika berabere kalmaları halinde elele 2. tura çıkacaklar. Tabii ki Meksika, 2. sırayı alıp Arjantin'le eşleşmek istemeyeceği için kazanmayı daha çok isteyecek ama beraberlik çok yakın bir ihtimal. Ayrıca turnuvanın başından beri sayısız entrikanın döndüğüne dair haberleri okuduğumuz Fransa'da son olarak Anelka'nın Domenech'e küfrü basması dsonucu kadro dışı kalmasıyla bu turnuva psikolojik olarak da bitmiştir artık bence Horozlar için. Son maçta G. Afrika, turu geçemese dahi kendi seyircisine bir galibiyet hediye etmek isteyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uruguay-G.Afrika maçında Forlan, Efes Pilsen'in iyi zamanlarındaki Naumouski gibi oynadı. Topu aldı, taşıdı, tempoyu ayarladı ve neticede golleri de atan isim oldu. Uruguay çok iyi bir defans ve hücum hattına sahip, ancak orta sahası yetersiz olduğundan ilerleyen turlarda daha dengeli takımlar karşısında zorlanacağını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meksika takımı da saha içinde çok dengesiz ve ne yaptığını bilmez bir görüntü verse de takdir edilecek bir hücum iştahına ve çok zeki ve oyunu okumasını bilen bir teknik direktöre sahip. Geniş alanları iyi değerlendirmesini bilen oyuncuları var ancak savunmaları ve kalecileri hiç güven vermiyor. Uruguay maçında eğer turu garantiye alşalım diye riske girmez ve galibiyet için oynarlarsa hem maç çok zevkli hale gelir hem de Mekiska'nın nereye kadar gidebileceği konusunda net bir fikir edinmiş oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa için söylenecek çok şey var ama her kelime insanın sinirini bozuyor. Bu kadar iyi oyuncular nasıl bu kadar yavaş ve isteksiz oynar; iyi bir solbek olduğu halde stoperde oynadığında süreki "error" veren&amp;nbsp;Abidal&amp;nbsp;(Euro&amp;nbsp;2008'de de grup maçında İtalya'ya karşı fevkalade gereksiz bir kırmızı kart görmüştü) yerine neden başka birisi bulunamaz, herkesin karşı olduğu bir teknik direktör hangi rahatlıkla bu&amp;nbsp;gidişe müdahale etmekte çaresiz kalır. Fransa'ya sempatim yok ama güzel futbol oynama potansiyeline sahip bir takımı katledene yazık.Bakalım 2002'deki gibi gol atamadan mı veda edecekler kupaya?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak G. Afrika, ilk turda elenen ilk ev sahibi olma yolunda. Parreira, tek planı kontratak üzerine kurmuş ve takım yenik duruma düşerse ne yapacağı konusuna hiç çalışmamış gibi. Uruguay maçının ellerinin arasından kaydığını görmesine rağmen müdahale edemedi. Belki de kızmamak lazım zira oyuna hükmedecek kalitede bir oyuncu grubu yok ellerinde. Umarım son maçı galip kapatırlar ve hoş bir veda olur.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-7070383329484966586?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/7070383329484966586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-snrken-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7070383329484966586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7070383329484966586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-snrken-grubu.html' title='Kupa ısınırken: A Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBz8R4moQGI/AAAAAAAAARs/XBfcXNYw6hM/s72-c/fra+mex.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-4478609944673886312</id><published>2010-06-17T04:11:00.000+02:00</published><updated>2010-06-17T04:11:41.194+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>İlk maçların ardından: H Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBmB4u1hf3I/AAAAAAAAARk/hpAhuMJCR98/s1600/%C5%9Fili+honduras.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBmB4u1hf3I/AAAAAAAAARk/hpAhuMJCR98/s320/%C5%9Fili+honduras.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Nihayet turnuvanın ilk orta çaplı sürprizi gerçekleşti ve en büyük favorilerden biri olan İspanya, üstelik bol miktarda pasa ve topa sahip olmaya dayalı oyununu dikte ettirmeyi başarsa da etkili savunma duvarını aşamadığı İsviçre'ye 1-0 mağlup oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kupa biraz da "Dış Türkler"in kupası oluyor galiba. Mesut Özilden sonra İvviçre'nin kaptanı Gökhan İnler ve forvetteki Eren Derdiyok İspanya karşısında harika oynadılar. Eren'in direkten dönen topu, tunuvanın en güzel gollerinden biri olabilirdi ama ben esas Gökhan'ın orta sahadaki hem savunma hem hücum performansına hayran kaldım. Zaten İsviçre'nin İspanya'yı yormasında Gökhan ve golü atan Fernandes'in fizik açıdan İspanya orta sahasına üstünlük sağlamaları etkili oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Fabregas'ın sakatlığı, Torres'in formsuzluğu gibi bahaneler sayılabilir ama bence Del Bosque fazlasıyla temkinli bir kadro çıkarmış. Xabi Alonso*Xavi*Iniesta orta sahasının arkasına çapa olarak benim bir türlü benimseyemediğim Busquets'i koymanın yanlış bir karar olduğu anlaşıldı anlaşılmasına ama gol çoktan yenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer maça gelirsek, Şili şu ana kadar&amp;nbsp;Almanya'dan sonra beni en çok etkileyen performansı ortaya koyan takım oldu. Elemelrdeki parlak&amp;nbsp;performanslarının ardından başarılı sonuçlar alabileceklerini düşünüyordum ama bu denli etkili bir futbol beklemiyordum açıkçası. Bu üstünlük rakibin zayıflığından kaynaklanmadı.&amp;nbsp;Bilakis Honduras ikili mücadelelerde Şilî'ye teslim olmadı ve tempoya da yaak uydurmasını bildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki takım arasındaki farkı&amp;nbsp;yaratan Şili'nin teknik kapasitesi oldu. Hücum iştahları ve hücumda çoğalma konusundaki başarıları göz alıcıydı ve bana biraz 2003 yılındaki Ersun Yanal'ıon Gençlerbirliği'ni hatırlattı. Bielsa'nın 3-4-3'e benzer bir&amp;nbsp;dizilişle sahaya sürdüğü takımda kanatlardaki Isla ve Vidal&amp;nbsp;hücuma çok büyük katkı sağladılar ve neredeyse her pozisyonda ceza sahasına girdiler (asist Isla'dan). En uçtaki Valdivia biraz şanssız bir gününde olmasa fark çok daha fazla olabilirdi. Şili için önemli olan sorun M. Fernandez ve A.Sanchez'in biraz şova kaçmaya meyilli oyunları. Daha pratik biçimde sonuçlandırabilecekleri bazı pozisyonlarda zor yolu ve ekstra çalımı tercih ettiler. İsviçre veya İspanya önünde daha az pozisyon bulacakları için daha dikkatli olmaları lazım. Adını çok duyduğum Alexis Sanchez'i ilk kez 90 dakika boyunca izledim&amp;nbsp;ve hayran kaldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsviçre'nin galibiyeti&amp;nbsp;işleri iyice karmaşık hale getirdi. Diğer maçlar çok büyük heyecana&amp;nbsp;sahne olacak. Hele bir de Honduras bir takıma çelme takmayı başarabilirse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-4478609944673886312?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/4478609944673886312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-maclarn-ardndan-h-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4478609944673886312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4478609944673886312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-maclarn-ardndan-h-grubu.html' title='İlk maçların ardından: H Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBmB4u1hf3I/AAAAAAAAARk/hpAhuMJCR98/s72-c/%C5%9Fili+honduras.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-3115420911246613422</id><published>2010-06-17T03:47:00.000+02:00</published><updated>2010-06-17T03:47:26.880+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>İlk maçların ardından: G Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBl16D-edDI/AAAAAAAAARc/HCdAN57VtFM/s1600/brezilya+prk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBl16D-edDI/AAAAAAAAARc/HCdAN57VtFM/s320/brezilya+prk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"Ölüm Grubu" olarak nitelendirilen grupta, erken final Fildişi Sahili-Portekiz maçı golsüz bitmesi açısından hayal kırıklığı yarattıysa da üst düzey bir mücadele ve çekişme izlemek beni futbol açısından tatmin etti. Açıkçası Portekiz'i biraz silik buldum ama bu durum aşırı temkinden ya da küçük hesaplardan da kaynaklanıyor olabilir. Ronaldo bir hyli istekli ama 11 maçtır milli takımda gol atamamak onu çok etkilemiş gibi görünüyor. Daha rahat oynaması halinde takıma daha çok katkısı olabilir. Küçük hesaptan kastım grubun son maçını oynayacakları Brezilya'nın o maça 6 puanla&amp;nbsp;ve rahavet içinde çıkacağını&amp;nbsp;hesaplayıp&amp;nbsp;puan almayı umuyor olabilirler. Benzer bir durum 1998'de yaşanmış ve Norveç grubun son maçında Brezilya'yı yenerken, olan Fas'a olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fildişi Sahili'nde, Drogba'nın 10 gün içinde toparlanıp sahaya çıkmasını takdir etmemek elde değil. Uzun süredir bir arada oynayan üst düzey oyuncuları ve alternatifli geniş kadrolarıyla herhangi bir başka grupta olsalardı çok ileri gidebilirlerdi. Yine de K. kore karşısında izlediğim Brezilya'dan puan almaları sürpriz değil. 2002'de İngiltere'nin başında her şey çok iyi giderken Seaman'ın yediği hatalı bir frikik golüyle Brezilya'ya elenen Eriksson için de ilginç bir maç olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brezilya-K.Kore maçı kupanın en ilginç maçlarından biri olarak hatırlanacak. 21. yüzyılda varlığını sürdürmesine hala inanamadığım ölçüde kapalı bir rejimle yönetilen K.Kore'nin böyle bir platformda bulunması, bir yerde sporla açılması sempatik geliyor insanlara. &lt;a href="http://vliegendenederlander.blogspot.com/2010/06/hollandadan-rakamlar-ve-kim-jong-il.html"&gt;(Gerçi insanların maçları izlemesine dahi izin verilmiyormuş)&lt;/a&gt;&amp;nbsp;K.&amp;nbsp;Kore gerçekten de saygı duyulacak bir performans sergiledi. Brezilya'ya karşı elbette defansif oynayacaklardı ama oyunu çirkinleştirmeden, kazandıkları toplarda kısa paslarla çıkmaya çalışarak, tempoyu düşürmeye, oyunu soğutmaya tenezzül etmeden, büyük çlçüde Güney kore'den alıştığımız anlayışa benzer biçimde ama en önemlisi sertliğe başvurmadan oynamaları önemliydi. Son dakikalarda attıkları&amp;nbsp;gol de geceyi unutulmaz kıldı onlar için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brezilya, iyi hoş ama&amp;nbsp;önceki kupalara oranla dah renksiz, daha ne yapacağı öngörülebilir bir izlenim bırakıyor bende. En büyük artıları&amp;nbsp;sağlam savunmaları ve Maicon ile Bastos'un hücuma katkıları olacak. Elano ve Robinho&amp;nbsp;çok formda görünseler&amp;nbsp;de Fabiano&amp;nbsp;ve Kaka çok etkisiz kaldılar. Özellikle Kaka'nın ilk kez&amp;nbsp;takımının en büyük starı&amp;nbsp;olarak geldiği (2002'de çömez, 2006'da Ronaldinho'nun arkasında 2. plandaydı) kupada daha çok sorumluluk alması gereken maçlar olacağı kuşkusuz. Biraz lafı geveliyorum aslında zira Brezilya'nın ne yapabileceği hakkında tam bir fikre varabilmiş değilim. Fildişi Sahili maçı bu konuda net bir fikir oluşrutacaktı diye umut ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-3115420911246613422?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/3115420911246613422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-maclarn-ardndan-g-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3115420911246613422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3115420911246613422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-maclarn-ardndan-g-grubu.html' title='İlk maçların ardından: G Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBl16D-edDI/AAAAAAAAARc/HCdAN57VtFM/s72-c/brezilya+prk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-5387098503575757718</id><published>2010-06-17T03:08:00.001+02:00</published><updated>2010-06-17T03:09:30.276+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>İlk maçların ardından: F Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBl1hymyYUI/AAAAAAAAARU/vM4Qd9X3aPE/s1600/nze+svk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBl1hymyYUI/AAAAAAAAARU/vM4Qd9X3aPE/s320/nze+svk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İzlediğim iki maçın ardından, bu grubun en çekişmeli gruplardan biri olmakla birlikte, en sıkıcı maçlara&amp;nbsp;sahne olacağı yönündeki öngörümün doğru çıkmaya yakın olduğunu görmek beni çok memnun etmedi açıkçası. Şöyle Slovakya'nın rakibini ezerek farklı bir galibiyet almasını veya İtalya'da ilk kez Dünya Kupası'nda yer alan oyuncuların bu durumun heyecanı ve sorumluluğuyla patlama yapmalarını boşuna beklemişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Slovakya'nın kadrosunda önemli liglerde oynayan yıldızlar var. Klasik Orta-Doğu Avrupa takımı disiplinin ve fizik kalitesini bu yıldızların tekniğiyle birleştirerek mesela Euro 2008'deki Hırvatistan'ın performansına benzer bir başarı elde edebileceklerini düşünüyordum turnuva öncesinde. Ancak Yeni Zelanda maçı gösterdi ki, takımın taktik disiplini neredeyse yok. İlk maçta temkinli olmayı anlıyorum, hak da veriyorum ama üzerine gelmeye ne niyeti, ne mecali, ne de kapasitesi olan bir takım karşısında geriye çekilmek ne kadar teknik direktörün kabahatiyse, biraz zorladığın anda iskambil kartlarından yapılma bir ev misali dağılacağı aşikar Yeni Zelanda defansının üzerine gitmemek, bulduğu pozisyonlarda gereksiz fantastik hareketler denemek ve kahraman olmaya çalışmak da oyuncuların kabahati. Şimdi Paraguay'ı yenmek zorundalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Zelanda için ise söylnecek bir şey yok. İyi niyetliler ama açıkça görülüyor ki kupanın en zayıf takımı onlar. Bu açıdan aldıkları bir puan büyük piyango. Aslında piyango kura çekimiyle başlamış diye de düşünüyor insan. Çünkü bu grupa Almanya veya Arjantin olsaydı neler olurdu hayal&amp;nbsp;dahi edemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;İtalya-Paraguay maçında Paraguay belirli bir standardı sürdürürken, İtalya özellikle 2. yarıdaki oyunuyla biraz umut verdi. Pirlo'nun dönüşü takımın sahaya daha sağlam basmasına yol açacak. Lippi, pragmatizimi seven bir hocadır. Bu açıdan 4-4-2'ye dönerek ortada De Rossi-Pirlo, kanatlarda Camoranesi-Pepe ikililerini kullanacağını düşünüyorum. Umarım forvette de geçen sezonun formda isimleri Pazzini-Di Natale ikilisini tercih eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paraguay maçları hep sıkıcı geçer diye bir genelleme yapmıştım yakın zamanda. Ama adamlara da hak vermemek elde değil. Kadro yapıları bu tür düşük tempolu bir anlayışa uygun ve onlar da oynamak istedikleri oyunun hakkını vermeyi başarıyorlar. Kalecileri abuk bir çıkış yapmasa belki galip dahi gelebilirlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grupta düğümü çözecek Slovakya-Paraguay maçında, her şeye rağmen dersini almış, akıllanmış olacağını umduğum Slovakya'yı daha şanslı görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-5387098503575757718?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/5387098503575757718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-maclarn-ardndan-f-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5387098503575757718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5387098503575757718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-maclarn-ardndan-f-grubu.html' title='İlk maçların ardından: F Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBl1hymyYUI/AAAAAAAAARU/vM4Qd9X3aPE/s72-c/nze+svk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-7451661826084175347</id><published>2010-06-17T02:50:00.000+02:00</published><updated>2010-06-17T02:50:47.016+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>İlk maçların ardından: E Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBlxW041Q_I/AAAAAAAAARM/iOipbIzGfWk/s1600/kamerun+japonya.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBlxW041Q_I/AAAAAAAAARM/iOipbIzGfWk/s320/kamerun+japonya.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kupada Hollanda'yı desteklediğimden bu grubu ayrı bir merak ve ilgiyle takip ediyorum. Mamafih, Japnya-Kamerun maçını yarım yamalak takip edebildim. 90 dakikasını izlemediğim bir maç hakkında fazla yorum yapmam elbette mümkün değil ama sonucun beni şaşırttığını söylemeliyim.&amp;nbsp;Maçın çok yüksek tempolu olmayan, mücadeleye dayalı bir karşılaşma şeklinde seyredeceğini ve nihayetinde daha kaliteli oyunculara sahip olan Kamerun'un kazanacağını düşünüyordum. Fakat&amp;nbsp;görebildiğim bölümlerde Kamerun'un hücum&amp;nbsp;yönünden çaresizliğini, Ekotto'nun şişirme topları dışında &amp;nbsp;herhangi bir planı olmamasını ve Eto'o'yu&amp;nbsp;etkili biçimde kullanmayı başaramamasını üzüntüyle izledim. Japonya ise öne geçtikten sonra oyunu&amp;nbsp;istediği gibi yönlendirrek çok değerli bir galibiyet aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollanda Danimarka maçı, Portakallar için Robben olmadan, iyi savunma yapan bir takıma karşı nasıl oynanabileceğini göstermek açısından önemliydi. Tam anlamıyla tatmin edici denemese de zaman zaman etkili bir oyun izledik. Sonradan giren Elia'nın performansı, diğer kanatta Robben'in dönüşüyle Hollanda'nın ne denli tehlikeli olabileceği konusunda fikir verdi. Ayrıca önceki yazımda değindiğim gibi Van der Wiel'in hücumdaki katkısı ve Van Bommel'in takımın oyununa kattığı ekstra akıl ilerleyen maçlarda daha da değerli hale gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollanda'nın henüz test edilmeyen savunması dışında dikkat etmesi gereken hususların başında "nokta santrfor" eksikliği daha doğrusu Van Persie'nin hem&amp;nbsp;tam formundan uzak olması&amp;nbsp;hem de bu rol için çok uygun olmaması yatıyor. Alternatif olabilecek Huntelaar ise takımın genel temposuna göre ağır kaçacağından tek uygun çözüm Kuyt'ın santrfor oynaması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer husus ise Sneijder'de gördüğüm, "takım kurtaran" isim olma arzusunun baskınlığı. Bazı pozisyonlarda doğru&amp;nbsp;karar vermesini engelleyen ve ayağında gereğinden fazla top tutmasına yol açan bu durum takımın akıcılığın etkiliyor. Hem zaten bu oyun Sneijder'in de etkili, dikine,hızlı oyunundan farklı, umarım alıştığımız kimliğine döner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Danimarka iyi savunma yapan bir takım ancak hücumda&amp;nbsp;ister eskiye rağbetten ister tempo eksikliğinden diyin yeterince yaratıcı çözümler üretemediler. Kamerun maçı ikisi için de final niteliğinde olacak. Bu durum iki takımı da kaybederlerse kesin olarak turnuvaya veda edeceğinin bilinciyle temkinli oynamaya itecek.&amp;nbsp;Mevcut koşullar altında Kamerun'un galibiyete daha fazla ihtiyacı var zira Danimarka nasıl olsa Japonya'yı yenerim diye düşünebilir. Tabi bu düşünce&amp;nbsp;ne ölçüde kadar haklı çıkar, bilemiyorum.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-7451661826084175347?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/7451661826084175347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-maclarn-ardndan-e-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7451661826084175347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7451661826084175347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-maclarn-ardndan-e-grubu.html' title='İlk maçların ardından: E Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBlxW041Q_I/AAAAAAAAARM/iOipbIzGfWk/s72-c/kamerun+japonya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-4070024238588210320</id><published>2010-06-14T04:34:00.000+02:00</published><updated>2010-06-14T04:34:19.228+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>İlk 3 günden kısa notlar-D Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBWLuzHjOGI/AAAAAAAAARE/zE4eYNNpOeM/s1600/2010-ger-aus-klose.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBWLuzHjOGI/AAAAAAAAARE/zE4eYNNpOeM/s320/2010-ger-aus-klose.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Sürpriz adayım Sırbistan ve Galatasaray bağlantılı sempati beslediğim Avusturalya'nın yarattığı hayalkırıklığına baskın gelen tek his Almanya'nın heyecan veren futboluna ve hızına duyduğum hayranlıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gana-Sırbistan: 1-0&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Sürpriz adaylarının favorisi" Sırbistan'ın yarattığı hayal kırıklığı kesinlikle sonuçla ilgili değil zira sonucu belirleyen birer gaflet anında rakibinin kolunu çekerek atılan Lukovic ve akıl almaz bir penaltı yaratan Kuzmanovic oldu. Hatta Sırbistan 10 kişiyken Krasic'in şutu gol olsa skor farklı da olabilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esas sorun, Sırbistan'ın oyununun tatmin edici olmaktan çok uzak kalmasıydı. Savunma olması gerektiği gibi sağlamdı, hücumda özellikle duran toplarda güzel varyasyonlar denendi, Pantelic hareketliydi ama bunların yanında birçok eksi vardı. Birincisi takım tertibi yanlıştı. Kısa boylu Gana defansına karşı Zigicin etkili olabileceği düşünülmüştü belki ama Zigiç savunmanın kucağına yapıştı ve çok hareketsiz kalarak hiç top tutamadı. Yerine giren lazoviç'in son 20 dakikadaki etkisi dahi Zigiç seçiminin yanlışlığını ortaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, bu sistem orta sahada daha çok teknik kapasitesiyle oynayan Milijas ve Stankoıviç'in atletik Gana takımına bu bölgede üstünlük sağlamasını engelledi. Bu oyuncuların yanında kullanuılabilecek bir Kacar takımı rahatlatabilirdi halbuki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak çok şey beklenen, benim de yorumumda dünyanın en yiyi 10 kanat adamından biri dediğim Krasic'in tabir caizse dökülmesi en büyük hayal kırıklığını yarattı. Ne önündeki Sarpei'yi zorlayabildi ne de içeri kat ederek alternatif hücum yolları aradı. Top kontroloünde bile sıkıntı yaşadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gana'ya gelince, ilk 11'de beklediğim Appiah, Muntari ve&amp;nbsp;Aidiyah yoktu ama gençler düzeyinde kazanılan başarılar temelinde oluşturulmuş çok düzenli ve uyumlu bir takım vardı. En beğendiğim tarafları orta sahayı çok hızlı geçmeleri ve atağa çıkarken farklı varyasyonlar denemeleri oldu. Avustralya'nın, Gana'nın bu temposuyla baş etmesinin zor olduğunu düşünürsek tur için büyük avantaj yakaladılar. Kevin Prince Boateng, Essien'in boşluğunu farklı bir şekilde doldurmuş. Onun kadar etkili ve isyankar değil ama tek başına takımın teknik kapasitesini birkaç seviye yükseltmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Almanya-Avustralya: 4-0&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1990'larda Michael Jordan'lı Chicago Bulls efsanesinin arkasında, coach Phil Jackson'ın uyguladığı ve bütün oyuncuların eş zamalı olarak hareket halinde olması prensibine dayanan "motion offense" stratejisinin yattığı söylenirdi. Dün gece Almanya'yı ve hücumdaki Özil-Müller-Podolski-Klose dörtlüsünün hücumlarını izlerken aklıma bu kavram geldi. Ballack'ın rolüne soyunan ve takımı saha içi lideri olduğunu gösteren Schweinsteiger ve dört akciğeri varmış gibi oynayan Sami Khedira'nın desteğiyle hızlı hücum ve topsuz alana hareketlenme dersleri izledik. Özellikle geriden çıkan isabetli uzun toplar ve sağ kanada yaklaşan Mesut Özil'in, Müller ve Lahm ile kurduğu ortaklık Avustralya savunmasını çökertti ve çoğu izleyicinin hemfikir olduğu üzere bu kupada ilk kez gümbür gümbür gelen bir takım izledik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar genç bir takımla bu uyumu yakalamak büyük başarı ve rakiplere korku salan bir durum. Löw'ün bu başarısı biraz da 2006'da Klinsmann'la başlayan ve Alman futbolunun bütün antipatik izlerini silen bir tempo futbolunun izinden giderek mükemmel hale getirmeye yönelik çabası. Almanların nereye kadar gidebileceklerini ise Mertesacker-Friedrich tandeminin performansı belirleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralya'nın 2006'daki kadrosundan fazla bir değişiklik olmamasına rağmen Hiddink'in takımının yerinde yeller esiyor. Bilmiyorum ofsayt taktiği mi yaptılar ama savunmaları o kadar ağır ve orta sahaları o kadar temposuzdu ki. Lucas Neill sahanın en kötülerinden biri gibi göründü ama bence bu taktik anlayıştan kaynaklandı. Galatasaray'a transferi konuşulan Grella ise hiçbir varlık gösteremedi. Umarım gelmez, büyük bir fiyasko olabilir çünkü. Avustralya'da Kewell dönse bile, ağır bir kararla Cahill'i de 2 maçlığına kaybettiklerine göre artık işleri mucizeye kaldı diyebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-4070024238588210320?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/4070024238588210320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-3-gunden-ksa-notlar-d-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4070024238588210320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4070024238588210320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-3-gunden-ksa-notlar-d-grubu.html' title='İlk 3 günden kısa notlar-D Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBWLuzHjOGI/AAAAAAAAARE/zE4eYNNpOeM/s72-c/2010-ger-aus-klose.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-3979899208133431240</id><published>2010-06-14T03:46:00.002+02:00</published><updated>2010-06-14T03:53:32.690+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>İlk 3 günden kısa notlar-C Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBWGUCyx-bI/AAAAAAAAAQ8/R5y1YGVZ9KQ/s1600/2010-eng-usa-gerrard.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBWGUCyx-bI/AAAAAAAAAQ8/R5y1YGVZ9KQ/s320/2010-eng-usa-gerrard.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu grupta izlediğim 2 maça da "Jabulani'nin kaleciler üzerindeki laneti" başlığını atsak yeridir. İngiltere'de zaten büyük bir soru işareti olan kaleyi binbir güçlükle ele geçiren Green'in ve Cezayir'in egzantirik kalecisinin hataları her iki maçta da neticeyi belirledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İngiltere-ABD: 1-1&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'nin turnuvanın 1 numaralı favorisi olarka gördüğüm İngiltere'yi zorlayacağını tahmin etsem de bu kadar etkisiz kılabilceğini düşünmemiştim açıkçası. Fakat "bir musibet bin nasihatten iyidir" sözü şiarınca, İngiltere'nin bu maçtan dersler çıkarmış olduğunu söylemek de mümkün. Capello, dört gözle Barry'i bekliyor ama o olsa da olmasa da Carrick, Huddlestone her kimse ilk 11'de yerini alması ve Gerrard-Lampard ikilisini rahatlatması gerekiyor. Aslında 2006'da bu çapasız sistemi Eriksson'da denemiş ve birkaç maç sonra doğru yolu bulmuştu. Lampard-Gerrard ikilisi arakalrında bir defansif orta sahayla oynadıklarında, tek santrfor oynayacak Rooney'e yaklaşarak daha çok pozisyon bulacaklardır ve İngiltere orta sahasını çökertmek çok zor hale gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;ABD ise bekleneni üzerinde bir fizik kalite sergiledi ki bu hem Slovenya'yı hem de Cezayir'i alt etmeye yeter. Dün savunmaları dikkatli ve orta sahaları tempoluydu. Bob Bradley kanatlara öyle iyi önlem almış ki, sağbek Cherundolo'nun performansı Milner'ın devreyi tamamlayamamasına yol açtı. Belki kadro kaliteleri çok ileri gitmeye yetmeyecek ama tek maç bazında bu kupadaki her takımı zorlayacak kapasiteye sahip olduklarını gösterdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Slovenya-Cezayir: 1-0&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu ana dek izlediğim en sıkıcı maçtı. O yüzden fazla yorum yapacak veri yok elimde. Cezayir'i beklediğim gibi bu seviye için yetersiz buldum. Slovenya ise beklediğimden kötüydü. Ağır stoperlerinin hızlı ABD forvetleri veya Rooney ile nasıl baş edecekleri de önemli bir problem ama işleri zorlaştıracak&amp;nbsp;gibi görünen&amp;nbsp;esas sorun rakip kaleye giderken çok zorlanmaları ve hücumda çoğalamamaları. Her maçta bu kadar şanslı bir gol bulamayacaklardır elbette.&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href="http://www.blogger.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-3979899208133431240?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/3979899208133431240/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-3-gunden-ksa-notlar-c-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3979899208133431240'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/3979899208133431240'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-3-gunden-ksa-notlar-c-grubu.html' title='İlk 3 günden kısa notlar-C Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBWGUCyx-bI/AAAAAAAAAQ8/R5y1YGVZ9KQ/s72-c/2010-eng-usa-gerrard.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-971754086311892734</id><published>2010-06-14T03:11:00.000+02:00</published><updated>2010-06-14T03:11:42.529+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>İlk 3 günden kısa notlar-B Grubu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBWAzrf_5wI/AAAAAAAAAQ0/ANeuyF_LTSk/s1600/2010-kupa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBWAzrf_5wI/AAAAAAAAAQ0/ANeuyF_LTSk/s320/2010-kupa.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;G.Afrika 2010, İtalya 1990'dan beri şezlongumdan takip ettiğim 6. Dünya Kupası oluyor. Öğrendiğim bir şey varsa&amp;nbsp;,o da&amp;nbsp;çok zevkli ve futbol açısından tatmin edici maçların çok büyük çoğunluğunun turnuvanın ilerleyen safhalarında yaşandığıdır. Bu yüzden, "eyvah ilk 7 maçta sadece 9 gol oldu, çok sıkıcı bir kupa bizi bekliyor" demek de, Almanya'nın müthiş oyunu ve 4-0'lık galibiyetiyle birlikte artık yarın ve ertesi günkü maçların da çok güzel geçeceğini beklemek de aynı ölçüde yanlıştır kanımca.&lt;br /&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;Cuma günü iş dolayısıyla açılış maçını ve akabindeki Fransa-Uruguay maçının büyük bölümünü kaçırdığımdan ötürü A Grubu hakkında fazla bir yorum yapmam mümkün değil. İzlediğim diğer maçlar hakkında kısa yorumlarda bulunmam gerekirse:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;G. Kore-Yunanistan: 2-0&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;G.Kore, 2002'deki futbol felsefesini değiştirmeden daha kaliteli bir pas oyunu geliştirmiş çok organize bir takım görüntüsü verdi. Orta sahaları artık sadece oyun bozmuyor, kuruyor da. Sağ bek Cha Duri ve orta sahadaki genç Ki Sung Yueng'i (Celtic'te oynuyormuş) özellikle beğendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan ise kadrosunu hem oyuncular, hem de oyun felsefesi açısından yenileyememenin faturasını ödüyor.&lt;br /&gt;Futbol 2004'teki zafer günlerine kıyasla çok daha hızlı oynanır hale geldi. Oyunun yönünü çabuk değiştirmek için hızlı kanat oyuncularıyla oynanaması gereken 4-3-3'ü, üç ağır santrforla oynamaya çalışmanın başarı getirmeyeceği belliydi aslında. Ne acıdır ki, savunma yapma melekelerini de kaybetmiş durumdalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Arjantin-Nijerya: 1-0&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arjantin maçlar başlamadan öçnce en çok merak ettiğim takımdı ve 90 dakika sonunda beklediğime değdiğini söyleyebilirim. Dünya futbol kamuyounda şüphe uyandıran Maradona, oyunun her anını kenarda yaşamasının&amp;nbsp;getirdiği ekstra motivasyon ve karizmasının yanı sıra Messi'den maksimum verimi nasıl&amp;nbsp;alacağını bulduğunu&amp;nbsp;göstererek de&amp;nbsp;Arjantin destekçilerinin içini ferahlattı. Maç kesinlikle daha farklı olabilirdi. Messi harikaydı, diğerleri de kendi standartlarını tutturunca gol bulması daha da kolaylaşacak bir takım olacaktır Arjantin.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nijerya'yı aynen beklediğim gibi buldum. İyi oyuncuları var ama saha içinde doğru hamleleri yapacak futbol aklından yoksunlar.&amp;nbsp;Çok iyi bir performans sergileyen kaleci&amp;nbsp;Enyeama'nın yanı sıra sonradan oyuna giren Kalu Uche'yi beğendim. Güney Kore ile karşiılaşacakları maçın çok tempolu geçeceğini tahmin ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-971754086311892734?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/971754086311892734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-3-gunden-ksa-notlar-b-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/971754086311892734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/971754086311892734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/ilk-3-gunden-ksa-notlar-b-grubu.html' title='İlk 3 günden kısa notlar-B Grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TBWAzrf_5wI/AAAAAAAAAQ0/ANeuyF_LTSk/s72-c/2010-kupa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2959091129175774930</id><published>2010-06-11T03:54:00.000+02:00</published><updated>2010-06-11T03:54:15.786+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>H Grubu: İspanya rahat</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Kaderin cilvesi İspanyolca konuşan 3 ülkeyi aynı grupta bir araya getirdi. Gruptaki takımların bir diğer özelliği, milli takımımızın son iki yılda hepsiyle resmi ya da özel maç yapmış olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya son Avrupa Şampiyonu unvanının yanına çok prestijli bir unvan daha ekleyebilmenin peşinde. Sakatılıkardan Iniesta ve Torres olmak üzere bir ölçüde sıkıntı yaşasalar da, Barcolona'nın oyun anlayışından uyarlanmış, merkezinde Xavi'nin olduğu başdöndücü pas futbolu onları çoğu kişinin gözünde kupanın en büyük favorisi haline getiriyor.Kadro Euro 2008'i getiren kadrodan çok büyük bir farklılık arz etmiyor. Yalnızca, geçtiğimz yıl mükemmel bir çıkış yakalayn ve Barcelona'nın oynadığı her kupada/yarışmada gol atarak bir rekora imza atan Pedro'nun Dünya Kupası'ndaki ilk golüü atıp atamayacağını merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elemelerde müthiiş bir performans gösteren Şili ile Hitzfeld yönetiminde sağlam bir oyun yapısı kuran&amp;nbsp;İsviçre arasında kıran kıran bir ikincilik mücadelesi yaşanacak.&amp;nbsp;Beşiktaşlı Tello'nun da&amp;nbsp;bulunacağı Şili'nin başarısı golcüleri Humberto Suazo'nun iyileşip iyileşemeyeceği ile doğrudan bağlantılı olacak. Uzun zamandır esas çıkışını yapması beklenen Alexis Sanchez için de bu kupa önemli bir fırsat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsviçre, hala genç bir takım sayılabilir ama&amp;nbsp;2006'da başarılı olan takımın iskeletini oluşturan isimlerin giderek yaşlandığına tanıklı ediyoruz. hitzfeld, kağıt üzerinde çok geniş bir seçenek yelpazesi arz etmediği görülen takıma nasıl bir taktik disiplin katmış, turnuvada göreceğiz. İsviçre, ilerleyebilmek için maçların temposunu konrtolü altıonda tutmak ve düşük tempoda devam etmek zorunda. Az önce takım arkadaşının adını zikrettiğimiz&amp;nbsp;Gökhan İnler, takımın bu organizasyonunda çok önemli bir rol üstleniyor. Eren Derdiyok da bu kadrodaki en önemli yıldız adayı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Honduras da çok koşan ancak saha içi organizasyon ve kollektif uyum (yaşasın Ömer Üründül, 32. takımda nihayet söyledim) açısından büyük sıkıntılar yaşayan bir takım. Gruptan çıkmalarını beklemiyorum ama takabilecekleri çelmelerle kupanın seyrini değiştirebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2959091129175774930?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2959091129175774930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/h-grubu-ispanya-rahat.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2959091129175774930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2959091129175774930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/h-grubu-ispanya-rahat.html' title='H Grubu: İspanya rahat'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-6509461858598487145</id><published>2010-06-11T02:52:00.000+02:00</published><updated>2010-06-11T02:52:35.796+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>G Grubu: Ölüm grubunda hayat var</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Dünyanın başka yerlerinde bu kadar kuvvetli mi bilmiyorum ama Dünya Kupası dendiğinde Türk halkının aklına neredeyse refleksvari bir çabuklukla Brezilya gelir. Bunda neredeyse her&amp;nbsp;kuşağa&amp;nbsp;denk gelen&amp;nbsp;bir efsane Brezilya takımı olmasının payı büyük.&amp;nbsp;2006'da çeyrek finalde elenmelerinin ardından 2010'da şampiyon olarak&amp;nbsp;Afrika'da bu kupayı alan ilk takım olmak istiyorlar, fakat bu kez favoriler arasında İspanya, Arjantin ve İngiltere gibi ülkelerin ardında sayılıyorlar. Hatta gruptan çıkamayacaklarını söyleyenler de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de Dunga'nın takımı deyim yerindeyse gümbür gümbür bir futbol oynamıyor. En sağlam blok, Inter'le Şamiyonlar Ligi kupasına uzanan Julio Cesar-Maicon-Lucio üçlüsünün yer aldığı kale ve savunma. Hücum hattının verimliliği halen bir soru işareti uyandırıyor. Takmıın en büyük yıldızı Kaka, Real Madrid'de, biraz da sakatılığının etkisiyle, kötü bir sezon geçirdi. Robinho, çok yetenekli ama bu düzeyde neler yapabilceğini henüz ispatlamadı. Luis Fabiano çok iyi bir golcü ama bir takımı sırtına alıp götürecek kadar , mesela Uruguay'daki Forlan kadar "influental" değil. (Etkili kelimesini başka anlamlarda kullanmaya alıştığımızdan İngilizcesini kullanmak zorunda kaldım, affedin). Brezilya gibi futbolcu fabrikası bir ülkede bolluk içinden Selaçao'ya girecek 23 kişiyi bulmak hem çok zor hem çok kolay. Bu yüzden şunu nedne almadın diye Dunga'ya çıkışmsak haksızlık olur. Zaten o da göreve geldiğinden beri bir sistem oturtmaya ve bir kulüp takımı havasında az sayıda oyuncuyla çalışmayı tercih etti. Ama insan yine de, her ne kadar 2006'ya nazaran gözden düşmüş olsalar da Ronaldinho ve Adriano'nunu bu kadroda olabilmesi gerektiğini düşünmeden edemiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brezilya'nın aralarında Galatasaralı Elano'nun da bulunduğu orta sahasının maçlara ne kadar ağırlık koyabilecekleri, takımın ilerleyişinin anahtarı olacak. Zira, orta sahada kuvvetli olup, Brezilya'ya oyunun kontrolünü dikte ettiren bir takım, onlara&amp;nbsp;zor anlar yaşatabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portekiz, elemelerde sürpriz bi şekilde grup ikinciliğini dahi zar zor elde edip play-off'ta Bosna'yı eleyerek kupaya geldi. Sağlam bir savunmaları ve Meireles, Moutinho, Veloso gibi genç, sağlam ve yırtıcı; Deco ve danny gibi teknik orta saha oyuncuları da var ama son tahlilde ne yapabilecekleri doğrudan Ronaldo'ya bağlı. Dünyanın en iyisi olduğunu gösterme hırsına sahip Ronaldo'nun, kendisinin&amp;nbsp;büyümesinin ancak takımın ilerlemesiyle mümkün olabileceğini idraki halinde&amp;nbsp;iddialı bir konuma gelebirler. Neticede gruptan kim çıkar bilemem ama Portekiz'in Brezilya'yı yeneceğini hissediyorum.&amp;nbsp;Bunun için bir dayanağım yok ama tahmin tahmindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Drogba, hem de&amp;nbsp;kariyerinin en iyi sezonunu geçirmesinin ardından, müthiş bir performans göstereceği bir kuapnın hayalini kuruyordu ancak katılım ancak 2. turdan itibaren mümkün&amp;nbsp;olabilecek. Drogba, Fildişi Sahili takımının yarısından fazlası, ruhu, kazanma hırsı, silahı... Aslında yıllardır bir&amp;nbsp;arada oynayan bu "altın" jenerasyonun ne kıta ne de dünya düzeyinde herhangi bir başarı elde etmemiş olması tamamen organizasyonsuzluktan kaynaklanıyor. Bu oganizsyonu yapabilecek isimlerin en iyileriniden birisi olan Eriksson'un varlığı bir şans olacak. Lille'de müthiş bir çıkış yakalayan Gervinho'nun daha büyük bir sükse yapmasına yönelik beklentimin yanı sıra&amp;nbsp;hücumdaki rolü çok daha önem kazanan bizim Keita'nın da neler yapacağını merakla izlemeye niyetliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey&amp;nbsp;Kore çok&amp;nbsp;şansız bir kura çekti. İddialı olabileceklerini düşünmüyorum ama grupta averaj hesapları vs. de devreye girerse çıkacak&amp;nbsp;takımları&amp;nbsp;doğrudan etkileyebilirler. Kısacası çok gol yiyerek rezil olup döenceklerini saymıyorum.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-6509461858598487145?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/6509461858598487145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/g-grubu-olum-grubunda-hayat-var.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6509461858598487145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6509461858598487145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/g-grubu-olum-grubunda-hayat-var.html' title='G Grubu: Ölüm grubunda hayat var'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2819347496852949066</id><published>2010-06-10T03:20:00.000+02:00</published><updated>2010-06-10T03:20:38.548+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>F Grubu: Son şampiyonun grubu kolay, işi zor</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Son şampiyon İtalya, arada geçen tatsız bir Donadoni döneminin ardından, Dünya Kupası'nı kendilerine getiren isim olan Lippi'nin yönetiminde 1962 senesinde Brezilya'nın şampiyonluğundan beri yaşanmayan bir ilki gerçekleştirerek üst üste ikinci kez kupaya ulaşmayı hedefliyor. Hedefliyor demem biraz da lafın gelişi. Aslına bakarsanız ne oyuncular, ne medya ne de dünya futbol kamuoyu İtalya'nın mutlu sona ulaşacağına inanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006'dan beri İtalya'da ligin kalitesinin giderek düşmesinin yanı sıra, altyapılarda göz kamaştırıcı sonuçlar alan yeni yıldız adaylarının bir yerlerde kesintiye uğrayarak bekleneni verememeleri kadronun yenilenememesine yol açtı. Halihazırdaki 23 oyuncu içinde Buffon, De Rossi ve halen sakat olan Pirlo dışında dünya çapında yıldız yok, eski yıldızlar Cannavaro, Gattuso ve Camoranesi gibi isimler de eski günlerinden uzaktalar. İtalyanlar, tek gerçek yıldızları Lippi'nin yaratacağı sihirli bir formülü bekliyorlar şimdi. Neyse ki gruptaki rakipleri dişlerine göre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paraguay, G.Amerika elemelerinde çok başarılı sonuçlar elde etmeyi başardı. 1998'den beri gediklisi oldukları kupada hep belirli bir standardı tutturmayı başardılar. İlginçtir, oyun anlayışlarında her zaman Latin Amerika'nın spektaküler akışkanlığından ziyade bir Kuzey Avrupa ülkesinin katı taktik disiplini hakimdir. aslında bu durum Paraguay'ın maçlarını her zaman kupanın en sıkıcı maçları olması sonucunu da beraberinde getirir. Bu defa ise takımın en tehlikeli yanı forvet hattı gibi görünüyor. Santa Cruz'un yanı sıra çok iyi bir sezonu geride bırakan Benficalı Cardozo ve çıkış yapabilecek kapasitedeki Dortmundlu Barrios önemli bir güç teşkil ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Slovakya, çok genç ve&amp;nbsp;patlama yapmaya hazır bir&amp;nbsp;takım. Elemelerde az gol yiyen ve taktik disiplinlerini muhafaza etmeyi başaran bir takım olarak göze çarptılar ve ezeli rakipleri olan Çekleri devre dışı bırakmayı bildiler. Kupanın yıldız adayları arasında gördüğüm Hamsik ve Stoch'un yanı sıra yakından tanıdığmıız Holosko ve Vittek etkili bir hücum hattı oluşturuyorlar. Vladimir Weiss'ın iyi bir savunma sistemi oturttuğunu da göz önünde bulundurursak&amp;nbsp;sürpriz yapma şanlarının bulunduğunu söylemek mümkün. Tek eksikleri olan tecrübesizliği aşmak için ilk maçı zayıf Yeni Zelanda ile oynamalarının büyük avantaj olduğu bir gerçek. İlk kez bu sahneye adıma atan bir ülkenin ilk maçında galibiyetle tanışması "biz bu işi yapabiliyoruz" hissinin oturmasına ve oyuncuların morallerinin artmasına yetecektir şüphesiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Zelanda ise muhtemelen kupaın en zayıf takımı. Herhangi bir şansları olduğunu düşünmsem de içimden bir ses oyunu çirkinleştirmeyeceklerini ve "iyi niyetli ancak kapasitesi yetersiz" bir takım olaraka hatırlanacaklarını söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son tahlilde, grubun düğümünü&amp;nbsp;Slovakya-Paraguay maçı çözecektir büyük ihtimalle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2819347496852949066?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2819347496852949066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/f-grubu-son-sampiyonun-grubu-kolay-isi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2819347496852949066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2819347496852949066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/f-grubu-son-sampiyonun-grubu-kolay-isi.html' title='F Grubu: Son şampiyonun grubu kolay, işi zor'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2327288350862516386</id><published>2010-06-10T02:53:00.000+02:00</published><updated>2010-06-10T02:53:31.583+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>E Grubu: Hollanda çıksın da...</title><content type='html'>Futbol aşkının içime düştüğü dönemler hayata aklımın yeni yeni ermeye başladığı 1988 senesinin Haziran ayına, Avrupa Şampiyonası dönemine rastlar. O kupada izlediğim "Potakallar" sayesinde sevdiğim için bu oyunu, onlara olan desteğim ve inancım her turnuvada olduğu gibi 2010'da da devam edecek. Bu yüzden bu gruba ilişkin yorumlarımda objektif olamazsam şimdiden affola.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki hemen hemen herkes Hollanda'nın bu grubun mutlak favorisi olduğu görüşünde birleşiyor. Euro 2008'de Van Basten'in yönetiminde grupta İtalya'yı ve Fransa'yı sürklase ederken son dönemlerde görmediğimiz ölçüde etkili bir futbol oynamışlar ve "total futbol" idealine yakınlaşmayı başarmışlardı. Ancak yine bir Hollandalı hoca tarafından yönetilen ve aynı oyunun daha kontrollü, beklerini daha iyi kullanan ve o turnuvada kendini aşan Arshavin'li Rusya'ya elendiler. Kadro&amp;nbsp;2008'dekiyle hemen hemen aynı. Van Maarwijk'in takımında tek ciddi takviye var ve bu isim aslında&amp;nbsp;takımın oyun karakterindeki değişimi doğrudan ortaya koyuyor. Aynı zamanda&amp;nbsp;van Maarwijk'in damadı olan Mark van Bommel, pas trafiğinde ve tempo ayarlamasında başrolü üstleniyor. Onun&amp;nbsp;varlığı hem takıma akıl katıyor, hem de Sneijder gibi isimlerin yeteneklerini daha rahat göstermelerine imkan sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de, Hollanda'nın iddialı olabilmesinin doğrudan bağlı olduğu tek bir isim var. Arjen Robben. Kariyerinin muhtemelen&amp;nbsp;en iyi&amp;nbsp;sezonunu geçirdiği dönemi Dünya Kupası'nda iz bırakarak taçlandırmak isterken sakatlanması büyük talihsizlik.&amp;nbsp;Verimli bir şekilde oynadığı&amp;nbsp;takdirde tek başına üst düzeyde maç kazandıracak bir&amp;nbsp;isim olduğunu Şampiyonlar Ligi'nde gösterdi zaten.&amp;nbsp;Hollanda'nın oyun yapısında beklerin hücuma katkısı çok önemli olduğundan van der Wiel'in de performansını merakla belliyorum. Bence Hollanda'nın bu kupada ilerlemesinde Robben ve Sneijder gibi isimlerin yanında çok kritik bir rol üstlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Danimarka, 2006 ve 2008'i kaçırdıktan sonra kabuk değiştirme çabalarını henüz tamamlamışken sürpriz biçimde grubunu Portekiz ve İsveç'in önünde lider tamamlamayı bildi. Kabuk değiştirme çabalarının bitmediğini halen kadroda&amp;nbsp;yer bulan Tomasson, Gronkjaer, Jorgensen, Rommedahl gibi oyunculardan anlamak mümkün. Başlarında her zaman olduğu gibi Morten Olsen var. Kadroda Avrupa'nın elit takımlarında forma giyen Bendtner, Agger ve Christian Poulsen gibi isimler var. Kamerun ile ikincilik için çekişeceklerini düşünüyorum. Bence gol yollarında sıkıntı çekmeleri muhtemel. Her zaman büyük bir potansiyeli olduğuna inanılan ama Arsenal taraftarına sürekli saç baş yoldurtan Bendtner'in yapabilcekleri, Danimarka'nın da kaderini belirleyecek biraz da. Ayrıca, Ajax'ta geçen sezon düzenli olarak forma giymeye başlayan 18 yaşındaki Eriksen'i izlemeyi de dört gözle bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamerun, tecrübeli kadrosuyla ve kupanın Afrika'da oynanmasının getireceği psikolojik&amp;nbsp;avantajla ilerlemesi muhtemel takımlardan biri. Ülkenin efsane golcüsü Roger&amp;nbsp;Milla ile girdiği polemik Eto'o'yu ve dolayısıyla bütün takımı etkileyebilir ama gol yollarında sıkıntı çekeceklerini düşünmüyorum. Esas sorun savunmada ve Le Guen Afrika Kupası'ndan beri herhangi bir çare bulabilmiş değil. Son dönemde oynadıkları hiçbir hazırlık maçını kazanamış olmaları kesin bir şey göstermez ama kupaya sorunsuz gelmedikleri de bir gerçek. Song'u 4. kez Dünya Kupası'nda izlemek&amp;nbsp;(1994, 1998, 2002 ve 2010) apayrı bir keyif olacak zira sahaya çıktığında bir ulusu&amp;nbsp;tek başına temsil eden böyle abidevi oyuncular giderek azalmakta.&amp;nbsp;&amp;nbsp;İlk maçta Japonya'yı yenebileceklerini düşünüyorum. Daha sonra muhtemelen Hollanda'ya kaybetmiş olacak Danimarka önüne de bu açıdan bir psikolojik avantajal çıkmaları halinde tura yakın olabirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Japonya'yı uzun zamandır takip etmedim. Eski dostlardan Inamoto'nun kadroda olup olmadığını kontrol etmek ve 20 numaralı formada onu görünce sevinmek&amp;nbsp;ve hazırlık maçında Drogba'yı sakatlayan Tanaka'ya söylenmek dışında pek bir alakam olmadı. Her ne kadar yıllardır sahip oldukları, oyun bozma anlayışına dayalı bir sistemleri bulunsa da bu sefer çok şansları olduğunu düşünmüyorum. Bu kupa Keisuke Honda'nın bğyğk bir yıldız olup olamayacağını göstermek için önemli bir fırsat olacak. Zaten Japonya da bir sürpriz yapabilmek için en başta bu oyuncunun hünerlerine bel bağlamış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2327288350862516386?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2327288350862516386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/e-grubu-hollanda-cksn-da.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2327288350862516386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2327288350862516386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/e-grubu-hollanda-cksn-da.html' title='E Grubu: Hollanda çıksın da...'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2165122970594146667</id><published>2010-06-09T02:57:00.000+02:00</published><updated>2010-06-09T02:57:45.565+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>D Grubu: Futbol aklı</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Bence grup maçları aşamasında G Grubu ile birlikte turnuvanın en güzel maçlarına sahne olacak bu grupta nasıl bir sonuç çıkacağını önceden kestirmek çok zor. Kolay olan "Almanya çıkar, diğerleri 2.lik mücadelesi yapar demek", ancak Avusturalya, Sırbistan veya Gana'dan herhangi birinin (üçünün birden değil) Almanya'dan puan alması çok büyük bir sürpriz olmayacağını da söylemek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman futboluyla ilgili çocukluğumdan beri duyduğum 3 klişe vardır: "Almanya turnuva takımıdır.", "Futbol 90 dakika süren ve sonunda Almanların kazandığı bir oyundur. (Gary Lineker) ve "Almanların tecrübesi yeter". Anonim bir ifade olan son görüş bu kupada biraz geçerliliğini yitirecek gibi görünüyor zira Almanlar turuvanın en genç takımlarından birine sahipler. Düşünün, kupa sonunda büyük bir yıldız olduğunu ispatlamasını umdukları büyük umut Mesut 10, kaleyi koruyacak Neuer ise yalnızca 5 kez milli olmuşlar. Ballack'ın da sakatlanmasıyla süper yıldızı olmayan bir takıma dönüşseler de oturmuş bir sistemi olan ve çoğu zaman rakiplerin dayanamayacağı&amp;nbsp;bir tempo seviyesine çıkarak sonuca gitmeyi başardıklarından her zaman favorilerden biri olarak kabul ediliyorlar. Gruptan çıkacaklarını düşünüyorum ama liderliğin garanti olmadığını da söylemeliyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Galatasaraylı olarak Kewell ve Neill'den dolayı Avustralya'ya sempatim olmadığını söylemek saçma olur. 2006'da Hiddink'in kendine has formülü ile gruptan çıkmayı başarmışlar ve sonradan Dünya Şampiyonu olacak İtalya'ya haksız bir penaltı yüzünden elenmişlerdi. Şimdi kadro yapıları aşağı yukarı aynı ancak hem oyuncular yaşlandı hem de takım genel itibarıylşa o dönemdeki performansından çok uzak bir görüntü çiziyor. En büyük yıldızlarından Kewell'ın birkaç aydır maça çıkmamış olması ve Cahill'in son dönemdeki sakatlığı da işleri iyice zorlaştırıyor. İlk maçta Almanya'ya çelme takamazlarsa, ki hayli zor görünüyor,&amp;nbsp;gruptan çıkma ihtimallerinin fazla olmadığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Gana'nın, kupaya katılan Afrika takımlarının içinde belki en üst düzeye ulaşabilecek ve o beklenen sürprizi gerçekleştirecek takım olabileceğini düşünmek haksızlık olmaz ancak ne yazık ki çok istikrarsız bir profile sahipler. Aslında bu istikrarsız görüntü 90 dakikalık bir maçın içinde dahi ortaya çıkabiliyor. Bir ikinci handikap da çok kolay gol yiyen bir takım olmaları. En büyük artıları olan dirençli orta sahalarının temel taşı Essien yok, Appiah'ın da düzenli futbol oynamadığı dönem 2 yılı aştığından ne kadar verimli olabileceğini kestirmek zor. Açıkçası Appiah'ın performansını ben de çok merak ediyorum. Gana, hızlı oynamaya yatkın oyunculara sahip tipik bir kontratak takımı ama rakipleri Avustralya ve Sırbistan oyun anlayışları gereği onlara bu kontratak şansını fazla tanımayacaklardır. Geçen yılın U-20 Dünya Şampiyonası'nın yıldızı Aidiyah'ı izlemeyi merakla beklediğim de söylemeliyim. Tabii farklı formalarda karşı karşıya gelecek Boateng kardeşlerin mücadelesi de çok entreresan olacak. Hele Kevin Prince'in, Ballack'ı sakatladıktan sonra Almanya karşısına&amp;nbsp;çıkışı çok&amp;nbsp;acayip bir tesadüf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Stojkovic- Ivanovic, Subotic, Vidic, Kolarov- Krasic, Kacar, Stankovic, Kuzmanovic, Jovanovic- Pantelic&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bu 11 kişi, Dünya Kupası'nın ilk 6 gününde sahaya çıkacak 32 takımın büyük bir çoğunluğundan daha kaliteli, çok yönlü ve uyumlu bir ekibi teşkil ediyor. Fransa'nın da içinde bulunduğu grubu zorlanmadan lider bitiren, kupanın en tecrübeli hocalarından biri olan Antiç'in çalıştırdığı Sırbistan'dan bu turnuvada izleyenleri kendisine hayran bırakacak bir performans bekliyorum. Savunmanın çok sağlam olduğunu belirtmeye dahi gerek yok. Burada belirleyici performanslar yaptığım dizilişteki 4-5-1'i, uygulamada 4-3-3'e çeviren Krasic ve Jovanovic'in performansı. Liverpool'a gideceği söylenen Jovanovic hakkında çok fazla bir şey söyleyemem ama geçen sezon CSKA'yı neredeyse tek başına Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline taşıyan Krasic'in halihazırda dünayının en iyi 10 kanat oyuncusundan biri olduğunu ve bunu da kupada ortaya koyacağını düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırbistan, grubu 2. bitirirse muhtemelen karşılarında İngiltere olacak ve şampiyon adayımla sürpriz adayım karşı karşıya gelecek. Böyle olmaması için Sırbistan'ın lider olması gerekiyo ki, bu hedef doğrultusunda Gana'yı yenmeleri şart. Umarım kafamdaki senaryo gerçeğe dönüşür.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2165122970594146667?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2165122970594146667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/d-grubu-futbol-akl.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2165122970594146667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2165122970594146667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/d-grubu-futbol-akl.html' title='D Grubu: Futbol aklı'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-5590321790864258382</id><published>2010-06-09T02:16:00.000+02:00</published><updated>2010-06-09T02:16:34.478+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>C Grubu: Finale giden yol mu?</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Daha önceki postuma kupanın en büyük favorisi olduğunu düşündüğümü belirttiğim İngiltere, aynı zamanda İspanya ile beraber "kura şansı" en yüksek olan takım. Hatta İspanya'nın 2. turda çapraz eşleşmede "ölüm grubu"ndakilere düşeceği düşünüldüğünde bence en şanslısı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere'nin rakipleri ABD, Cezayir ve Slovenya'nın onları çok fazla zorlayabileceğini düşünmüyorum. İlk turda, son dönemdeki talihsizlikler de düşünülerek, &amp;nbsp;mümkün mertebe sakatlık ve cezadan kaçınmak olacak büyük öncelik. Bir de taib genel anlamda işler iyiye gitse de ufak olumsuz detayları abartmaya kanalize olmuş bir medyanın varlığı bazı oyuncuların moralinin bozulmasına yol açabilir.&amp;nbsp;Örneğin İngiltere&amp;nbsp;3'te 3 yapsa ancak Rooney hiç gol atamamış olsa bu durum ilerleyen turları olumsuz yönde etkiler kuşkusuz. Neyse ki Capello artık takımına çok hakim. Bence İngiltere kazandıkça daha çok inanmaya başlayacak, inandıkça da daha çok&amp;nbsp;motive olacak, kısacası zamanla açılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, 2009'da Konfederasyon Kupası'nda sürprizbir çıkış yakalamıştı. Kadro kalitesi ve tecrübe anlamında gruptan çıkacak diğer takım olmaya en büyük aday olduklarını düşünüyorum. ABD, ilginçtir, oyun yapısı olarak biraz bizim Milli Takım'a benziyor. Ayağa pas yapıp sakin ama hızlı oynadıkalrında etkili olabiliyorlar ancak oyunun bazı bölümlerinde oyundan düşüp kontrolü rakibe veridklerinde kalelerinde birçok pozisyon görüp çok zor durtumda kalabiliyorlar. Hatırlayacaksınız, bizimle oynadıkları maçın da ilk yarısında orta sahayı çok kolay geçip birçok pozisyon bulmuştuk. Bu yüzden başarıya giden anahtar orta saha ile defans bütünelşmesini sağlayacak teknik direktörün oğlu Michael Bradley ile Edu'nun performansı olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun bu grup da ilginç maçlara gebe. Benim anlayışıma göre Dünya Kupası bir maçı dahi kaçırılmaması gereken 4 yılda bir tekrarlanan bir şölendir. bu yüzden, her türlü görüşe saygı duymakla beraber "Togo-İsviçre maçı mı seyredicem abi" diyenlerle aynı fikirde olmadım hiç. Bu kapsama girebilecek bir Slovenya-Cezayir maçını da izleyeceğiz bu grupta. İkisi de baraj maçlarında beklenmedik sonuçlar alarak favori Rusya ve Mısır'ı kupanın dışında bıraktılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Slovenya'nın ilk düşündüğümde aklıma gelen sadece 1-2 oyuncusu var ama disiplinli bir oyun oynadıkları ve fizik avantajlarını kullandıkları için süpriz yapmaları imkansız değil. İlk maçı Cezayir'e karşı oynamaları bence büyük bir şans. Bu maçı kazandıkları takdirde, ABD ile 2.lik finali oynayacaklar ki kimse vasatın üzerinde bir Avrupa takımının ABD'yi yenemeyeceğini iddia edemez. Valter Birsa ve Zlatko Dediç de küresel futbol sahnesine görkemli bir giriş yapabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezayir ise takım bütünlüğü ve taktik disiplin gibi konularda büyük sıkıntılar yaşayan bir takım görüntüsü veriyorlar. Aslında her oyuncu çok iyi mücadele veriyor, Ziani, Matmour gibi teknik kapasitesi yüksek oyuncuları da var ancak işler kötüye gittiğinde, örneğin sürpriz bir gol yediklerinde hemen çöküyorlar. Bu açıdan Türkiye'nin 90'ların başındaki halini andırıyor "Fennec"ler. Yine de bir Afrika takımı olarak ilk maçta Slovenya'yı yenerek kendilerine güvenlerinin gelmesiyle toparlanmaları mümkün. Sonuçta önceki kupalarda gruptan çıksın çıkmasın Magreb takımlarının her zaman akılda kalan ve saygın performanslar ortaya koyarak çoğu izleyicinin sempatisini kazandıklarını unutmamak lazım.&amp;nbsp;Cezayir'de&amp;nbsp;de&amp;nbsp;ne kadar şans bulacağını kestirememekle birlikte, oynadığı dakikalarda Ryad Boudebouz'u ayrı bir dikkatle takip etme niyetindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-5590321790864258382?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/5590321790864258382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/c-grubu-finale-giden-yol-mu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5590321790864258382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5590321790864258382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/c-grubu-finale-giden-yol-mu.html' title='C Grubu: Finale giden yol mu?'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2133073867474353716</id><published>2010-06-08T02:37:00.000+02:00</published><updated>2010-06-08T02:37:55.123+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>B Grubu: Arjantin ve diğerleri</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Bu grup ilginç bir tesadüfle 1994 Dünya Kupası'nda buluşan 3 takımı yeniden bir araya getiriyor. Bu üçlünün yanındaki tek fark Bulgaristan yerine G. Kore'nin bulunması. Bu durum o kupada bu sahnede son kez sahne alan ve dramtaki bir veda yaşayan Maradona için de ilginç bir hafıza tazeleme deneyimini ortaya çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu grup ayrıca Dünya Kupası'nın esprisinin tezahür ettiği bir mikro kozmos gibi, zira birbirinden tamamen farklı dört futbol ekolü bir araya geliyor. Süper yıldızlarıyla akıcı, süratli ve teknik bir Arjantin, Rehhagel'in&amp;nbsp;geldiğinden beri yazdığı kontrol futbolunun kitabına yeni sayfalar ekleyen Yunanistan, 10 kişinin sahada 30 kişiymiş görünümü verdiği bir tükenmez prese dayalı oyun anlayışına sahip G. Kore ve son olarak hızlı ve güçlü ancak akılcı oynamayı beceremeyen Nijerya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum ilginç karşılaşmaları da beraberinde getiriyor elbette. Arjantin halihazırda kupanın açık ara en iyi kadrosuna sahip takımı. Kimse Maradona'ya laf söylemeye cesaret edemiyor ya da bir grup her şeyi içine atıp kupanın bitmesini biraz da ellerini ovuşturarak bekliyor ancak şu bir gerçek ki kimse Maradona'ya tam olarak güvenemiyor. Herkesin aklında Messi, olmazsa Milito, olmazsa Agüero, olmazsa Tevez, olmazsa Higuain, olmazsa Di Maria çıkar maçı kurtarır düşüncesi var büyük ihtimalle. Ancak İspanya gibi bir takıma karşı organize olmadan yıldızların varlığı tabir caizse sökmez. Neyse ki grupta bunun sökeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Arjantin, belki biraz Yunanistan karşısında zorlanabilir ama 3 maçta 9 puan yapma şansı bir hayli fazla. Eğer bunu gerçekleştirebilirlerse müthiş bir moral kazanacak olmaları da cabası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arjantin'i en çok Yunanistan zorlar diyorum ama onların gruptan çıkmalarını pek olası görmüyorum. 2004'ten beri anlayışları ve Ninis, Samaras gibi isimleri saymazsak kadro yapıları pek değişmedi. Ancak Dünya futbolu son yıllarda olumlu yönde müthiş bir değişim yaşadı ve hız "güzel oyun"nu en önemli ögesi haline geldi. Yunanistan'ın diğerlerinin hızıyla baş edebileceğini çok sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Kore ise 2002'de Hiddink ile altın çağını yaşamasının ardından bir daha o seviyeye çıkamadı. Son durumlarını görme şansım olmadı malesef ama gruptan çıkmaları zor görünüyor. Bence Arjantin'in yanındaki ikinci takım olmaya en yakın olan Afrika Kartalları. En büyük eksiklik gerçek anlamda "beyin" görevi gören yani takımın fizik kalitesine akıl katan Obi Mikel'in yokluğu olacak. Nijerya her ne kadar 15 sene önceki halinden uzak olsa da Afrika atmosferinin de olumlu katkısıyla giderek moralini arttırması halinde o çok konuşulan sürprizi gerçekleştirmenin kıyılarında dolaşmaya başlayabilir. Çok iyi bir taktisyen olan ve oyunu iyi okumasıyla bilinen İsveçli Lagerback'ın başta olması da bir avantaj.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2133073867474353716?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2133073867474353716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/b-grubu-arjantin-ve-digerleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2133073867474353716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2133073867474353716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/b-grubu-arjantin-ve-digerleri.html' title='B Grubu: Arjantin ve diğerleri'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1671903303911067971</id><published>2010-06-08T02:15:00.000+02:00</published><updated>2010-06-08T02:15:12.019+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>A Grubu: Asıl ölüm grubu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Kuralar çekildiğinden bu yana herkesin dilinde Brezilya, Portekiz, Fildişi Sahili ve Kuzey Kore'yi barındıran G Grubu olsa benim düşünceme göre sonucunun kestirilmesi en zor olan mücadele ev sahibi G.Afrika'nın yanında Fransa, Uruguay ve Meksika'yı bir araya getiren A Grubu'nda yaşanacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğim kadarıyla şu ana kadar evsahibi olup da gruptan çıkamayan herhangi bir ülke olmadı Dünya Kupası tarihinde. Kadro kalitesi ve form durumuna bakıldığında G.Afrika bu açıdan bir ilk olmaya aday. Açıkçası bölük pörçük hazırlık maçları dışında takım hakkında fazla bilgim yok. Geçen yıl Konfederasyon Kupası'nda o kadar boş bir takım olmadıkları görülmüştü aslında ve orada başta bekler Gaxa ve Masilela olmak üzere birkça oyuncu dikkatimi de çekmişti. Şimdi başlarında çok tecrübeli ve bu kupayı önceden kazanmış olan ancak orta kaliteli takımlarda herhangi bir başarı kazanamamış Parreira var. Bafana Bafanalar onun klasik sabırlı, düşük tempoya dayalı oyun anlayışını sahaya koyabilseler dahi, bir yerde sonuca gidecek kaliteli isimler gerekecek. &amp;nbsp;Gruptan çıkmaları ilk maçta alacakları sonuca bağlı biraz da. Meksika önünde galibiyet onları seyircileriyle birlikte ileri taşıyabilir. Vuvuzelalar onlar için çalacak sonuçta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meksika'yı hazırlık maçlarında İngiltere ve İtalya önünde izleyenler birbirinden çok farklı iki takım gördüler. Ancak, esasında iki maçın da ortaya koyduğu ortak bir sonuç vardı. Meksika'nın oyun planı&amp;nbsp;yerden kısa paslar ve hücum oyuncularının dripling kapasitesi sayesinde hızlı hücum etmeye dayalı. Bu planla ne orta saha defans bütünleşmesini iyi sağlayan takımlara karşı baskı kurmak ne de etkili bir hücum pres karşısında oyunun hakimiyetini elde tutmak mümkün. Ancak yine de kötümser olamay gerek yok çünkü çok tecrübeli oyuncuların yanında yeniden patlamaya hazır genç yıldızları da var ki bunlardan bizim çocuk&amp;nbsp;Giovani'yi ayrı bir gözel takip edeceğim. &amp;nbsp;Özellikle Uruguay'la oynayacakları maç (umarım iki takım da iddiasını sürdürerek çıkar o maça) çok zevkli olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uruguay, geçen sezonun en formda golcülerinden ikisine ve iyi bir savunma hattına sahip olmasının avantajıyla gidebileceği yere kadar gitmek istiyor. Gerçekten de birbirinden çok farklı tipte iki oyuncu olan Forlan ve Suarez'în ikisini birden durdurmak savunmalar için çok güç olacak. 2002'de aynı grupta oldukları Fransa'ya çelme takmayı başarsalar da gruptan çıkamamışlardı. Bu sefer ikisinin birden gruptan çıkmama ihtimali bir hayli az görünüyor. Yedekteki golcü Cavani'den de&amp;nbsp;ayrı bi cümlede bahsetmek gerek. Çok ilginç bir stili olan Palermo'nun golcüsü&amp;nbsp;sürpriz roller üstlenerek çıkış yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransa'nın kadrosundaki isimler birçok ülkenin hocasının hayallerini, Fransa'nın hocası ise birçok futbolseverin kabuslarını süslüyor. Gerçekten de bu kadar eleştirilen ve bu deleştirileri haskız çıkaracak bir başarı öytüsünü de yazamamış olan Domenech'in öğrencileri ne yapacakalrı önceden kestirilemeyen ve belki de en çok merak edilen&amp;nbsp;takım. Grupta birinci olmayı başarabilirlerse çeyrek final yolu açık görünüyor ki, 2006'da da herkesi&amp;nbsp;şaşırtan biçimde finale ulaşan bir takımın&amp;nbsp;aynı başarıyı tekrarlaması mümkün olmaz. Bu kez hücum ağırlıklı bir 4-3-3 deneyeceklerine dair haberler okudum ama hazırlık maçlarını seyredemediğimden yorum yapamıyorum.&amp;nbsp;Gerçi Çin'e 1-0 yenilip, Tunus'la&amp;nbsp;1-1&amp;nbsp;berabere&amp;nbsp;kaldıkları maçlar umarım ki gerçekten ölçü sayılmayacak niteliktedir. Kupada&amp;nbsp;yeni Zidane yakıştırmasını hak etmeye en yakın potansiyele&amp;nbsp;sahip oyuncu olan ancak istikrarsızlıktan muzdarip Gourcuff'ün neler yapabileceğini merak ediyorum.Tabii ayrıca, Benzema'nın&amp;nbsp;olmadığı kadroda Gignac ve Cisse'nin atacağı gollerle yapacakları katkılar takımı taşıyabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-1671903303911067971?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/1671903303911067971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/grubu-asl-olum-grubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1671903303911067971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/1671903303911067971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/grubu-asl-olum-grubu.html' title='A Grubu: Asıl ölüm grubu'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-4395894386719226101</id><published>2010-06-06T04:50:00.000+02:00</published><updated>2010-06-06T04:50:04.896+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Favorimi açıklıyorum</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAsMxY49PUI/AAAAAAAAAQs/py4eXUL0eCU/s1600/3+lions.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAsMxY49PUI/AAAAAAAAAQs/py4eXUL0eCU/s320/3+lions.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta içinde mümkün olduğu kadar hazırlık maçlarını, son haberleri takip etmeye çalıştım. Bu çerçevede, yarından itibaren tek tek her grup için neler düşündüğümü buraya aktaracağım bir aksilik olmazsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazılarda daha detaylı ortaya çıkacaktır&amp;nbsp;ancak buradan favorimi açıklamamın bir sakıncası yok. İngiltere, 44 yıl süren özleme son verebilir ve kupayı Ada'ya götürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Capello, dünya futbolunun sayılı taktik ustalarından biri. Elindeki oyuncu grubundan&amp;nbsp;nasıl maksimum düzeyde&amp;nbsp;verim alacağını her zaman bilen birisi olmasının yanında İngiltere'nin başında da hatırı sayılır bir tecrübe kazandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rooney, sezon sonuna doğru, sakatlık etkisiyle formunda düşüş yaşansa da gol yeteneklerinin ne denli geliştiğini ortaya koyduğu bir yıl geçirdi. Benim gördüğüm, inanılmaz bir özgüvenle kendisinin dünyanın en iyi oyuncusu olduğunu düşündüğü izlenimi veriyor. Doğal olarak, bunu kanıtlmak için kupayı istiyor ve onun gibi bir silahın, hırsını Capello yönetiminde olumlu biçimde yönlendirmesi muhtemel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerrard, zaten futbol hayatının en olgun dönemini yaşadığının sinyallerini veriyordu, bir de üzerine kaptanlık sorumluluğunu üstlenecek. Onun saha içi liderlik vasıflarının ne denli yüksek olduğunu, takımını&amp;nbsp;nasıl ateşlediğini&amp;nbsp;Liverpool'dan biliyoruz. (bkz. 2005 Şampiyonlar Ligi finali) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğerr oyuncular arasında da başta Lampard ve Terry olmak üzere&amp;nbsp; kupaya giden bir takımı taşıyacak kapasiede isimler var ama buraya 23 kişinin özelliklerini yazmaya gerek yok:) Saha içindeki bu faktörlerin yanında, kupanın İspanya'nın bulunduğu grupla birlikte en kolay grubuna düşmeleri ve yarı finale kadar yollarının açık görünmesinin de büyük avantaj olduğunu söylemeden geçmemek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ben her zamanki gibi Hollanda'yı destekliyorum, yılmadan:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-4395894386719226101?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/4395894386719226101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/favorimi-acklyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4395894386719226101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4395894386719226101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/favorimi-acklyorum.html' title='Favorimi açıklıyorum'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAsMxY49PUI/AAAAAAAAAQs/py4eXUL0eCU/s72-c/3+lions.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-4050162177723736181</id><published>2010-06-06T04:02:00.000+02:00</published><updated>2010-06-06T04:02:40.300+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Kupa sakata gelirken</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAsBE8WohdI/AAAAAAAAAQk/bhsZbUgCftU/s1600/robben+dutch.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAsBE8WohdI/AAAAAAAAAQk/bhsZbUgCftU/s320/robben+dutch.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kupanın başlamasına 5 gün kala takımların son durumu hakkında iyiden iyiye fikir sahibi olmaya başlamışken, günbegün gelen sakatlık haberleri keyfimi kaçırdı açıkçası. Ballack, Rio Ferdinand, Obi Mikel, Pirlo, Drogba ve en son haberlere göre Robben, Güney&amp;nbsp;Afrika'da sahne alamayacaklar. İngiltere, Ferdinand'ın yerini doldurur diyelim ama diğer saydığım isimler takımlarının en önemli oyuncuları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kez Afrika kıtasında düzenlenecek Dünya Kupası'nda bir Afrika takımının bugüne kadarki en büyük başarısı olan Çeyrek Final'i aşmasının mümkün olabileceğini&amp;nbsp;dile getiren ve bunun gerçek olmasını isteyen on milyonlarca insan var. Her ne kadar "Ölüm Grubu"nda yer alsa&amp;nbsp;da bunu gerçekleştirme potansiyeline sahip olduğunu söyleyebileceğimiz ilk takım olan Fildişi Sahili'nin kaptanı, golcüsü, yıldızı, ruhu, kısaca "her şeyi" olan Drogba'nın yokluğu büyük bir yıkım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir Afrika takımı Nijerya, görece rahat bir grupta olmasına karşın, mevcut kadro kalitesi eski günlerindekinden bir hayli uzak görünüyor.&amp;nbsp;Yine fizik&amp;nbsp;gücü yüksek, atletik oyuncuları var ama&amp;nbsp;Nijerya için "beyin" görevi gören Obi Mikel'in yokluğunda nasıl bir oyun bilinci sergileyecekleri meçhul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bütün bu sakatlıklar içinde benim içimi en çok acıtan, elbette&amp;nbsp;dün Hollanda'nın Macaristan'ı 6-1 yendiği maçta son dakikalarda sakatlandığını öğrendiğim Robben'in durumu. Henüz Kupa'yı kaçırıp kaçırmayacağı konusunda kesin bir bilgi yok ama büyük bir olasılıkla kariyerinin en yüksek form düzeyine ulaştığı sezonun sonunu böyle bir şöleni yaşayarak göremeyecek. Zaten bu kadar yetenekli olduğu halde,&amp;nbsp;onu, Messi, Ronaldo vs. gibilerinden bir kademe geride saymamızın&amp;nbsp;nedeni de bu sakatlıkları oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki Hollanda son maçlarda çok iyi sinyaller veriyor ve beni umutlandırıyodu.&amp;nbsp;Tempoyu kendilerinin dikte ettirebildikleri, pas trafiğini doğru düzgün yaralayabildikleri ve hızlarının kesilmediği maçlarda çok akıcı bir biçimde gole gidiyorlar ama&amp;nbsp;oyun istedikleri gibi akmadığı zamanda sahneye çıkacak esas oğlanı kaybettiler. Kadroda başka yıldızlar da var elbette&amp;nbsp;ama Robben'in yeri ayrı, somutlaştırmak için bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Arjantin'in Messi'yi kaybetmesi onlar için daha az yıkıcı olurdu. (Umarım bu bir şom ağızlılık&amp;nbsp;ifadesi olmaz Messi de sağ salim sahnede yerini alır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakatlık haberleri güç dengelerini&amp;nbsp;belirgin biçimde değiştiriyor. Dileyelim ki bu serinin arkası gelmesin.&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-4050162177723736181?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/4050162177723736181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-sakata-gelirken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4050162177723736181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4050162177723736181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/06/kupa-sakata-gelirken.html' title='Kupa sakata gelirken'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAsBE8WohdI/AAAAAAAAAQk/bhsZbUgCftU/s72-c/robben+dutch.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-5755708621796219735</id><published>2010-05-31T03:45:00.000+02:00</published><updated>2010-05-31T03:45:25.970+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>Dünya Kupası'nın 33. takımı</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAMUpCSQypI/AAAAAAAAAQc/Lf1UUe0ddUc/s1600/Arda+T%C3%BCrkiye.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAMUpCSQypI/AAAAAAAAAQc/Lf1UUe0ddUc/s320/Arda+T%C3%BCrkiye.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;11 Haziran-11 Temmuz arasında Dünya Kupası'nda mücadele edecek 32 takım elbette FIFA Sıralamasının ilk 32&amp;nbsp;takımı değil. Organizasyonda dünyanın her bir tarafının temsil edilmesi için&amp;nbsp;böyle bir eleme sisteminin şart olduğunu tartışmak dahi abes. Ancak, sınırlı kontenjan yüzünden elemede takılıp G.Afirka'ya gidemeyenleri de anacak bir fikir cimnastiği yapmak da ayıp değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben de, çoğunluğu Avrupa'dan olmak üzere kupaya gidemeyen ülkelerin yıldızlarından bir 23 kişilik takım oluşturdum. Takım ruhu, motivasyon gibi kozlardan mahrum olmalarına rağmen Kupa'da mücadele etselerdi en az çeyrek finale ulaşacak bir kadro kalitesine sahip olurlardı diye düşünüyorum.Şunu koymamışsın veya bunun ne işi var takımda gibi yorumlara her zaman açık olduğumu ve ülkeler arasında denge gözetmeye özen gösterdiğimi de hatırlatmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte 33. takım: (4-1-3-2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cech (Çek Cum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Corluka (Hırvatistan)&lt;br /&gt;Kompany (Belçika)&lt;br /&gt;Chivu (Romanya)&lt;br /&gt;Zhirkov (Rusya)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fletcher (İskoçya)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modric (Hırvatistan)&lt;br /&gt;Arshavin (Rusya)&lt;br /&gt;Arda (Türkiye)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahimoviç (İsveç)&lt;br /&gt;Dzeko (Bosna Hersek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedekler:&lt;br /&gt;Akinfeev (Rusya)&lt;br /&gt;Given (İrlanda)&lt;br /&gt;Srna (Hırvatistan)&lt;br /&gt;Chygrinsky (Ukrayna)&lt;br /&gt;Bale (Galler)&lt;br /&gt;Fellaini (Belçika)&lt;br /&gt;Hamit (Türkiye)&lt;br /&gt;Vargas (Peru)&lt;br /&gt;Vucinic (Karadağ)&lt;br /&gt;Baros (Çek Cum.)&lt;br /&gt;Chamakh (Fas)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-5755708621796219735?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/5755708621796219735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/dunya-kupasnn-33-takm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5755708621796219735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/5755708621796219735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/dunya-kupasnn-33-takm.html' title='Dünya Kupası&apos;nın 33. takımı'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAMUpCSQypI/AAAAAAAAAQc/Lf1UUe0ddUc/s72-c/Arda+T%C3%BCrkiye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-6920762734016923648</id><published>2010-05-31T03:19:00.000+02:00</published><updated>2010-05-31T03:19:07.457+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2010 Dünya Kupası'/><title type='text'>12 gün kala</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAMLCgD9rLI/AAAAAAAAAQU/wnSaP_42e-U/s1600/fwclogo.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAMLCgD9rLI/AAAAAAAAAQU/wnSaP_42e-U/s320/fwclogo.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Her yıl tekrarlanan senaryo gereği, 2010'un bahar ayları da hızla geride kaldı. Bilenler bilir çift senelerin Haziran aylarının benim için tek bir anlamı vardır. Dünya Kupası ya da Avrupa Şampiyonası. Nitekim, &amp;nbsp;11 Haziran'dan itibaren, elbette iş-güç durumları elverdiği ölçüde, yine kendimi "insan, sosyal bir hayvandır" sözünü haksız çıkaracak ölçüde bir inzivaya çekmeye hazırlanıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir haftadır, yani Şampiyonlar Ligi finalinden bu yana bloga dokunmamamın esas sebebi de&amp;nbsp;biraz buna bağlı aslında. Dünya Kupası öncesi tabir caizse futbol nadasına bıraktım zihnimi. Gerçi siz futbolu bıraktığınızı sansanız da futbol&amp;nbsp;sizi bırakmıyor. Özellikle çok umutlandığım ve çok istediğim Euro 2016'yı Fransa'ya kaptırmamızla sonuçlanan süreci kaçıramazdım elbette. Yalan söylemeyeyim, takımlarla ilgili haberleri de takip etmeye çalıştım. Ama&amp;nbsp;İngiltere-Meksika maçı dışında hazırlık maçı izlemedim mesela. Bizim millilerin ABD turnesini&amp;nbsp;de özetlerden takip ettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta burada harika bir festival olması da durumu kolaylaştırdı aslında. Santana, BB King, Sting gibi isimleri ve farklı türlerden birçok Ortadoğu ve Afrikalı müzisyeni &lt;em&gt;Mawazine&amp;nbsp;&lt;/em&gt;kapsamında Rabat'ta izleme fırsatı bulduım.Keşke&amp;nbsp;&lt;a href="http://cekmekaset.blogspot.com/"&gt;çekmekaset&lt;/a&gt;'teki dostlarım kadar birikimim olsaydı da biraz bahsedebilseydim konserlerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse sonuçta bu haftadan itibaren futbol heyecanına geri dönüş yapıyorum. Tek tek bütün gruplarla ilgili düşündüklerimi, sürpriz takımları, sevdiğim ve parlayacağına inandığım oyuncuları, ilginç tesadüfleri vs. buradan paylaşmaya çalışacağım. Ayrıca "kupayı kim alır sence?" diye sorulursa, cevabım İngiltere. Bunu da &amp;nbsp;şimdiden söylemiş olayım:)&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-6920762734016923648?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/6920762734016923648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/12-gun-kala.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6920762734016923648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/6920762734016923648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/12-gun-kala.html' title='12 gün kala'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/TAMLCgD9rLI/AAAAAAAAAQU/wnSaP_42e-U/s72-c/fwclogo.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-7041905088871263937</id><published>2010-05-24T03:41:00.000+02:00</published><updated>2010-05-24T03:41:56.067+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şampiyonlar Ligi'/><title type='text'>Avrupa'nın en büyüğü Inter</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S_nZQM9ObjI/AAAAAAAAAQM/KEU0rbF0yoY/s1600/inter+%C5%9Fampiyon+2010.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S_nZQM9ObjI/AAAAAAAAAQM/KEU0rbF0yoY/s320/inter+%C5%9Fampiyon+2010.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;2009-2010 sezonunun tartışmasız en iyisi olan takım dün gece tacını giydi. Bu "tartışmasız en iyi" yorumum, Şampiyonlar Ligi kupasını alırken&amp;nbsp;kendi geldiği lig dışındaki en büyük 3 ligin bu sezonki şampiyonlarını safdışı bırakmalarından kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünkü maç öncesindeki&amp;nbsp;beklentiler büyük ölçüde gerçekleşti. Topa sahip olma oranı %66-34 lehine olsa da, hücumda Robben dışında alternatifsiz&amp;nbsp;kalmanın ve&amp;nbsp;başta Van Buyten olmak üzere çok ağır stoperlere sahip olmanın faturasını ödedi diyebiliriz bir yerde Bayern için. Mourinho'nun bu maçta yaptığı ek hamle, kağıt üzerindeki 4-3-3 sisteminde Milito'yu tamamlayan Eto'o ve Pandev'in esasında tipik birer kanat oyuncusuymuşcasına bekleriyle bir bütün halinde oynamalarıydı. Bu durum sistemi fiilen 4-4-1-1'e döndürdü ve Inter'in atakalrı ve golleri de bu 1-1 olan Sneijder ve milito'yla gerçekleşti. Pandev'in Robben'in kilitlenmesinde ve takımın hücuma çıkmasında özellikle ikili mücadelelerdeki kuvvetli görüntüsüyle ön plana çıktığını söylemek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Milito'ya ayrı bir paragraf açmak gerek. 31 yaşına kadar kariyerinde hep orta sınıf takımlarda oynamış Arjantinli santrfor bu sezonun kaderini belirleyen adam oldu. Hem 3 kupayı da getiren final maçlarındaki kritik gollere imza atan isimdi, hem de önceki turlarda Barcelona ve Chelsea'ye attığı goller farkı yaratan etkenler oldu. Şu anda Arjantin'in iştah kabartan hücum hattı için de muhtemelen Tevez ve Higuain'in önünde santrfor mevkii için ilk seçeneğe dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bütün dünya futbol kamuoyunun üzeirnde birleştiği gibi Inter'in tek büyük gerçek starı Jose Mourinho. Üstelik yalnızca bu hissi ve imajı vermesi dahi karşı taraf üzerinde yeterince&amp;nbsp;önemli bir psikolojik etki yaratırken, taktik zekasının uygulamasını her maçta oyuncularından almayı başarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sezon kupayı kaçırdığı için gelecek yılı şimdide iple çeken birçok takımın olması vaat edilen heyecanı arttırıyor. Gelecek sezon, gidenden&amp;nbsp;daha heyecanlı ve sürprizli olur&amp;nbsp;umarım.&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-7041905088871263937?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/7041905088871263937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/avrupann-en-buyugu-inter.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7041905088871263937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7041905088871263937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/avrupann-en-buyugu-inter.html' title='Avrupa&apos;nın en büyüğü Inter'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S_nZQM9ObjI/AAAAAAAAAQM/KEU0rbF0yoY/s72-c/inter+%C5%9Fampiyon+2010.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-7115703217838257651</id><published>2010-05-22T16:43:00.000+02:00</published><updated>2010-05-22T16:43:03.073+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şampiyonlar Ligi'/><title type='text'>Şampiyonlar Ligi final öncesi</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S_ftTzcZ95I/AAAAAAAAAQE/04Pkyj9liGM/s1600/trophy.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S_ftTzcZ95I/AAAAAAAAAQE/04Pkyj9liGM/s320/trophy.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dünya Kupası'nın başlamasına tam 20 gün kala, 2009-2010 sezonu müthiş bir kapanış galasıyla perde indirecek bu akşam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeyrek finaller öncesinde gönlümden geçen finalin adının Bayern-Inter olduğunu söylemiş birisi olarak bu akşam çok güzel ve çekişmeli bir maç olmasını bekliyorum elbette. İki takım da belki de sezon başında ummadıkları kadar güzel bir sezon yaşadılar ve ülkelerinde hem lig hem de kupa şampiyonu oldular. Şimdi 3. kupanın peşindeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Inter, bu yıl "dünya standartlarının üzerinde" olduğu söylenen Barcelona ve İngiltere'de duble yapmayı başaran Chelsea maçlarında da görüldüğü gibi rakibe alan bırakmayarak çok etkili bir savunma anlayışını sahaya yansıtabilen bir takım. Bu savunmada ön plana çıkan husus, takımın geriye gömülmekten çekinmemesi ve çoğu zaman savunmanın önünde oynayan&amp;nbsp;Cambiasso ve Chivu'nun&amp;nbsp;ilk müdahalenin ardından bariz bir şekilde stoperlerle bütünleşik&amp;nbsp;bir blo k halinde oynamaları.&amp;nbsp;Tabii bu durumda&amp;nbsp;ortadan Inter savunmasını delmek mümkün olmuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Inter'in en büyük artısı savunmanın yanında, buraya daha önce de yazdığım gibi halihazırda dünyanın en hızlı ve etkili biçimde karşı atağa çıkan takımı olması. Burada kilit oyuncu ise Sneijder. Sahanın bütününün farkında olan ve öldürücü paslarıyla bu bahsettiğim hızlı atakları genelde başlatan isim. Bu oyun yapısına son derece uygun olan Eto'o ve harika bir sezon geçiren Milito'nun varlığı tehdidin boyutunu arttırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayern'in oyun anlayışı ise orta sahayı çabuk geçmek üzerine kurulu. Bugüne kadar oynadıkları bütün maçlarda tempoyu yükseltip, topu savunmadan hemen çıkararak kanatlardaki Ribery ve Robben'e verdikten sonra set hücumuna geçtiklerini gördük. Burada R&amp;amp;R basketboldaki point guardlar gibi takımın hücum seçeneklerini belirleyen oyuncular olurken, Van Gaal'in çok efektif biçimde kullanmayı başardığı ve bence geçtiğimiz sezonun en iyi Bosman transferi olan Oliç mütemadiyen hareket ederek rakip savunmanın dengesini bozmaya çalışıyor. Zaten Gomez veya Klose gibi kağıt üzerinde daha iyi golcü diyebileceğimiz adamaların tercih edilmemesinde de bu durumun, yani bu iki ismin nispeten kolay kontrol edilebilmesinin payı büyük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akşam Ribery'nin yerine Hamit oynayacak. Bu durum Inter'de tehdidin azaldığı algısını beraberinde getirerek bütün dikkati Robben'in üzerine çekebilir. Fakat Hamit'in de&amp;nbsp;Ribery gibi fantastik çalımlar atamasa veya ani hızlanmalarla adam geçemese de önemli artıları var. Birincisi Maicon'un tehlikeli çıkışlarını önleyecek olması, ikincisi de yüksek fizik gücünün avantajıyla ikili mücadelelerden kaçmayan yapısının Inter orta sahasında yaratacağı sıkıntı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayern'in iki stoperi takımın en zayıf karnını oluşturuyor. Gerek yan toplarda gerek hızlı ataklarda sıkıntı yaşamaları ve Man Utd&amp;nbsp; maçında olduğu gibi kısa zamanda kalelerinde 3 gol birden görmeleri dahi muhtemel. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu verilerin ışığında Bayern'in topa daha çok sahip olacağını ve kaptan Van Bommel tarafından yönlendirilecek oyunun &amp;nbsp;ortalama standartlarına göre final psikolojisinin de etkisiyle daha düşük tempoda seyretymesi muhtemel. Sağ kanatta topu alıp genelde içeriye doğru driplinglerle şut ya da öldürücü pas pozisyonu arayan Robben'in bu oyun anlayışı onu ortadaki girdaba çekmek isteyecek Inter'in işine gelecektir. O yüzden maçın gidişatına göre Robben ve Hamit'in yer değiştirmeleri mantıklı olabilir. Böylece maçın düğümünü çözecek bir Robben-Maicon düellosu izleyebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Inter'de Mourinho'nun ne yapacağını kestirmek çok güç. Maçın genelinin yukarıdaki gibi geçeceği fikrinde olsam da, Inter'in zaman zaman bütün&amp;nbsp; yakımı ileriye çıkartıp bölüm bölüm şok pres uygulayarak ani toplar kazanmasını da bekleyebiliriz. Bu durumda Inter'in atacağı bir gol Bayern'in bütün oyun yapısını bozacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki taktik ustasının satrançvari hamlelerini izleyecek olmak şimdiden heyecanlandırıyor beni. Son tahlilde Inter'i biraz daha avantajlı görüyorum ama her koşulda izlenmeye değer bir maç bizi bekliyor...&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-7115703217838257651?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/7115703217838257651/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/sampiyonlar-ligi-final-oncesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7115703217838257651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/7115703217838257651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/sampiyonlar-ligi-final-oncesi.html' title='Şampiyonlar Ligi final öncesi'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S_ftTzcZ95I/AAAAAAAAAQE/04Pkyj9liGM/s72-c/trophy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-2808586766809555124</id><published>2010-05-18T02:46:00.000+02:00</published><updated>2010-05-18T02:46:51.321+02:00</updated><title type='text'>17 Mayıs</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S_HjThEYl2I/AAAAAAAAAPk/ml2z5cern_0/s1600/17+may%C4%B1s+2000.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S_HjThEYl2I/AAAAAAAAAPk/ml2z5cern_0/s320/17+may%C4%B1s+2000.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;28 yıla yaklaşan hayatımımın en mutlu günü hangisiydi sorusuna verdiğim yanıt 10 yıldır değişmedi. Benzer bir başarı ya da daha büyüğü gelse dahi uzun yıllar da değişmeyecek muhtemelen. Çünkü o başarılar geldiğinde ne ben 18 yaşımın o heyecanını yaşıyor olacağım, ne de o mutluluk ilkinin yerini tutacak.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;10 yıl geçti, hala neyi kutluyorsun diye soranlar bu yazıyı okumasın lütfen, zira bunu ancak aynı hisleri paylaşanlar anlayabilir. Az&amp;nbsp;önce yine tüylerim diken diken izledim 2000 UEFA Kupası Finali'ni, her anının değerini bilerek, Galatasaraylı olmanın ayrıcalığını hissederek.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Kısa vadede önümüzdeki dönemde&amp;nbsp;bu başarının tekrarlanma&amp;nbsp;olasılığının az&amp;nbsp;olması&amp;nbsp;değil bu kupayı değerli kılan. Bu bir&amp;nbsp;eşikti atlanması gereken, içeri girdikten sonra benzer başarılar elbette gelecek uzun vadede. Bugün Türk takımları için Avrupa Kupaları'nda herhangi bir rakibe 5 gol atmak da sıradan, bir İsviçre takımını elemek de. Fakat Neuchatel maçını müstesna kılan bir şey var, anlatmak istediğim his tam olarak da bu.&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;Çünkü tesadüfle gelmedi bu kupa. Belki de rahmetli beyaz saçlı Alman'ın 84 yılında Florya'nın kapısından girmesiyle başlayan, Mustafa Denizli'nin Avrupa'da cesur oynamayı öğretmesiyle devam eden, Feldkamp'la tempo, pres gibi kavramlara aşina olmamızın ardından Fatih Terim'le 3 sene üst üste şampiyonluk süreciyle&amp;nbsp;adım adım kurulan bir yapılanmayla geldi. 11 Ağustos 1999'da Viyana'da Ercan Taner'in kulaklarımızda baki kalan Hagi, Hagi, Hagi sesleriyle başlayan ve Sami Yen'de Chelsea'den 5 yiyerek dibe vurduktan sonra akıl almaz bir sıçrama göstererek arka arkaya 11 maç yenilmeden kupaya uzanan bir takımın hikayesi...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Fatih Terim'in (şu anda nedense unuttuğumuz) taktik dehasının, kurduğu 3 bücürlü dünyanın en iyi oyunbozan orta sahasının hikayesi, Milan maçında 90'daki penaltıyı soğukkanlılıkla doğru yere göndermeyi sağlayan "Ümit"in hikayesi. Dünya Kupası sahibi bir kalecinin tecrübesinin yanında heyecanı olmadan hiçbir işe yaramayacağını gösteren "çok güzel" kalecisinin hikayesi. Hakkında ne desem az kalacak, belki de geldiği gün kupaya giden süreci başlatan "10"un hikayesi. Bologna maçında havada asılı kalan, Dortmund'da sol ayağıyla 90'ı, Leeds'te en güzel yerinden çerçeveyi gören Kral'ın hikayesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her izlediğimde ağlatan o müthiş 17 Mayıs belgesel DVD'sinde yazdığı gibi: "Tek ihtimali olan insanların hikayesi"&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-2808586766809555124?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/2808586766809555124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/17-mays.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2808586766809555124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/2808586766809555124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/17-mays.html' title='17 Mayıs'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S_HjThEYl2I/AAAAAAAAAPk/ml2z5cern_0/s72-c/17+may%C4%B1s+2000.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-9107815780179053232</id><published>2010-05-14T01:47:00.000+02:00</published><updated>2010-05-14T01:47:57.229+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Galatasaray'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Transfer'/><title type='text'>Mehmet Topal ve Valencia</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S-yPniWRQ9I/AAAAAAAAAPc/Z9KJdh1u65c/s1600/mehmet+topal.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S-yPniWRQ9I/AAAAAAAAAPc/Z9KJdh1u65c/s320/mehmet+topal.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Artık geride bıraktığımız 2009-2010 sezonunda Galatasaray'ın en çok aksayan bölgesinin, özellikle son haftalarda değişmez ismi olan Mehmet Topal, kendi kariyeri için çok büyük bir adım olarak değerlendirilebilecek bir transferle Valencia'nın yolunu tuttu. Galatasaray, son yılların en iyi kadrosunu kurmasına rağmen Şampiyonlar Ligi'ne gidemezken o büyük ihtimal ilk kez 2006 Eylül'ünde Anfield'da ürkek adımlarla çıktığı&amp;nbsp;büyük organizasyonda sahne alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esesında bu transfer Topal'ın yanı sıra gerek Valencia, gerek Galatasaray için karlı oldu. Valencia, gelecek vaat eden bir oyuncuyu normal bir fiyata transfer etti. Avrupa tecrübesi olan, defansif yönü özellikle top çalma özellikleriyle çok verim alabilceği bir defansif orta sahaya sahip oldular. Galatasaray ise hem tüccar mantığıyla düşünürsek 1'e aldığını 5'e sattı, hem de performansını iyileştiremeyen, taraftarın gözünden düştü düşecek ve 2008'de zirveye çıktığından beri üzerine koymak bir yana aynı seviyeyi göremeyen bir oyuncusunun önünü açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önünü açtı dememin sebebi Mehmet Topal'ın potansiyeline ve kalitesine güveniyor olmam. Son 2 sezonda yaşadığı düşüşün Galatasaray'ın genel düşüşüne paralel olduğunu ve takımın oyun yapısının "ön libero" ya çok fazla yük bindirmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La Liga gibi teknik kapasitesi yüksek oyuncuların bulunduğu bir lige orta sahada oynayan bir oyuncunun yalnızca kesici olması yetmez. Topal'ın ilk senesinde uzaktan olur olmadık şutlar çektiğini, riskli ara paslar ve ters diyagonal paslar denediğini, zaman zaman da bunda başarılı olduğunu görüyoruz. Ama malesef ligimizde risk aldığınızda ve hata yaptığınızda karşılaştığınız tepki o kadar ağır oluyor ki bir daha risk almamayı tercih ediyor ve Maldonadolaşıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;Mehmet Topal'ın önünde şimdi çok kritik bir dönemeç var. Kendini geliştirerek, stilini benzettiğim Partick Viera'ya benzer bir oyuncuya dönüşmesi en büyük arzum. Günümüz futbolunda hücuma yönelik oyuncular 18-19 yaşlarında büyük yıldız olarak lanse edilirken onun mevkisindeki oyuncuların olgununun makbul olması bu yöndeki inancımı kuvvetlendiriyor. Önünde La Liga'da çok başarılı olmuş bir Nihat (lig itibarıyla) ve Galatasaray'da aynı şekilde taraftardan tepki almaya başlamışken 30'undan sonra efsaneleşen bir Tugay (mevki itibarıyla) örneği var. Başarılar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada 2008 yılında Galatasaray'ın Şampiyonluğunu getiren iskelet dağılıyor. Herkesin konuştuğu üzere Servet de ayrılacak büyük olasılıkla sezon sonunda. Arda da giderse eğer, bu 3 oyuncu üzerine Galatasaray'ın 6-7 yıllık geleceği inşa edilir düşüncesi daha taptazeyken rafa kalkmış olacak. Takımın yeni bir kimliğe ihtiyacı var demek ki. Umarım Rijkaard, gelişmiş bir oyun anlauyışının yanında böyle bir kimlik de getirmeyi başarır ya da bunun için çaba sarfeder. &lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-9107815780179053232?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/9107815780179053232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/mehmet-topal-ve-valencia.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/9107815780179053232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/9107815780179053232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/mehmet-topal-ve-valencia.html' title='Mehmet Topal ve Valencia'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S-yPniWRQ9I/AAAAAAAAAPc/Z9KJdh1u65c/s72-c/mehmet+topal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-4608176342799334019</id><published>2010-05-14T00:55:00.000+02:00</published><updated>2010-05-14T00:55:12.734+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='UEFA Avrupa Ligi'/><title type='text'>İlk şampiyon Atletico Madrid</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S-yDQ4wrZZI/AAAAAAAAAPU/T2GeoLX7brs/s1600/forlan.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S-yDQ4wrZZI/AAAAAAAAAPU/T2GeoLX7brs/s320/forlan.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;Dün oynanan UEFA Europa League finaliyle ilgili birçok şey zaten yazıldı çizildi görüldü. Esasen, maçtan önce çoğunluğun düşündüğü minvalde gerçekleşti final ve sonuçta kadro kalitesiyle ve özellikle de hücum hattıyla ağır basan Atletico uzatmada da olsa finali alıp götürdü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi Anfield'da uzatmalarda "final gidiyor artık" denirken sahneye çıktıktan sonra dün de uzatma devresinde golünü çok şık bir vuruşla atan Forlan'ı konuşuyor herkes. Villareal'e geldiğinden beri kariyerinde hep belli bir düzeyin üstünde olan Uruguaytlı golcü bunları hak ediyor elbette, Ali Sami Yen'de son dakikada Galatasaray'a ve Vicente Calderon'da Liverpool'a attığı golleri de sayınca kupayı getiren isim olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsetiğim bu iki maçın bir başka özelliği de Atletico'nun Avrupa Ligi'nde oynadığı 9 maç arasında normal sürede galip kapatmayı başardığı başka maç olmamsı. Tamam, yarı final ilk maçından başka mağlubiyetleri de yok ama garip geliyo yine de insana galibiyetsiz kupa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fulham ise herkesin alkışını kazanarak, peri masalına gerçekçi bir sonla veda etti. Fulham örneği hem Avrupa'da başarılı olmak isteyen Küçük ve Orta Büyüklüklteki Kulüpler (KOBİ'den esinlenerek KOBK olsun bunlar da)&amp;nbsp; hem de sınırsız ve sonunu düşünmeden harcama yapan Portsmouth gibi Premier Lig takımları için fevkalade bir model. Süper yıldızları yok, orta karar tecrübeli oyuncular ve onlardan maksimum verim almayı bilen bir hoca var. Herkesin rol dağılımı belli, kimse ucuz kahraman olmaya, kendini büyük takımlara pazarlamaya çalışmıyor. Zaten bu nedenle "takım olamayan" Juventus gibi marka takımları da, takım içi denge sorunu yaşayan Hamburg gibi takımları da, Lucescu gibi bir taktik dehasının son şampiyon Shaktar'ını da bu sayede eleyebildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Final&amp;nbsp;maçı beklendiği gibi geçti.&amp;nbsp;Fulham&amp;nbsp;ilk yarıda yediği gole hemen cevap vermeyi&amp;nbsp;başaramamış olsa,&amp;nbsp;ikinci yarıda farkın da&amp;nbsp;açılabileceğini düşünüyordum, zira Fulham'ın Atletico üzerinde baskı kurabilecek bir yapısı yoktu. Özellkle 4'lü savunmanın önünde oynayan Etuhu iyice stoperlerin arasına gömülmüş; kanatlardaki Duff ve Davies de&amp;nbsp;Simao ve Reyes'e göz kulak olmaktan hücuma destek veremez durumdaydılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci yarıda iki taraf da kupaya az vakit kaldığının bilincinde olarak rölantide&amp;nbsp;oynadılar. Aynı anlayış&amp;nbsp;4-5 dakikalık çeşitli karşılıklı parlamalar dışında uzatma devresinde de sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim gözümde finalin yıldızı Forlan'dan ziyade Agüero'dur. Özellikle son golde herhangi bir futbolcunun 116. dakikada depar atmaya tenezzül etmeyeceği bir topa koşup, yetişip, düzeltip, çalım&amp;nbsp;atıp, akıllıca&amp;nbsp;bir asist yapmasının yanı sıra bütün maç boyunca sergilediği istekli görüntü ve topu her ayağına aldığında ben yıldızım diyen bir hava yaymasıyla çok beğendim kendisini. Bir oyuncunun kendine değil, takımına oynayarak kendisini nasıl parlatabileceğinin canlı örneği oldu. İlk goldeki hatası dışında Ujfalusi'yi de çok beğendim, sürekli atak yapma ve rakibi zorlama arzusundan ötürü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, geçen senelerdeki saçma format terk edilince bu sene yeni bir çehreye bürünen Kupa 2'nin formatı tutmuştur diyebiliriz. Bu kupanın en büyük özelliği&amp;nbsp;gruptan çıkan ve ŞL'den gelen 32 takım kaldığında aralarından herkesin çeşitli faktörlerbirleştiğinde kupayı alabilecek seviyede olması. Bu da beklenmedik sonuçları ve çok ilginç eşleşmeleri beraberinde getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray'ı eleyen takım kupayı aldığı için içim buruk ama tebrikler ne diyelim:)&lt;br /&gt;&lt;a class="addthis_button_compact" href="http://addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;amp;username=xenonn"&gt;Share&lt;/a&gt; &lt;span class="addthis_separator"&gt;|&lt;/span&gt; &lt;a class="addthis_button_facebook" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_myspace" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_google" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;a class="addthis_button_twitter" href=""&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;script src="http://s7.addthis.com/js/250/addthis_widget.js#username=xenonn" type="text/javascript"&gt;&lt;/script&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5416298910718736267-4608176342799334019?l=sezlongyorumcusu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/feeds/4608176342799334019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/ilk-sampiyon-atletico-madrid.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4608176342799334019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5416298910718736267/posts/default/4608176342799334019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sezlongyorumcusu.blogspot.com/2010/05/ilk-sampiyon-atletico-madrid.html' title='İlk şampiyon Atletico Madrid'/><author><name>Sarp</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04816092515612226979</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S-yDQ4wrZZI/AAAAAAAAAPU/T2GeoLX7brs/s72-c/forlan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5416298910718736267.post-1692282142236643790</id><published>2010-05-04T00:19:00.000+02:00</published><updated>2010-05-04T00:19:53.020+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fransa'/><title type='text'>Platini'nin gözünden Fransız futbolu</title><content type='html'>&lt;div class="addthis_toolbox addthis_default_style" expr:addthis:title="data:post.title" expr:addthis:url="data:post.url"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S99L-GMf-BI/AAAAAAAAAPM/-nEoUGCPYgg/s1600/platini.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_7_TC09OoaMw/S99L-GMf-BI/AAAAAAAAAPM/-nEoUGCPYgg/s320/platini.jpg" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Michel Platini'nin, Fransız futbolunun "kült" ismi olduğunu bilmek için Fransız futbolunun her anını yakından takip etmek şart değil. Aslında, UEFA'nın 1 numaralı isminin Fransa futbolu üzerine ilginç yorumlarını içeren bu söyleşi Le Monde'da geçen Perşembe yayımlandı ve ben aradan geçen süre içinde yazıyı çevirip buraya koymayı düşündüğümden bu kadar gecikti. Neticede yazıyı çeviremedim ama koymadan da edemedim ve aşağıya kopyaladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen çok farklı tespitler içeren, dobra bir söyleşi olmuş. "Fransız kulüpleri de milli takım da hayal görmesin!" başlığını taşıyan söyleşide bir husus özellikle altının çizilmesini hak ediyor. Röportajı yapan kişi Lyon Başkanı Aulas'ın, İzlanda'daki volkan olayının ardından Münih'teki Bayern maçının ertelenmemesinden dolayı UEFA'yı suçladığını ve elenmelerini buna bağladığını söylüyor. Barcelona'dan asla böyle bir yakınma gelmediğini, Lyon'un yolculuğunun sadece 5-6 saat sürdüğünü ve aynı dönemde 35 saat yolculuk yapan Fransa Hentbol Milli Takımı'nın ağlamadığını söyleyen Platini'nin ayarı şahane: "Gerland'da da otelden otobüs yolculuğu yapmak zor geldiği için mi 3-0 yenildiler?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an için düşünün... Bu ülkede Şenes Erzik'e nasıl sallanıyordu zamanında. Ah o da Ali ŞEn'e böyle bir cevap verebilseydi keşke:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;em&gt;La sévère défaite de Lyon (3-0) face au Bayern Munich, mardi 27 avril, en demi-finale de la Ligue des champions le confirme, le titre européen reste hors de portée des clubs français. Le patron de l'Union des associations européennes de football (UEFA), Michel Platini, estime que les raisons ne sont pas seulement financières.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;em&gt;A l'exception de l'Olympique de Marseille, en 1993, aucun club français n'a remporté la Ligue des champions. Qu'est-ce qui leur manque ? &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;em&gt;C'est une longue histoire. En soixante ans, seulement quatre équipes françaises sont allées en finale, Reims, Saint-Etienne, l'OM et Monaco, contre vingt ou trente clubs italiens. Le football français a des dizaines d'années de retard, même s'il commence à les combler un peu. C'est un problème aussi vieux que le football européen.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;em&gt;Après la demi-finale aller perdue à Munich (1-0), le président de l'OL, Jean-Michel Aulas, vous a reproché d'avoir commis "une grosse erreur" en ne reportant pas le match alors que le trafic aérien était paralysé par l'éruption volcanique en Islande… &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;em&gt;Si je ne fais que des grosses erreurs comme ça dans ma vie, je serai très heureux. Il faut dire que j'ai passé beaucoup, beaucoup de temps en bus quand j'étais footballeur. Faire un peu de bus, ça fait du bien, ça soude une équipe ! Je n'ai pas entendu le Barça se plaindre. Si les Lyonnais ont perdu à Gerland, ça veut dire qu'ils ont fait un long voyage entre l'hôtel et le stade? J'ai entendu dire qu'il y avait dix heures de bus . J'ai regardé sur Mappy : il y avait cinq ou six heures. Ce n'est tout de même pas de ma faute s'il y a eu une éruption. Avec la grippe A, on avait pris des mesures pour jouer tous les matches. Ce n'est pas comme en championnat, avec la Coupe d'Europe, on ne peut pas reporter les matches. La finale est dans deux semaines, il fallait bien jouer les demi-finales. Les handballeurs français étaient en Islande. Ils ont fait 35 heures de bus [après avoir rejoint la Norvège en avion]. Je ne les ai pas entendus pleurer. Vous me direz que ce sont des handballeurs, pas des présidents de club. Mais les joueurs, on ne les a pas entendus se plaindre. Aulas, on le connaît.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;em&gt;Les clubs français se plaignent d'être défavorisés dans la compétition économique et de ne pas pouvoir retenir leurs meilleurs joueurs…&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;em&gt;Si les joueurs partent de France, ce n'est pas seulement pour des raisons d'argent. Moi, quand j'étais à Saint-Etienne, je n'ai rien gagné. A la Juve, j'ai tout gagné. Aujourd'hui, l'histoire du football européen de club n'est pas en France. L'histoire de l'équipe nationale, en revanche, redevient une histoire française: elle a commencé en 1984 avec l'Euro et a abouti aux victoires de 1
