11 Haziran 2012 Pazartesi

Euro 2012: D Grubu

D Grubu: Ukrayna, İsveç, İngiltere, Fransa



Yazıyı öyle bir geciktirdim ki neredeyse ilk maçlara yetiştirmem mümkün olmayacaktı. Neyse ki D Grubu'ndaki takımlar henüz sahaya çıkmadı, ben de bu yazının esas konsepti olan "öngörü" niteliğini kaybetmemeyi başardım.

Evsahibi Ukrayna aslında çektiği kura için kendini şanslı hissedebilirdi; diğer evsahibi Polonya'nın çektiği kura ve  kendilerinin ciddi bir gerileme içinde olduğu hesaba katılmasaydı. Mamafih, Ukrayna turnuvaya ciddi sıkıntılar içinde giriyor. Ülke zaten eski Başbakan Yulia Timoşenko'nun durumu ve Cumhurbaşkanı Yanukoviç'in "otoriter" eğilimleri yüzünden Batı'nın ağır eleştirileri altında. Birçok ülke de siyasi düzeyde turnuvayı boykot edeceğini açıkladı. Turnuva öncesindeki dönem tesislerin yetişip yetişmeyeceği sıkıntılarıyla geçmiş, birkaç ay önce de sokak hayvanlarının turnuvanın bekası için katledildikleri haberleri sosyal medyayı kaplamıştı. Neticede, Ukrayna evsahibi sempatisini haiz değil Avrupa kamuoyunda, futbol takımı bu sempatiyi sahada kazanabilir mi? Tymoschuk ve Shevchenko gibi saygı duyulacak üst düzey profesyonelleri saymazsak zor görünüyor. Neden mi? Çünkü, takım altın yılları geride bıraktı ve Aliev, Garmash gibi isimleri saymazsak kendini yenilenmeyi başaramadı. Futbolculuk kariyerine ne kadar saygı duysak da Blokhin, takımın oyun anlayışını da yenileyemedi. Ukrayna, çok statik ve düz bir futbol oynuyor. Ne bugünün futbolunun gerektirdiği hıza ne de tempoyu kontrol etmelerini sağlayacak pas kalitesine sahipler. Savunmaları da zayıf. yine de oyunun kaderini değiştirebilecek oyuncuları ve üst düzey bir fizik kaliteleri var. İlk maç evsahibi olmanın hevesiyle İsveç önünde alabilecekleri bir galibiyet öngörülen kaderi terse çevirebilir, ama bunun kolay olmadığını düşünüyorum. Sanırım en iyi senaryo, en azından ülke futbolunun efsane ismi Shevchenko'nun kariyerine kendi evinde gollerle veda etmesini dilemek olacak.

İsveç, turnuvaya en iyi 2. kontenjanından geldi. Elemelerde Hollanda yerine başka bir takıma düşselerdi gayet rahat grup lideri olabileceklerinin de sinyalini verdiler. İsveç'i konuşurken İbrahimoviç'i bir kenara takımın bütününü bir kenara koymak lazım. Kaleci Isaakson ve stoper Mellberg'in eskisine göre bir hayli gerilemiş olduğunu görmezden gelirsek, çok iyi bir takım kimyası var karşımızda. İskandinav ekolünün temel özelliklerini taşıyan ve aynı zamanda hızlı ve hücumu seven bir takım. Ljungberg ve Larsson gibi isimlerin Lagerback'ın sıkıcı takımı yerine Hamren'in takımında oynayabilmiş olmalarını isterdim.Ibrahimoviç'i bir parantez açmak lazım demiştim, ondan bahsedelim. Onun milli takımı sahiplendiğini ve kaptan olmanın sorumluluğunu yerine getirmek için çalışacağını biliyoruz, Avrupa'nın en yetenekli 7-8 oyuncusu arasında olduğunu da. Eğer Ibrahimoviç, standardının üzerine çıkıp, kendisini turnuvanın yıldızı yapabilecek, fark yaratabilecek bir performansı sahaya koyabilirse, İsveç hayal ettiğinin çok ötesinde yerlere gidebilir. Son olarak, Elmander'i büyük bir heyecanla izleyeceğimi de belirtmeden geçemeyeceğim.

Grubun babalarına gelince, ilginçtir Euro 2004'te de grubun açılış maçında karşılaşmışlar, İngilizlerin daha iyi oynadıkları maçı Zidane&Henry farkı Fransızlara getirmişti. Fransa, Euro 2008 ve Dünya Kupası'nda yaşadığı ve kabağın çoğunlukla haklı nedenlerle Domenech'in başına patladığı kabusların ardından, teknik adam olarak rüştünü ispat etmiş ve geçen yıl yaşanan ırkçılık temelli tartışmalarda da krizi iyi yöneterek saygınlığını korumayı başaran Laurent Blanc yönetiminde yenilenmeyi başarmış olarak Ukrayna'ya geliyor. Kadro, yedeklerle birlikte düşünüldüğünde derin ve göz kamaştırıcı. Savunma hattı yeterince sağlam, hücumda ise Fransa U17 takımını 2004'te Avrupa Şampiyonluğu'na taşıyan Nasri-Ben Arfa-Menez-Benzema dörtlüsü buluşup yanlarına Ribery'i de almış şekilde karşımızda olacaklar. Blanc, sistemi oturttuktan sonra 20 maçtır yenilmediklerini ve hazırlık maçlarının en sükse yaratan takımı olduklarını da es geçmemek lazım. Fransa, turnuvadaki takımlar arasında oyunun yönünü en efektif ve en hızlı biçimde değiştiren takım. Üstelik bitirici noktada da sağlam isimler var ve özellikle Benzema çok formda. İngiltere'yi yenmeyi başarırlarsa havaya girip finale doğru yürüyebilirler. Şu ana kadar Almanya ve İspanya'yı izlemiş olarak, konuşmak için erken olsa da bu ihtimali göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.

İngiltere, dünyada hakkında en çok konuşulan, spekülasyon ve dedikodu üretilen milli takım belki de. Bunun temel sebebi "düşman başına" diyebileceğimiz bir medya. Buna karşılık ortada enteresan bir paradoks var. Dünyanın en çok bilinen takımının, Hudgson yönetiminde nasıl bir anlayışla sahada olacağı, neler yapacağı meçhul, tam bir kapalı kutu yani. Üstelik bu kez beklentiler düşük. Turnuva öncesinde bir takımın başına gelebilecek bütün aksiliklerin onları bulmuş olması da cabası. Detaylara girmiyorum, dostum Çetin Cem Yılmaz'ın yazısında en leziz halini bulabilirsiniz. Bu duruma epik bir hikaye yakışır artık. İlk 2 maç cezasından ötürü oynayamayacak Rooney'nin son maçta Ukrayna karşısında son dakika golüyle takımını Çeyrek Final'e çıkarması sonra havaya giren İngiltere'nin finale yükselip penaltılarla kaybetmesi gibi...Umarım en kötü senaryo olup da Fransa ve İsveç'e yenilip evine dönmez İngiltere. Umarım diyorum, çünkü olmayacak bir şey değil.




Share |

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder